Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


Komünistler Birliği II (1847-1852)

Yazan

 

  

G      Ö     R     Ü     Ş

  

Komünistler Birliği II (1847-1852)

 

Gülsen Güner

“Bu şikayetlerin neye faydası var? Bunlar, harekete geçmek yerine
feryadı-figan etmeyi, günümüzün ahmakça bir alışkanlığı haline
getirmişlerdir. Biz, bu acınası delileri, bu, özgürlüğün mezar kazıc-
ılarını kendi hallerine bırakıyoruz. Bir devrimcinin görevi, her zaman
mücadele etmektir; her şeye rağmen mücadele etmektir; ölene
kadar mücadele etmektir.”
Blanqui

Başlangıçta iki bölüm olarak düşünülen, fakat araştırma süreci içinde zorunlu olarak üç bölüme çıkan bu çalışmanın ilk bölümü, Teori ve Politika’nın 66. sayısında yayımlandı. Burada esas olarak Marx/Engels ile Komünistler Birliği’ni oluşturan Haklılar Birliği’nin Schapper ve Moll gibi eski kadroları arasındaki teorik ve politik farklılıklar incelenerek, Haklılar Birliği’nde temsilini bulan “Devrimci İşçi Hareketi“ ile Marx/Engels’in kurucusu oldukları Tarih Biliminin, Engels’in iddiasının tersine, birbirinin içinde eriyip kaynaşmadığı tezi savunuldu. Buna göre 1847 yılı sonuna gelindiğinde Marx/Engels, Haklılar Birliği’nin Schapper ve Moll gibi önder kadrolarını, iddia ettikleri gibi teorik meselelerde ikna ederek kendi “bilimsel sosyalizm” anlayışlarına değil, aksine, proleter hareketin görev ve hedeflerini burjuvaziyi desteklemeye indirgeyen kendi pratik/politik çizgilerine ikna etmişlerdir. Bu “ikna” sonucunda örgüt liderliği 1848 devrimi arifesinde, Marx/Engels’in savunduğu burjuva ilerlemeci devrim çizgisine, “çelişkilerle dolu” da olsa, gelmiştir.

Çalışmanın bu sayıdaki ikinci bölümünde ise, Marx/Engels ve Komünistler Birliği’nin Gottschalk, Willich, Moll ve Schapper gibi önder kadrolarının 1848/49 devrimindeki konumlanışları, Marksizmin politika bileşeninin olmazsa olmaz koşulu olan, pratik/politik devrimcilik açısından incelenecektir.

Aydınlanmacı Marksizm, 1848/49 devriminin tarih yazımını kendi anlayışına uygun olarak sadece Marx/Engels üzerinden yaparken, Komünistler Birliği’nin yukarıda adları zikredilen önder kadrolarını neredeyse yok saymıştır. Bu incelemede yapılan tarihsel kazı çalışması, üzeri örtülerek yok sayılanların, ezilenlerin komünizm davasının tarih yazımına dahil edilme çabası olarak okunmalıdır.

Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise esas olarak, 1850 yılında Londra’da yaşanan tartışmalar ve hemen arkasından gelen, Komünistler Birliği’nin bölünmesinin teorik/politik nedenleri üzerinde durulacaktır.

Marx: İllegal örgütün tek yetkili sorumlusu

Paris’te Şubat 1848 devriminin patlaması, Marx’ın yaşadığı Brüksel’de radikaller ve politik mülteciler arasında da heyecanla karşılanır. Bu durumu tehdit olarak algılayan Belçika Krallığı hükümeti, politik mültecilerin faaliyetlerini izlemeye başlar. 27 Şubat 1848’de Brüksel’de, Paris devrimini selamlamak için yapılan gösteri sonrasında çıkan çatışmada polis, gözaltına aldığı Komünistler Birliği üyesi Wolff’un üzerinde bir hançer bulur. Marx’ın yazdığına göre dayaktan gözü morartılan Wolff, bir hafta içerde tutulduktan sonra Paris’e sınırdışı edilir (MEW 4, ss. 611-612).

Bu arada Marx’ın politik faaliyetlerini de dikkatle izleyen Belçika polisi[1], 3 Mart 1848’de ondan ülkeyi en geç 24 saat içinde terk etmesini ister. Marx da zaten Brüksel’de kalmaya değil, Paris’e gitmeye niyetlidir; çünkü Schapper, Moll ve Bauer’den oluşan Londra’daki Komünistler Birliği merkez komitesi, kendisini dağıtıp tüm yetkilerini, Marx/Engels’in de içinde yer aldığı Brüksel’deki bölge komitesine devrederek, Paris’e geçme kararı almıştır.

Londra’daki merkez komitesinin kendi yetkisini nasıl ve hangi koşullarda Brüksel’deki komiteye devrettiği bilinmiyor; çünkü bu kararla ilgili yazılı bir doküman yoktur (BdK 1 1970, s. 1095). Londra’da bulunan merkez komitesinin böyle bir karar aldığı Marx, Engels, Gigot, Fischer ve Steingens’ın katıldığı, Brüksel komitesinin Marx’ın evinde 3 Mart 1848 akşamı yaptığı toplantı notlarında yer almaktadır (Hundt 1993, s. 420).

Marx/Engels Paris’e geçmeden önce yapılan bu toplantı, Londra’daki merkez komitesinin kendisini feshedip, elindeki tüm yetkiyi Komünistler Birliği’nin Brüksel komitesine devrederek Paris’e geçmesi nedeniyle, fiili olarak bir merkez komitesi toplantısıdır. Bu geçici merkez komitesi de yaptığı toplantıda, içinde bulunulan anda “devrimci hareketin merkezinin Paris” olması nedeniyle Paris’e gitme ve yeni dönemin koşullarının gerektirdiği, “bütün gücü tek bir elde merkezileştiren, kesinlikle enerjik ve illegal bir liderliğin oluşturulması” kararını alarak, kendisini fesheder ve teşkilatla ilgili tüm yetkiyi, kısa sürede oluşturulacak “yeni merkez komitesine ve bu komitenin ileride hazırlayacağı kongreye karşı sorumlu olmak kaydıyla”, Marx’a devreder.

Buna göre Marx, sahip olduğu bütün yetkileri ve sorumluluğu kullanarak, bu göreve en uygun örgüt üyelerinden kendisinin bizzat seçeceği yeni bir merkez komitesi oluşturacak ve bu merkez komitesi de örgütü kongreye taşıyacaktır. Kendini fesheden Brüksel merkez komitesi bu toplantıda Marx’ı olağanüstü yetkilerle donatarak, örgütün yegâne sorumlusu yapar. Bu kararın altında Marx/ Engels’in imzalarının yanında, merkez komite üyeleri olarak geçen Fischer, Gigot ve Steingens’in imzaları her ne kadar olsa da (MEW 4, s. 607), bu isimlerin örgüt içinde hiç bir etkileri görülmediğinden, Marx’ın, teşkilatın tek yetkilisi olarak seçilmesinde, esas olarak Marx’ın ve Engels’in imzalarının belirleyici olduğu ileri sürülecektir.

Toplantıya katılanlar o gece henüz yeni evi terk etmişken, polis evi basarak toplantı protokollerine el koyar[2] ve Marx’la eşi Jenny’yi gözaltına alır. Geceyi nezarethanede geçiren Karl ve Jenny Marx ertesi gün ailece, Fransa’da devrim sonrası kurulan geçici hükümet üyesi Flacon’un, kendilerine gönderdiği davetiyeyle birlikte Paris’e geçerler (Sperber 2013, s. 223).

Paris: Devrimin yüreği

Devrimin Paris’i, barikat savaşlarının izleriyle dolu ve yoksul, fakat halk coşku içindedir. Almanya’da yayımlanan burjuva Mainz Enformasyon Gazetesi, içine girilen yeni sürecin özel bir belirtisi olarak, işçilerin kendileri için çizilen sınırları çiğnediklerini, devleti, sosyalist yapılanmalar noktasında sıkıştırdıklarını ve hali hazırdaki en büyük tehlikenin de, burada yattığını yazar (Schreapler 1972, s. 221). Gazete haklıdır; çünkü Paris’te proleterlerin kızıl bayrağı, şehrin egemen olunan her yerinde göndere çekilmiş; bir ay içinde Blankistlerin politik etkisiyle 200.000 üyeye ulaşan işçi dernekleri ve diğer sosyalist gruplara ait dernekler her yerden mantar biter gibi ortaya çıkmıştır (Hundt 1993, s. 463). Her gün, emekçi halkın, yoksulların tarafında olan yeni gazeteler, broşürler, bildiriler yayımlanırken, Paris, gürül gürül çağlayan ve ezilenleri içine çeken bir politik yaşamla dolup taşar hale gelmiştir.

Paris’te alev alan devrim ateşinin burayla sınırlı kalmayacağı, tüm Avrupa’ya sıçrayacağı düşüncesi, o yıllarda bütün devrimciler arasında yaygın olarak paylaşılan bir görüştür. Devrim geleneğinin sadık takipçileri Blankistler, kendilerine Babeuf’tan kalan en iyi miras olan coşkularıyla, “devrimci savaşın temsilcisi” konumundadırlar; onlar sadece, bir devrimin ülkeyi kurtaracağına inanmıyorlar, aynı zamanda “yalnızca savaş içinde ve savaşla, bir devrimin sonuna kadar sürdürülebileceği zorunluluğunu da, biliyorlardı” (Nicolaevsky/Helfen 1963, s. 150).

Paris’in coşkusu Marx gibi soğukkanlı birini bile, sarıp sarmalar. İlk günlerde yapılan bir kitle toplantısında konuşan Marx, o dönemin politik mücadele ruhuna uygun olarak, Blanqui’nin anladığı anlamda, işçilere, devrimci süreci ileriye götürme çağrısı yapar; Şubat devriminin Avrupa devrim hareketinin sadece yüzeysel bir başlangıcı olduğunu, kısa süre içinde Paris’te proletarya ve burjuvazi arasında açık bir sınıf savaşının başlayacağını, Avrupa’daki devrimin zaferinin ve yenilgisinin ise, bu savaşın sonucuna bağlı olacağını söyler. Marx’a göre Alman işçileri bu yüzden Paris’te kalmalı ve burada verilecek silahlı mücadele için hazırlanmalıdırlar” (BdK 1 1970, s. 1100).

6 Mart 1848’de Paris’te, Çartist Hareketin sol kanadından Harney ve Komünistler Birliği’nden Schapper, Moll, Bauer ve Marx’ın da ayağının tozuyla katıldığı 4000 kişiyi bulan bir toplantıya, ekseriyetle Almanlar, ama bunun yanında Fransızlar ve Paris’te yaşayan İtalyan, Rus ve Macarlar da katılır. Toplantıyı yöneten şair Herwegh tartışmayı başlatır. Schapper burada yaptığı konuşmada, bu toplantının tek bir toplantıyla sınırlı kalmamasını, aksine Paris’teki Almanlar arasında kalıcı bir derneğin kurulmasını, böylelikle harekete geçilmesi gerektiği an geldiğinde, Alman şair Herwegh’in şiirsel ve coşkulu konuşmasından da etkilenerek, “elde silah ülkeye doğru, onu özgürleştirmek üzere” yola çıkılmasını savunur (a.g.e., s. 716).

Bu toplantının hemen arkasından Marx, teşkilatın en yetkili sorumlusu olarak, Komünistler Birliği’nin 8 Mart 1848 tarihli Paris toplantısında örgütün yeni merkez komitesini oluşturur. Buna göre Marx kendisini başkan, Schapper’i sekreter, Bauer, Engels, Moll ve Wolff’u da merkez komite üyeliğine seçer. Böylece Marx, daha bir kaç ay önce, Aralık 1847’deki örgüt kongresinde Schapper, Moll ve Bauer’in seçildiği merkez komitesine kendisini, Engels’i ve yakın arkadaşı Wolff’u da eklemiş olur.

Bir öneri üzerine, 1847’deki kongrede örgütten dışlanan Weitling taraftarları oy birliğiyle örgüte kabul edilir ve ayrıca, Paris’te Alman İşçi Kulübü adıyla yasal bir dernek kurma kararı alınır. Marx, toplantı sonunda katılımcılardan isimlerini ve adreslerini yazıp kendisine vermelerini ister. Bu mesele teşkilat üyelerince tartışılır; sonunda militanlar gerçek isimlerini değil ama, Paris’te kullandıkları kod isimlerini ve adreslerini yazarak Marx’a verirler. Marx’ın önerisiyle teşkilat üyelerinin kızıl bir bant takmaları da, toplantıda karar altına alınır (MEW 4, ss. 608-609).

8 Mart 1848’de Paris’te yapılan merkez komitesi toplantısında Weitling taraftarlarının örgüte katılımı ve örgüt üyelerinin kızıl bant taşımalarının karar altına alınması, Paris’in kızıl devrimciliğinin rengini belirleyen Blankistlerin, Paris proleterleri içindeki gücüyle yakından ilişkilidir. Komünistler Birliği’nin kızıl bant taşıma kararı, Paris’in devrimci işçilerinin o günlerde kendi kızıl bayraklarını, Fransız Cumhuriyetinin resmi bayrağı haline getirme mücadelesiyle dayanışma isteğinin bir işaretidir. Komünistler Birliği, Paris işçileri içinde önderlik mücadelesi veren çeşitli politik gruplar arasında “tek açık ve tutarlı devrimci olan Blanqui’ye” destek verir (Hundt 1993, s. 426).

Paris’teki Belçikalı, Polonyalı, İtalyalı politik sürgünler ve devrimci işçiler kendi ülkelerinde yaşanacak bir savaşa katılmak için hummalı bir şekilde hazırlanarak, gönüllü askeri kıtalar kurma kararı alırlar. Bu arada gönüllü kıtalar oluşturma çalışmalarında Almanlar da boş durmazlar. Marx/Engels Paris’e gelmeden önce, Brüksel’de onların yazılarını yayımlayan Alman Brüksel Gazetesi’nin editörü ve Marx’ın örgüte almasıyla aynı zamanda Komünistler Birliği üyesi de olan Bornstedt, şair George Herwegh’le birlikte Alman Demokratik Toplum Derneği’ni kurarak, gönüllü askeri kıtalar oluşturma kararı alırlar. Kurdukları dernek, binlerce Alman proleterin katıldığı genel toplantılarda, “demokratik burjuva cumhuriyetin kurulmasına katkı sunmak için”, gönüllü kıtalarla birlikte Almanya’ya doğru yürüme çağrısı yapar (Schreapler 1972, s. 276).

Paris’te bulunan politik sürgünlerin ekseriyeti, bu konuda geçici Fransız hükümetinin kendilerine yardım edeceği saf inancı içindedirler. Marx ise, hükümetin yardımsever olduğuna dair, işçilerin ve politik sürgünlerin çoğunluğunun sahip olduğu naif inancı paylaşmaz; O, var olan hükümetin Avrupa gerici devletleriyle bir savaşa girmeyeceğini, ancak Blankist bir hükümetin bunu göze alabileceğini, Blankistlerin iktidara gelmesi için ise, yeni bir devrimin zorunlu olduğunu söyler. Engels de Komünistler Birliği Tarihi’nde, geçici Fransız hükümetinin, devrimci nedenlerden dolayı değil, tam aksine devrimcilerden ve Fransız işçileriyle rekabet içinde olan binlerce işsiz göçmenden kurtulmak için gönüllü kıtalara, onları sadece sınıra kadar götürecek maddi desteği verdiğini belirtir (MEW 21, s. 218).

Komünistler Birliği’nden sorumlu lider olarak Marx, teşkilat üyelerinin Herwegh ve Bornstedt’in gönüllü kıtalarına[3] katılmalarını engeller. Marx’ın müdahalesiyle merkez komitesi, 1848 Mart sonunda çıkardığı bir bildiride, üyelerinin herhangi bir silahlı mücadele içinde yer almamalarını, bu türden faaliyetler içinde yer diğer gruplara da kesinlikle destek vermemelerini ister (MEW 5, ss. 6-7).

Paris’te Komünistler Birliği etkisindeki dört Alman işçi derneği, Alman Demokratik Toplumu bünyesinden ayrılarak Schapper’in girişimiyle Alman İşçileri Kulübü’nü kurarlar. Kulüp, Herwegh ve Bornstedt’in inisiyatifinin dışında bir inisiyatif geliştirerek, işçilerin Almanya’ya bireysel yahut küçük gruplar halinde ve düzenli olarak girmelerini organize etmeye başlar. Engels, Paris’teki teşkilat üyelerinin önemli bölümünün, yaklaşık 300-400 teşkilat üyesinin, Almanya’nın özellikle kendi tanıyıp bildikleri bölgelerine doğru, dağınık ve silahsız olarak yola çıktıklarını yazar (MEW 21, s. 218).

Yeni merkez komitesi 27 Mart 1848’de Paris’te toplanarak Almanya Komünist Partisi’nin Talepleri adıyla başlayan ve “bütün ülkelerin işçileri birleşin” sloganıyla sona eren, 17 maddelik bir program hazırlar. Bu programın ilk maddesinde, “Almanya’daki feodal gericiliğin esas güçleri olan Prusya ve Habsburg imparatorluğuna karşı”, tek ve bölünmez bir cumhuriyet, yani “üniter devlet” talebi dile getirilir (BdK 1 1970, ss 739-741). Programda yer alan 17 burjuva demokratik talebin gerçekleşmesinde “Alman proletaryasının, küçük burjuvazisinin ve köylülüğünün” çıkarları olduğunu iddia eden merkez komitesine göre onlar, “layık oldukları haklara ve iktidara, bu taleplerin gerçekleşmesiyle ulaşacaklarıdır” (MEW 5, ss. 3-4). Bu taleplerin ilk beş tanesi feodal sınıfın politik iktidarını, daha sonraki dört tanesi ise, bu iktidarın ekonomik temelini hedef alan, saf burjuva demokratik taleplerdir (Gemkow 1976, s. 136).

1848 Mart ayı sonunda Marx, kafasında planları, yanında Wolff, Engels ve Schapper’in de yer aldığı Komünistler Birliği önderleri ve önemli bir kadro sayısıyla birlikte Paris’ten ayrılarak Almanya’da önce Mainz şehrine gelir. Aynı tarihlerde Brüksel’den ve özellikle de Londra’dan önemli gruplar Almanya’ya geçerler. Londra’daki Prusya ajanı ve Paris’teki Avusturyalı diplomatın raporlarına göre Bornstedt ve Herwegh’in gönüllü kıtalarının dışında, yüzlerce zanaatkâr işçi, yanlarına “komünist propaganda malzemeleri” alarak Almanya’ya geçmişlerdir (Hundt 1993, s. 457).

Almanya’daki liberal hükümetin sendikal örgütlenmeyi serbest bırakmasından ötürü Marx, teşkilat üyelerinden mümkün olduğu kadar çok sayıdaki şehirde yasal işçi dernekleri kurmalarını ister. Marx’ın buradaki hedefi, bu derneklerin ulusal çapta merkezi bir ağ örgütlenmesini oluşturmaktır. Bu hedefe yönelik olarak Marx, Ren bölgesinde en uygun yer olarak Köln’den sonra ikinci büyük şehir ve aynı zamanda politik olarak kendisine yakın duranların memleketi olan Mainz şehrini seçtiğinden, ilk olarak bu şehre gelir. Marx, burada yaşayan kendi çizgisine yakın teşkilat üyelerinden, kurulacak bu ağ örgütlenmesinde düğüm noktası olmalarını ve kendi içlerinden, ülke çapında kurulacak derneklerin geçici merkez komitesi işlevini görecek bir yapı oluşturmalarını ister (BdK 1 1970, ss. 751-752).

Marx’ın Mainz’ı merkez yaparak, diğer şehirlerdeki teşkilat üyelerinin kuracakları yasal işçi derneklerini bu merkeze bağlama planı, bir ay gibi kısa bir süre içinde başarısızlığa uğrar; Mainz’da güçlü bir işçi örgütlenmesi kurulamaz. Gottschalk ve yoldaşlarının 13 Nisanda Köln’de kurdukları dernek, Mainz’da oluşturulan yapıya bağlı olan bir merkezileşmeye sıcak bakmaz; çünkü onlara göre bu işçi derneğinde komünistlerin etkinliği zayıfken, Demokratik Toplum Derneği’nden “sol” liberal burjuvaların ağırlığı ziyadesiyle fazladır (Dowe 1971, s. 142). 

Marx’ın, proleter hareketin ve komünistlerin güçlü olduğu Köln’de değil de, Mainz’da böyle bir oluşumu örgütlemek istemesi, daha Köln’e gelmeden, ileride Köln komünistleriyle başının ağrıyacağını tahmin etmesinden kaynaklı olabilir. Marx, Köln’e karşı bir denge oluşturma kaygısıyla Mainz’da yasal işçi dernekleri birliği kurma girişiminde bulunmuş ama bu girişimi, belirtildiği gibi, başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Mainz’da kısa bir süre kaldıktan sonra Marx, Köln’e doğru yola çıkar (MEW 5, s. 566).

Komünistler Birliği Köln teşkilatı

Şubat 1848 Paris devriminin sesi Almanya’da ilk olarak Ren bölgesinde ve özellikle Köln’de yankılanır ve geniş yığınları etkisi altına alır. Bu bölgede 1847 sonbaharından beri Komünistler Birliği’nin Almanya içindeki “en aktif grubu faaliyet göstermektedir” (Schraepler 1972, s. 240). Köln, bu büyük ve aktif komünist hareketin varlığı sayesinde, Şubat 1848 Paris devriminin hemen ertesinde ilk kitlesel işçi eylemliliklerinin yaşandığı ve aynı zamanda Gottschalk, Willlich ve Anneke gibi komünistlerin etkin bir rol oynadığı şehir olur (McLellan 1973, s. 205).

28 Şubat ve 1 Mart 1848 tarihlerinde Köln’de, Komünistler Birliği üyesi Willich’in[4] örgütlediği, Paris’te patlayan devrim ve yaşanan gelişmelerle ilgili yüzlerce yoksulun yanında, ordudan askerlerin de katıldığı gizli toplantılar yapılır (BdK 1 1970, s. 1096). Ren bölgesinin Prusya kralına bağlı soyluları, “komünist kliğin ayak takımını kışkırtarak ortalığı karıştırmasından” kaygı duyduklarını, krala özel olarak bildirirler (Dowe 1971, s. 133).

Ren bölgesinin soyluları kaygı duymakta haklıdırlar; çünkü Gottschalk ve ordudan komünist görüşleri nedeniyle atılan eski subaylardan Anneke ve Willich, Komünistler Birliği’nin Köln grubunu oluşturan pratik devrimcilerdir; “halkın silahlandırılması, gönüllü kıtalar, gerilla savaşı gibi askeri savaş taktikleri” onlara yabancı değildir (Friedenthal 1990, s. 369). Polis raporlarına göre Willich “okuma dernekleri” adı altında dernekler kurarak buralarda “ayak takımını” örgütler; bu derneklerde “bir yasal derneğin amaçlarıyla hiç alakası olmayan komünist faaliyet” yürütür (Nicolaewsky/Mönchen-Helfen 1963, s. 159).

Şubat 1848 Paris devriminin ayak seslerinin Ren bölgesinde duyulmasıyla birlikte 3 Mart 1848’te olağanüstü toplanan Köln şehir meclisi, Şubat 1848 Paris devriminin etkisiyle Berlin’deki hükümete istişare edilmek üzere, sansürün kaldırılması ve halkın kendi temsilcilerinin hazırlayacağı yeni bir anayasa hazırlanması gibi liberal talepleri görüşür. Toplantıyı haber alan komünistler bunu protesto ederler ve kendi talepleri etrafında işçi, zanaatkâr, şehir yoksulu ve askerlerden oluşan binlerce ezileni harekete geçirerek, aynı gün sokağa çıkarırlar (Czobel 1925, s. 302).

Şehrin ezilenleri, Komünistler Birliği’nin Köln teşkilatından Gottschalk[5], Willich ve Anneke’nin[6] önderliği altında toplantının yapıldığı belediye binasının önündeki meydana doğru yürüyüşe geçerken, bu sırada “Köln Komünistlerinin Talepleri” adlı bildirileri de dağıtırlar. Halkın talepleri, kitlesel gösteride dağıtılan bu bildirilerde devrimci/demokratik program olarak yer alır:

1.     Yasama ve yürütmenin halka devredilmesi. Devlet yönetiminde ve yerel yönetimlerde genel seçme ve seçilme hakkı.

2.     Koşulsuz düşünce ve basın özgürlüğü.
3.     Var olan ordunun lağvı ve onun yerine halkın seçeceği önderlerin öncülüğünde halkın genel silahlandırılması.
4.     Örgütlenme özgürlüğü.
5.     Çalışma hakkı ve iş güvenliği ve herkesin yaşamsal insani ihtiyaçlarının güvence altına alınması.

6.     Halk için genel, parasız eğitim hakkı (BdK 1 1970, s. 714).

İfade edilen altı talebin yanına ayrıca, “bütün halklarla barış” talebi de, yedinci talep olarak bildiriye eklenir.

Küçük bir grupla birlikte şehir meclisi üyelerinin toplantı yaptığı yere girmeyi başaran Gottschalk, burada yaptığı konuşmada kendisinin halk adına konuşmadığını, çünkü halk teriminin sömürücü sınıfları da içerdiğini, bu anlamda kendisinin yalnızca “emekçi sınıflar, akşama kadar çalışıp ter döktüğü halde açlığını dindiremeyen, çıplaklığını örtemeyen yoksullar adına” konuştuğunu vurgular (Czobel 1925, s. 303).

Alman halkının, “riyakarlık ve yalan imparatorluğunun” sonunu getirmek ve kendi özgürlüğüne kavuşmak için 35 yıldır kan  akıttığını söyleyen Gottschalk, artık emekçi halkın kendi haklarının farkına vardığını ve bunları talep edecek gücünün olduğunu belirtir (Stein 1921, ss. 25-30).

Gottschalk’ın şehir meclisi üyelerine açıkladığı talepler, kendini “radikal” olarak tanımlayan ve Marx’ın Şubat 1849 seçimlerinde destekleyerek meclise göndereceği şehir konseyi üyesi Franz Raveaux tarafından “gerçekleştirilemeyecek” talepler olarak değerlendirilir ve “öfkeyle” geri çevrilir. Gösteri, ordunun devreye girmesiyle bastırılır; eyleme önderlik edenlerden, önce Willich, hemen ardından da Gottschalk ve Anneke tutuklanırlar (Czobel 1925, ss. 303-304). Engels bu gelişmeden, Marx’a yazdığı 8 Mart 1848 tarihli mektupta bahseder:

Köln’de durumlar hoş değil. En iyi üç kişi, şu an hapisteler. Olaylara aktif olarak katılan biriyle[[7]] konuştum. Vurmak istemişler ama bunun için kolayca temin edebilecekleri silahları kuşanmak yerine, belediye binasına silahsız girmişler ve ordu tarafından çembere alınmışlar. Oysaki ordunun büyük bölümünün kendilerinden yana olduğu söyleniyor. Olay akılsızca, aptalca başlamış; adamların dedikleri doğruysa eğer, rahat bir şekilde vursalardı, iki saat içinde her şey bitmiş olurdu (MEW 27, ss. 115-116).

Mektubuna devam eden Engels, Köln’deki “eski arkadaşları” olan[8] Karl D’Ester[9], Roland Daniels[10] ve Heinrich Bürgers’in[11] ise, teşkilatta eylem kararının ortak alınmasına rağmen, olaylara karışmayarak dikkat çekici bir şekilde geri durduklarını yazar (a.g.e., s. 116).

Schmidt, Engels’in aktarılan mektubunu değerlendirirken, onun bu noktada açık olarak yanlış bilgilendirildiğini yazar; O, yapılan yeni araştırmalara dayanarak, Engels’in iddia ettiğinin tersine, “ordunun büyük bölümü”nün ayaklananlara sempati beslemediğini ve aynı şekilde onların yanında da yer almadığını belirtir (Schmidt 2002, ss. 50-51).[12]

3 Mart olayları, daha sonraki günlerde Komünistler Birliği’nin Köln grubu içindeki zaten var olan görüş ayrılıklarını daha da keskinleştirir; çünkü Gottschalk, Willich ve Anneke’nin tersine, D’Ester ve Bürgers’in amacı Almanya’da liberal demokratik kazanımların ilerletilmesidir; onlar bu amaçlarına uygun olarak, demokratlarla ilişkileri canlı tutmaya, hatta ılımlı liberalleri de kendileriyle birlikte çalışmaya ikna etmeye çaba gösterirler ve parlamenter seçim hazırlıklarına katılırlar (Schreapler 1972, s. 244).

3 Mart 1848’de Köln’de yaşanan hareketlilik, burjuva devrimini itekleme çabası içinde olanların beklentisine uygun cereyan eder; fakat bu hareket aynı zamanda burjuvaziden bağımsız bir işçi ve ezilen hareketinin doğmasına da vesile olur (Czobel 1925, s. 334).

Köln İşçi Derneği

3 Marttaki olayların arkasından bu kez 16/17 Mart’ta Solingen’de bir makas fabrikasının işçileri, uzun süredir ücretlerini alamadıklarından, makinaları kırarak fabrikayı ateşe verirler. Bunun üzerine 20 Mart 1848’de Köln şehir konseyi, silahlı milis kurma kararı alır; bu karar doğrultusunda aynı günün akşamında 17 bölük kurulur. Fakat bu milisler, hiç bir şekilde mülksüz yoksullardan değil, aksine tüccar, fabrikatör ve lonca ustaları gibi burjuva ve mülk sahibi kesimlerden oluşur ve görevi “kamu düzenini bozan unsurları” bertaraf etmektir (Schmidt 2002, s. 55).

Köln, sadece burjuva demokratik taleplerin dile getirildiği bir şehir değildir; ki komünistlerin güçlü örgütlü varlığı nedeniyle “ezilenlerin büyük çoğunluğu burjuvazinin politik taleplerine karşı zaten oldukça kayıtsızdır”; Köln aynı zamanda ezilenlerin taleplerinin dillendirildiği, proleterleşmiş zanaatkar ve şehir yoksullarının kitlesel gösteriler yaptığı, bu gösterilerde sokak çatışmalarının yaşandığı ve ordu içinde ezilenlerin mücadelesine sempati gösteren subayların çıktığı, biricik Prusya şehridir de (Stein 1921, ss. 23-25).

Köln’de ezilenler, içinde debelendikleri yoksulluğun son bulmasını isterler; onlar, liberal burjuvazinin söz, basın ve örgütlenme özgürlüğü gibi taleplerinin kendileri için bir karşılığı olmadığını sezinlediklerinden, bu taleplere karşı kayıtsızdırlar. Bu duruma, 1848 Şubat devriminin ilk günlerinde Engelsberg’de yapılan bir gösteride, basın özgürlüğünden dem vuran burjuva liberallerin, gösteriye katılan işçi ve köylüler tarafından kızgınlıkla protesto edilmesi, bir örnek olarak gösterilebilir. Protestocular toplantıda, bu türden “politik ukalalıklar” duymak istemediklerini, aksine, “karınlarının doymasını” istediklerini belirtirler. Nitekim burada meydana gelen çatışmalar sonrası burjuva demokratları, “politik hareketler içinde halk yığınlarını harekete geçiren motif mide olduğu sürece, demokrasinin, yığınları harekete geçiren güç haline gelmesinin zor olduğu” tespitini yaparlar (Schreapler 1972, s. 266).

Bilindiği gibi Weitling, 1845 yılında Schapper’le yaptığı tartışmada net bir şekilde, maddi kurtuluş olmadan manevi kurtuluşun olamayacağını söyler; O, “yemek, içmek gibi” temel insani ihtiyaçlar karşılanmadan, “aç insana” sansürün kaldırılması, basın özgürlüğü türünden burjuva demokratik taleplerin propagandasını yapmanın “saçma” olduğunu söyler; ona göre sansür ya da basın özgürlüğünden önce asıl mesele, “milyonlarca ve milyonlarca” ezilenin çok uzun çalışma saatleri yüzünden okumaya ve anlatılanları dinlemeye zamanlarının olmaması gerçeğidir; bu anlamda, ezilenleri genel seçim hakkı, basın, söz ve örgütlenme hakkı gibi burjuva demokratik talepler üzerinden değil, onların temel maddi ihtiyaçlarının karşılanacağı devrim talebi üzerinden örülecek bir mücadele hattı içinde örgütlemek gerekir; “öncelikle açlığın üstesinden” gelecek, “yoksul ve açların temel maddi ihtiyaçlarını giderecek bir devrim” şiarını öne çıkarmak gerekir (BdK 1 1970, ss. 223-224).

Engels ise 1884 yılında yazdığı Marx ve Yeni Ren Gazetesi 1848/49 adlı makalesinde, 1848 devriminde büyük proleter yığınların henüz “gelecekteki tarihsel rollerinden habersiz olduklarından”, işçilerin öncelikle burjuvazinin sol kanadını destekleyerek bilhassa kendilerinin “bağımsız sınıf partisi olarak örgütlenmelerini sağlamada elzem olan haklar” için mücadele etmeleri gerektiğini yazar; ona göre bu “zorunlu haklar” sansürün kaldırılması, basın özgürlüğü, dernek kurma, toplantı ve gösteri özgürlüğü gibi haklardır (MEW 21, ss. 18-20). 

Köln Komünistler Birliği teşkilatından Anneke, Willich ve Gottschalk ise, Engels’in önerdiği gibi ezilenleri burjuva demokratik talepler üzerinden değil, Weitling’in üstüne basa basa söylediği gibi, ezilenlerin temel maddi ihtiyaçlarını giderecek bir devrim talebi üzerinden örgütlerler. Sovyet tarihçi Czobel bu anlamda Anneke, Willich ve Gottschalk’ın, Mehring ve Mayer tarafından “küçük burjuva demokrasisinin temsilcileri” olarak gösterilmelerinin doğru olmadığını savunur; çünkü onlar “şehrin tanıdığı bildiği Demokratlar” içinde yer almazlar. Aksine onlar, kendilerinin, “sınıflar içinde en onurlu olan” kesimin, yani “emekçi sınıfların temsilcileri komünistler” olduklarını, “proleter hareketin temsilcileri olduklarını” ifade ederler. Czobel, Köln’de proleter hareketin önderi Gottschalk olmasına rağmen, Mehring ve Mayer’in çalışmalarında, onun adına bir defa bile rastlanmamasına dikkat çeker (Czobel 1925, s. 304).[13]

3 Mart 1848’de hapse atılan Gottschalk, Anneke ve Willich, Köln halkının baskısıyla 21 Martta serbest bırakılırken, komünistlerin örgütlü gücünden korkan Köln’deki burjuva liberal hükümet, bu devrimcilerden, “komünist faaliyetlerine son vereceklerine dair yemin etmelerini” ister (Dowe 1971, s. 137). Willich, hapisten çıktıktan sonra Köln’ü terk ederek Güney’deki Baden ayaklanmasına katılır; Gottschalk ve Anneke ise şehirde kalırlar. 3 Mart olaylarından ürken “ılımlı demokratlar”, komünistlerle aralarındaki mesafeyi daha da açarlar. Bu durumda Gottschalk yüzünü tamamen ezilenlere ve işçilere döner (Nicolaewsk/Mönchen-Helfen 1963, s. 161).

6 Nisan 1848’de Köln Gazetesi’nde (Kölnische Zeitung) bir çağrı yapan Gottschalk, bu çağrının 100 kişi tarafından imzalanması durumunda, Demokratik Sosyalist Kulüp kuruluş toplantısının yapılacağını ilan eder. Gottschalk’ın, işçilerin kendi yaşam koşullarını düzeltmeleri ve kendi kaderlerini kendi ellerine almaları için, bağımsız kitlesel örgütlenmelerini oluşturmaları gerektiği çağrısı, yankı bulur. 13 Nisan 1848’de Komünistler Birliği Köln teşkilatının arkasında olduğu Köln İşçi Derneği, 300 zanaatkâr işçi ve aydının katılımıyla kurulur (Stein 1921, s. 35).

Proleterleşmiş zanaatkârlar, 1848 devriminde bir çok yerde olduğu gibi, Köln’de de ezilenlerin mücadelesinin devrimci motor gücünü oluştururlar. Almanya’da olduğu gibi Köln’de de, modern endüstri proletaryası, çalışan sınıfların sadece küçük bir azınlığını oluşturur ve politik olarak hareketli değildir. Politik olarak hareketli kesimler Odenwald’ın sefalet içinde yaşayan köylüleri, Frankfurt’taki parlamentoya “demiryolu inşaatı durdurulsun” diye dilekçe veren Prusya’daki Silezyalı dokuma işçileri, kendi hayatlarını idame ettirmelerini tehdit eden “buharlı geminin Ren nehrinde çalışmasını istemeyen” bu bölgenin bütün gemicileri, arabacıları, hamalları, ameleleri ve bunların dışında devrimci bir politizasyon yaşayan kunduracı, marangoz, terzi gibi proleterleşmiş zanaatkârlardır (a.g.e., ss. 9-24). Tüm bu kesimler, ayaklanma ve isyanların çekirdek gruplarını oluştururlar, fakat aralarında esas olarak bir iletişim ve bağlantı yoktur ve birbirlerinden kopukturlar.

İşte, Komünistler Birliği’nin Köln’deki üye sayısı sadece 20 kişiden oluşan kadroları, bu sayılan kesimleri Köln İşçi Derneği bünyesinde örgütlerler. Örgüt kadrolarının kısa sürede binlerce zanaatkâr işçi ve şehir yoksulunu örgütlemelerinin sırrı, bu kadroların ezilenleri, ortalıkta uçuşan liberal sol söylemler etrafında değil, aksine, kendi maddi çıkarları ekseninde örgütlemelerinde yatar (Schreapler 1972, s. 273).

Dernek kurulduktan yaklaşık 10 gün sonra, 23 Nisan 1848’de Gottschalk, Özgürlük Kardeşlik Emek adlı haftalık bir gazete çıkarmaya başlar. Bu gazetede Gottschalk’ın kaleme aldıkları da dahil olmak üzere, bütün yazılar imzasız olarak yayımlanır (Schmidt 2002, s. 67).

Köln’deki proleterleşmiş zanaatkârları, işçileri ve şehir yoksullarını kısa sürede kendine çeken Köln İşçi Derneği’nin üye sayısı Mayıs ayında 5000, Haziran sonu itibarıyla ise 8000 kişiye ulaşır. Bu rakam, Köln İşçi Derneği’nin, toplam nüfusu 88.358 olan Köln’de, her üç yetişkin erkekten birini örgütlediğini gösterir. Dernek, şehrin altı bölgesinde kendine bağlı şubeler açar ve kuruluşundan yaklaşık 2,5 ay sonra, Haziran 1848 sonunda Almanya’nın en büyük işçi derneği olur (Obermann 1953, s. 256).

1848 yılında Ren bölgesinde Gottschalk ve arkadaşlarının kurduğu Köln İşçi Derneği dışında Katolik burjuvazi, liberal burjuvazi ve Marx/Engels’in destek verdiği liberal burjuvazinin “sol” kanadını oluşturan Demokrasi Partisi olmak üzere, üç toplumsal/politik kesim daha vardır (Stein 1921, ss. 32-33).

Köln, belirtildiği gibi, liberal burjuvazinin açık olarak güçlü ve aynı zamanda hükümette olduğu bir şehirdir. Burjuvazinin Katolik kanadı, liberallere göre daha politiktir; Katolikler politik programlarında, “liberal sol” kanadın kendi programlarında lafını etmediği, doğrudan seçim ve savunmaya yönelik halkın silahlandırılması taleplerine yer verirler (a.g.e., s. 34).

Marx/Engels ve yakın arkadaşları yola çıktıkları Mainz’dan Köln’e 11 Nisan 1848’de, Köln İşçi Derneği’nin kurulmasından iki gün önce, ulaşırlar ve hemen arkasından Demokratik Toplum Derneği’ni kurma çalışmalarına katılırlar. Dernek, 25 Nisan 1848’de kurulur. Liberal burjuvazinin “demokratik kanadı olan Demokrasi Partisi’nin” örgütsel çekirdeği, Demokratik Toplum Derneği içinde temsil edilir. 3200 üyesi olan bu dernek, Almanya’da “halk egemenliğine dayanan bir toplumsal sistem” kurulmasından yanadır. Marx, 1847’de Brüksel’de Demokratik Toplum Derneği başkan yardımcılığını yaptığı gibi, Köln’de de bu derneğin çalışmalarına katılarak merkez yönetiminde yer alır ve Haziran 1848’de Schneider’in yanında dernek başkanı olur (MEW 5, s. 568).

Demokratik Toplum Derneği’nde işçi sınıfının sorunları gibi meseleler, “derneğin birliğini dinamitleyen bir tehlike” olarak görüldüğünden, gündem konusu yapılmaz. Zaten Marx’a göre, Odenwald’ın köylüleri; Frankfurt’taki parlamentoya “demiryolu inşaatı durdurulsun” diye dilekçe veren dokuma işçileri; “buharlı gemiyi”, kendilerini işinden ekmeğinden edeceği için “tehdit” olarak gören ve bu yüzden Ren nehrinde çalışmasını istemeyen bu bölgenin gemicileri, arabacıları, hamalları ameleleri ve ayrıca kunduracı, marangoz, terzi gibi proleterleşmiş zanaatkârları, “yeni ve yüksek üretim basamağının temsilcileri” değildirler; onlar aksine “son derece geri ve tarihsel gelişmenin umutsuz bir şekilde aştığı toplumsal kesimlerdir” (Friedenthal 1990, s. 362). Tam da böyle olduğu içindir ki onların eylemleri Marx’a göre, tarihin ilerleyen tekerleğine çomak sokan gerici bir tepkidir; bu nedenle de devrimci olarak görülüp desteklenemez.[14]

Köln İşçi Derneği’ni kuran Gottschalk ve arkadaşlarını ise, pratik politika söz konusu olduğunda, tarihin tekerleğinin döndüğü yön ilgilendirmez; onlar, Köln İşçi Derneği’nde örgütledikleri tüm bu sayılan kesimlerin ekonomik ve sosyal mücadelesinin sorunlarından hareketle, esas olarak ezilenlerin politik mücadele ve örgütlenme meselesini çözmekle ilgilidirler ve hedefleri Almanya çapında, yani “bereketli olmaya açık topraklarda politik bir savaş örgütünü oluşturmaktır.” Gottschalk, derneğin şubelerinden birinin genel toplantısında yaptığı bir konuşmada, “biz, halkın yasa yapma ve yürütmeye katılımının gerçekleştiği ve başkalarının emeğini sömürerek yaşamanın imkansız olduğu bir işçi cumhuriyeti istiyoruz” diyerek, 1848 devrim yılında, Babeuf geleneğine bağlı komünistler arasında yaygın olan bir talebi dile getirir (Stein 1921, s. 50).

Gottschalk ve arkadaşlarının örgütlenme modeli, örgüt hücrelerinde illegal politik faaliyet için dar kadro, işçi derneğinin açık kitlesel faaliyeti için de, geniş ve yaygın üyeliğe dayanır. Sadece kadroların katıldığı, haftada iki kez düzenlenen ve 15 kişiyi aşmayan gizli toplantılarda teşkilat üyeleri, geniş kitleye yönelik politik faaliyeti organize ederler. Bu tarz aynı zamanda, dönemin bütün devrimci örgütlerinin de çalışma tazıdır.[15]

Dernek gazetesinde Gottschalk, feodal ve toprak soylularının hakimiyeti yıkıldıktan sonra, endüstri ve para soylularının hakimiyetinin geleceğini, emekçi sınıfların çıkarlarının ise, bu iki kesimin de karşısında olmayı gerektirdiğini yazar. Stein, Köln İşçi Derneği adlı çalışmasında gazetenin diline işaret ederek, Gottschalk’ın, emekçi sınıfların çıkarlarının, feodalizmin çözülüşüyle birlikte egemen sınıf haline gelen sanayi ve ticaret burjuvazisinin çıkarlarından farklılığını ve uzlaşmazlığını vurgularken gösterdiği “açıklık” ve “kesinliğe” dikkat çeker (a.g.e., s. 39). Gottschalk, derneğin bir komite toplantısında şunları söyler:

Eğer halk açlıktan ölüyorsa bu kendi suçudur; çünkü, birlikte hareket ederek örgütlenmeyi, dostunu ve yüzü maskeli düşmanını birbirinden ayırt etmeyi henüz öğrenmemiştir; çünkü, hâlâ süslü laf ve oyunlara gönül düşürmektedir. Halk, kendisine güven vermeyenlerin arkasından gitmemeyi ve kendi meselesini kendisi çözme sorumluluğunu üstlenmeyi öğrenerek bir araya geldiği vakit ancak, açlıktan ölmeyecek ve acı çekmeyecektir (Gottschalk 1848; akt. Stein 1921, s. 35).

Dernek, ezilenler tarafından desteklendiği ölçüde ezenler tarafından da nefret objesi olarak hedef gösterilir; mülk sahipleri onu, “insanlığa karşı bir suikast” olarak görürler. 1850/51 yıllarında Komünistler Birliği’nin Marx/Engels kanadı içinde faaliyet gösteren, daha sonra ise komünistlerle ilişkisini tamamen keserek Köln belediye başkanı olan İşçi ve İşverenler Derneği’ başkanı demokrat Hermann Becker, 1848 yılında politik pozisyonunu “sınıf uzlaşması” olarak belirlediğinden, Köln İşçi Derneği’yle arasına mesafe koyanlar arasındadır (Nicolaewsk/Mönchen-Helfen 1963, s. 162).

Liberal burjuvazinin sözcüsü Köln Gazetesi (Kölnische Zeitung), Gottschalk’ın emekçi sınıfların çıkarlarının burjuvaziden farklılığını vurgulamasından, “son nefesine ve kanının son damlasına kadar işçi ve emekçilerin zaferi için” mücadele sözü vermesinden rahatsız olur ve hemen sayfalarında ona karşı bir karalama kampanyası başlatır. Gazeteye göre işçiler, kendilerinin Gottschalk tarafından kötüye kullanılmasına izin vermemeli, onun “mülk sahibi sınıfa karşı kışkırtmalarına” gelmemelidirler; çünkü Gottschalk “işçiler ve işverenler arasında olması gereken zorunlu ilişkiyi” yıkmaktadır (Schmidt 2002, s. 68).

Birinci Marx-Gottschalk Çatışması

Mayıs 1848’de, burjuvazinin “sol” kanadını temsil eden, Marx/Engels’in Köln’e geldikten sonra kuruluş çalışmalarına katıldıkları ve çevrelerindeki işçi ve teşkilat üyelerine de girmelerini önerdikleri Demokratik Toplum Derneği’yle, başkanlığını Gottschalk’ın yaptığı Köln İşçi Derneği arasında, Frankfurt Ulusal Meclisi ve Berlin Prusya İmparatorluğu parlamento seçimlerine karşı tutum alma noktasında bir gerilim yaşanır. Gerilim, Köln Demokratik Toplum Derneği’nin dolaylı seçimi kabul ederken, Köln İşçi Derneği’nin, dolaylı seçimin “halkın yasa yapımına katılımını” engellediğini söyleyerek boykot çağrısı yapmasından kaynaklanır.

Gottschalk, Marx’ın Köln’e gelmesinden kısa bir süre sonra onunla ilk açık çatışmasını, sözü edilen bu iki derneğin seçimlerde aldıkları farklı tutumlar nedeniyle yaşar. Başka bir deyişle Marx/Engels daha en baştan “enerjik” bir şekilde, “sol taktik” olarak gördükleri, Gottschalk’ın seçimleri boykot taktiğine karşı pozisyon alırlar (Obermann 1953, s. 272); çünkü Gottschalk “komünistlerin Almanya’daki devrim için savundukları taktik program” olarak deklare edilen (Becker 1963, s. 44), feodallere karşı burjuvaziyi destekleyen, aşamacı devrim anlayışını ret eder.

Köln’de etkin faaliyet gösteren Gottschalk, Willich ve Anneke bu halleriyle, Marx’ın taktik planlarının gerçekleşmesinin önünde “sıkıntı yaratan” unsurlar haline gelirler; çünkü bunlar çok açık olarak Köln İşçi Derneği’nin, “demokratların bir uzantısı, eklentisi olarak” görülmesine karşıdırlar. Marx, Gottschalk’ın, Köln İşçi Derneği’ni “demokratik hareketten zorunlu olarak izole olacak bir yöne doğru götürmekte olduğunu” kaygıyla tespit eder (Schreapler 1972, s. 276).

Köln Komünistler Birliği davasında yargılanan, bu örgütün Eylül 1850’deki bölünmesinden sonra “Marx Partisi”nin merkez komite üyelerinden Röser, 30 Aralık 1853’te polise verdiği ifadesinde Marx’ın, Köln’e gelmesinden kısa bir süre sonra Mayıs/Haziran 1848’de, bilinen bir yer olan “Rom” adlı küçük bir pansiyonda bir oda kiraladığını ve burada Engels, Marx, Gottschalk, Jansen, Bedorf, Schapper, Moll, Müller ve Haude’nin katıldığı bir toplantı düzenlediğini söyler. Röser’in anlattığına göre, “çok şiddetli tartışmaların yaşandığı” bu toplantıda, örgütün “merkez komitesi başkanı” olarak Marx, Gottschalk’a karşı Köln İşçi Derneği’yle ilgili sert suçlamalar yapar ve onun meseleye ilişkin fikrini beyan etmesini ister (Röser 1853; akt. Blumenberg 1964, s. 89). Çünkü Gottschsalk’ın Köln İşçi Derneği gazetesinde Demokratik Toplum Derneği’nin desteklediği parlamento adaylarını eleştirmesi Marx’ı rahatsız eder.

Bunun üzerine Gottschalk, içinde bulunulan momentte Marx’ın, merkez komitesi başkanı olarak elinde tuttuğu olağanüstü yetkilerin kişisel inisiyatife yer vermediğini söyleyerek, yaşanan politik canlılığın var olan ilişkileri alt üst etmesi nedeniyle, örgüt tüzüğünün buna uygun olarak değiştirilmesini ister. Yürürlükteki tüzüğü bu haliyle kabul etmeyeceğini söyleyen Gottschalk devamla, Komünistler Birliği’yle ilişkisini keseceğini ama yine de Komünistler Birliği’nin her durumda etkili olması için çalışmaya devam edeceğini ve elinden geleni yapacağını belirtir (MEW 5, s. 484).

29 Ekim 1889’da Liebknecht’e yazdığı bir mektupta Engels de, Haziran 1848 günlerini anlatırken Gottschalk’ı, bizden değilsen, bize karşısın ikilemi”[16] içine soktuklarını söyleyerek, Röser’in ifadesinde aktardığı, toplantıdaki tartışmanın varlığını kabul eder. Engels devamla “şansımıza [zum Glück] Gottschalk ve Anneke herhangi bir konuşmadan ötürü, sanırım Temmuz başında tutuklandılar” diyerek de, kendi politikalarına, ancak bu tutuklanmadan sonra alan açıldığını kabul eder:

O [Gottschalk], 1848 Mart ayının ilk günlerinde Köln’de kuşkusuz bir rol oynadı; onun şimdi ayrıntılarını unuttuğum, bir gecede mucize yaratacağına inandığı çılgınca planları vardı. Bütün bunlar, biz Köln’e gelmeden önceki dönemde oldu. Biz Nisan’da Köln’e geldiğimizde, onun kitleler üzerindeki etkisi epey azalmıştı; ve biz orada tekrar bir araya gelip gazeteyi yayımlamaya kesin olarak başladığımızda neredeyse tamamen ortalıktan silinip gitmişti. Gazete ve bizim işçi derneğimiz onu, bizden değilsen bize karşısın ikilemi içine soktuk. Şansımıza [zum Glück], Gottschalk ve Anneke her hangi bir konuşmadan ötürü sanırım Temmuz başında tutuklandılar (MEW 37, s. 298).

Engels mektubunda devamla, Gottschalk’ın ve başkanı olduğu Köln İşçi Derneği’nin, Köln ezilenleri üzerindeki etkisinin dorukta olduğu günler için, dernekten, “bizim işçi derneğimiz” diye söz eder; oysa ki Marx/Engels’in o günlerde Köln İşçi Derneği üzerinde bir etkileri yoktur; çünkü Yeni Ren Gazetesi’nin 1848 devriminde liberal demokratlarla birlikte “üniter devlet” talebini savunması, dernekte örgütlü “ulusalcılıkla hiç alakası olmayan Gottschalk etkisi altındaki işçilere” çekici gelmez (Conze/Groh 1966, ss. 39-40).

Aynı şekilde Czobel de, Engels’in hafızasının onu yanılttığını yazar haklı olarak; çünkü Engels’in, Gottschalk için “tamamen ortalıktan silinip gitti” dediği dönemde, yani Haziran 1848’de, Gottschalk’ın kurduğu ve bizzat örgütlediği Köln İşçi Derneği’nin üye sayısı 8.000 civarında seyreder. Derneğin bu üye sayısı, onun, çoluğu çocuğuyla toplam nüfusu 80.000 olan Köln’ün 20.000’ini politik olarak etkilediği anlamına gelir (Czobel 1928, s. 432). Komünistlerin arkasında durduğu bu dernek o dönemde, sadece Köln’ün değil Almanya’nın da, en güçlü demokratik kitle örgütüdür.

Czobel, “Marx Partisi”nin ancak, Gottschalk ve Anneke’nin tutuklanması, Willich’in Güney Almanya’daki ayaklanma için Baden’e gitmesi ve Gottschalk’ı temsil eden Jansen’ın şehirden kaçmak zorunda kalması sonrasındaki aylarda, Schapper ve özellikle Moll üzerinden Köln İşçi Derneği’nde etkili olmaya başladığını belirtir (a.g.e., s. 434).

Devrimin ilk haftalarında Engels Marx’ı, “işçiler hareketlenmeye başladılar; şimdilik çok ham, ama buna karşın kitlesel hareket ediyorlar” biçiminde uyarır. İşçilerin bağımsız kitlesel mücadelesi ve “hemen ortak hareket etmeyi sağlayan koalisyonlara girmesi” bazen Marx/Engels’in konseptine uygun olarak gelişmeyebiliyor; aksine onların karşısına çıkarak “engel oluyordu” (MEW 27, s. 126). Na’aman, devrimin ilk haftalarında işçilere “kendi sınıfsal çıkarları için bir şeyler yapmamalarını, aksine sadece “teorik ve politik” olarak kendilerini eğitmelerini anlatmanın ve onları bu duruma ikna etmenin, “Marx’ın etkisinde olan bir kaç dernek dışında, çok zor” olduğunu yazar (Na’aman 1965, s. 21).

Sovyet tarihçi Czobel, Gottschalk ve Marx arasında yaşanan çatışmayı dokümanlarla birlikte ortaya koyan Stein’ın çalışmasını, kesin bir katkı olarak görür. Czobel, Marx ile Gottschalk arasında yaşanan çatışmanın politik nedenlerini şöyle değerlendirir:

Gottschalk tarafından kurulan Köln İşçi Derneği başka kesim ve katmanlarla birlikte hareket etmeye, ittifak politikasına karşıdır; hatta dernek burjuva-parlamenter demokrasinin en radikal kanadıyla bile birlikte hareket etmeye karşıdır. Kuruluşunun ilk dönemlerinde dernek üzerinde belirleyici etkileri olan Gottschalk ve birlikte hareket ettiği yakın arkadaşlarının temsil ettikleri politik pozisyon, Marx’ın devrimde izlediği taktikten, temelden farklıdır: Onlar, saf işçi siyaseti yapmaktan yanaydılar; politik mücadeleyi hemen ve bütün burjuvaziye karşın yürütmek istiyorlardı. Onlar, bu aşamada burjuvazinin egemen olması zorunluluğunu kabul etmek istemiyor, proleter devrimin şartlarının oluşması için zorunlu olan burjuva devrimine destek vermiyorlardı. Onların politik hedefi bir ‘işçi cumhuriyeti’ kurmaktı. Onlar, Köln İşçi Derneği’ni, Marx’ın yönetimi altında bulunan Demokratik Toplum Derneği’nin etkisinden uzaklaştırmaya çalıştılar. Onlar, işçileri demokratlarla karşı karşıya getirmeye çalıştılar ve bunda başlangıçta başarılı da oldular (Czobel 1928; ss. 431-432).

Bu çatışmada Gottschalk, Köln ezilenlerini tanıyan bir politik özne olarak öne çıkarken, Marx bunlardan haberdar değildir; ama onun da “büyük bir fikri” vardır ve içinde bulunulan anda, buna uygun taktik bir programı... Gottschalk, Marx’ın ücret, emek, kâr üzerine yazdıkları konusunda olmasa da, burjuvaziyle politik olarak birlikte hareket etme taktik programı konusunda, Marx’la çatışır. Gottschalk’ı, Marx’ın program maddeleri içinde yer alan burjuva seçimleri, ilgilendirmez (Friedenthal 1990, s. 368).

Köln İşçi Derneği, belirtildiği gibi, halkın temsilcisi olarak parlamentoya gidecek olanların, doğrudan seçiminden yanadır; bu anlamda Demokratik Toplum Derneği’ni, seçimlere katılarak Prusyalıların dolaylı seçim sistemini legalize ettiği için eleştirir (Czobel 1925, s. 432). Gottschalk, ezilenlerle bir alakası olmayan, onların seçme ve seçilme haklarını engelleyen dolaylı seçimi boykot ederek, ezilenlerin kendi temsiliyet organlarını oluşturacağı doğrudan seçimi savunurken, Marx/Engels mutlakiyetin temsilcilerine karşı işçilerin, ezilenlerin dolaylı seçimlere katılarak, burjuvaları meclise gönderme suretiyle “genel demokrasi hareketine” katkı sunmalarından yanadırlar.

Marx, “hep konuşan ama hiç bir zaman harekete geçmeyen” liberal burjuvazinin siyasal organı Frankfurt Ulusal Meclisi’ni, feodal mutlakıyetle uzlaştığı ve “Mart Devriminin kazanımlarını koruyacağına, ona ihanet ettiği” için eleştirirken, Gottschalk, Frankfurt Ulusal Meclisi’ni “burjuvaziye ait olduğu” ve işçilerin bu nedenle ondan, kendi sosyal ve ekonomik durumlarının iyileştirilmesine yönelik bir şey beklememeleri gerektiğini söyleyerek, reddeder (Nicolaewsky/Mönchen-Helfen 1963, s. 164). 

Proleter hareketi burjuva hareketten ayırmanın, onu izole edeceğini düşünen Marx’a göre Almanya, hayatında ilk kez Berlin’de bir parlamentoya kavuşmuş, Frankfurt’ta nihayet ulusal meclisini toplamıştır. Şimdi bütün bunlar olurken, Weitling gibi burjuva seçimleri boykot etmeyi öneren Gorttschalk, elbette ki Marx’ın şimşeklerini üzerine çekecektir; çünkü O, “genel demokrasi hareketinin güçlenmesi” politikasını “temel prensip” olarak savunur (Becker 1963, s. 49).

Engels de, 1884 yılında yazdığı Marx ve Yeni Ren Gazetesi 1848/49 adlı makalede 1848/49 devrim yıllarını değerlendirirken, “temsil ettiğimiz yönelimi o zamanlar açık olarak söyledik: Önce burjuvazi dümene geçecek, biz de ancak bundan sonra onun karşısında muhalefet kanadını oluşturacağız” diye yazar (MEW 21, s. 22).

Bu anlamda Marx/Engels, Köln İşçi Derneği’nin seçimleri boykot taktiğini, “görünüşte devrimci, özünde ise gerici olarak” değerlendirirler. Marx’a göre, “sol, bu taktiğiyle, politik mücadele alanını gericiliğe ve ılımlı merkez güçlere” bırakarak, onların elini güçlendirmiştir (Schmidt 2002, s. 70). [17]

Gottschalk ise, feodallere karşı burjuvaziyle birlikte hareket etmeye “prensip olarak” karşı olduğundan, seçimleri boykot çağrısı yaptığını belirtir. O, burjuva “demokratik cumhuriyet” talebini değil, ezilenlerin iktidar talebini yükseltir ve her koşulda “proleterlerin çıkarlarının temsilcisi” olarak hareket ettiğini söyler; onun başkanı olduğu Köln İşçi Derneği’nin hedefi, “emekçi sınıfların egemenliği, onların zaferidir” (Mayıs 1848; akt. Stein 1921, ss. 42-43).  

Mayıs 1848 seçimlerinde Köln’ün 20.000 seçmeninin, en az yüzde 25’lik bir kesimini oluşturan 5.000 işçi ve ezileni Köln İşçi Derneği’nde örgütleyen komünistler, seçimleri boykot ederler.

Belirtilmelidir ki, o yıllarda seçimleri boykot taktiği, sadece Köln Komünistler Birliği teşkilatının değil, aynı zamanda diğer devrimci güçlerin de savunduğu bir taktiktir. Gottschalk bu konuda Weitling ve 1849 yılında Paris’teyken hapiste ziyaret edeceği Fransız komünist devrimci Blanqui’nin izindedir (Nicolaewsky/Mönchen-Helfen 1963, s. 163).

Liebknecht, 26 Ekim 1889 yılında Engels’e yazdığı mektupta, Gottschalk’ın 1848 devrimindeki rolünü ve onun “ben burada 20.000 proleterin adına konuşuyorum, onlar için bizim monarşi altında yahut cumhuriyet altında yaşamamız arasında hiç bir fark yoktur” ifadesini ne zaman kullandığını sorar.

Engels, daha önce de değinilen, 29 Ekim 1889’da Liebknecht’e yazdığı mektupta onun bu sorusunu yanıtlamazken, Gottschalk’ı esasen kendince karakterize ederek, onun “boş kafalı ve “adi” biri olduğunu iddia eder. Bu betimlemede dikkat çekici olan, aradan 40 yıl geçmesine rağmen ve Gottschalk 40 yıl önce koleradan kırılan şehrin yoksullarını tedavi etmeye çalışırken, kendisi de bu hastalığa yakalanarak ölüp gitmesine rağmen, onunla yaşadığı tartışma sanki daha dün yaşanmışçasına tazeymiş gibi, öfkesini hâlâ muhafaza etmesidir... O, Gottschalk’ı daha henüz “yeni yeni uyanmaya başlayan kitlelerin bütün geleneksel önyargılarını pohpohlayan, onlara yağ çekerek aklına giren, kusursuz bir demagog”, “ahmak” ve “peygamber” olarak karakterize eder (MEW 37, s. 298).[18] İlginç bir şekilde Engels, Weitling başta olmak üzere, Gottschalk ve Willich gibi pratik/politik devrimcileri hep, bu sıfata negatif bir anlam yükleyerek, “peygamberlik” rolüne soyunmakla itham eder...

Mayıs/Haziran 1848: Komünistler Birliği’nin tasfiyesi

Daha önce değinilen, Röser’in 1853’te polise verdiği ifadede sözünü ettiği, Marx’ın Köln’e gelmesinden kısa bir süre sonra, Mayıs/Haziran 1848’de yapılan ve Engels, Marx, Gottschalk, Jansen, Bedorf, Schapper, Moll, Müller ve Haude’nin katıldığı toplantıda Marx, sadece Gottschalk’la değil, teşkilatın Haklılar Birliği kökenli kadrolarıyla da “çok şiddetli tartışmalar” yapar.

Bu tartışmalar da, Komünistler Birliği tarihini araştıranlar arasında, örgütün “süreklilik meselesi” noktasında, yeni tartışmalara vesile olur. Buradaki anlaşmazlık, meselesi, Marx’ın 1847 yılı sonunda reorganize edilerek Komünistler Birliği adını alan illegal teşkilatı, kuruluşunun üzerinden daha henüz 5-6 ay bile geçmeden, Mart 1848’de eline aldığı olağanüstü yetkiye dayanarak, Mayıs/Haziran 1848’de yapılan toplantıda, örgütün artık tamamen “lüzumsuz” olduğunu gerekçe göstererek, dağıtıp dağıtmadığı, bu tasfiyenin bütün örgütü kapsayıp kapsamadığı ya da Köln gibi lokal bir alanla sınırlı kalıp kalmadığı üzerinedir.

Bu tartışmada kimi tarihçiler, tasfiye meselesini, 1848 devrimi esnasında örgütün çalışmasının, sanki çok doğal bir sonuçmuş gibi, zaten “minimum düzeye” çekildiğini söyleyerek, sadece biçimsel bir mesele olarak görürler; kimi tarihçiler ise, örgütsel süreklilik meselesini gerçek, tarihsel/politik bir sorun olarak görürler. Bunların yanında kimi tarihçiler de, Marx’ın devrim yıllarında elindeki olağanüstü yetkiyi kullanarak, örgütün kapısına hiç bir şekilde kilit vurmadığını düşünürler.

Komünistler Birliği’nin feshedildiğine ilişkin hemen hemen hiç bir yazılı dokümanın olmaması dikkat çekicidir. Daha da dikkat çekici olanı, Mayıs/Haziran 1848 ile Marx’ın Londra’ya geldiği Temmuz 1849 arasındaki yaklaşık bir yıllık devrimci dönem, onun politik “devrimci faaliyeti” açısından “en önemli safhayı” oluşturmasına rağmen, bu bir yıllık dönemde ondan geriye kalan kişisel yazışmalar ve dokümanlar arasında, Komünistler Birliği üzerine “tek bir kelimeye” rastlanmamış olmasıdır (Sperber 2013, s. 227).

Örgütün, Marx tarafından feshedildiğinin ifade edildiği doküman niteliğindeki ilk yazılı belge, Eylül 1850’deki bölünmeden sonra Marx/Engels’in başında olduğu Komünistler Birliği’nin Almanya sorumlusu olan ve 1853’te Köln Komünistler Birliği Davası’nda yargılanarak mahkum olan Röser’in[19], Prusya gizli polisinin arşivlerinde Nicolaewski tarafından 1933 yılında ortaya çıkarılan, Komünistler Birliği üzerine verdiği ifadelerdir. Bu ifadelerin bir kısmını Nicolaewski aynı yıl, Karl ve Jenny Marx adlı biyografi çalışmasında yayımlar; ama kitap piyasaya çıkar çıkmaz toplatıldığından, içeriği hemen hemen hiç bilinmeden kalır (Schreapler 1972, s. 268). Bu önemli doküman, bu alanda uzman olan tarihçilerce bilinmesine rağmen, uzun yıllar değerlendirilmeden olduğu yerde sessizce durur.[20]

Werner Blumenberg 1963 yılında bu dokümanı, Röser’in ifadelerine yönelik hiç bir yorum ve açıklama yapmadan, yazdığı kısa bir önsözle birlikte, tam metin olarak yayımlar. 1970 ve 1982’de bu dokümanın bazı kısımları BdK 1 ve BdK 2’de de yayımlanır (BdK 1 1970 ss. 967-971; BdK 2 1982, ss. 445-482).

Blumenberg, Röser’in ifadelerine yazdığı önsözde, bu dokümanların varlığının uzun süredir bilinmesine rağmen, bunların Komünistler Birliği’nin tarihini araştıran “Marksist tarihçilerce” değerlendirilmeyerek görmezlikten gelindiğini, oysaki Röser’in, teşkilatın 1850’de bölünmesinden sonra Marx/Engels’in içinde bulunduğu yapının Almanya’daki son sorumlusu ve aynı zamanda 1853’te Köln’de açılan Komünistler Birliği davasının baş sanığı olduğunu; bu nedenle Röser’in, ifadelerinde önemli bilgiler vererek, örgütün tarihine ışık tuttuğunu belirtir. Blumenberg, eğer Röser’in ifadeleri “yeni bakış açılarını ve gerçekleri” ortaya koymasaydı, bu ihmalin “anlaşılır” olabileceğini, ama durumun tam tersi olduğunu söyler; çünkü Röser ifadelerinde, Marx’ın Komünistler Birliği’ni, elinde bulundurduğu “diktatoryal yetkiye” dayanarak tasfiye ettiğine ve 1848/49 devrimindeki faaliyetlerine ilişkin önemli açıklamalar yapar (Blumenberg 1964, ss. 82-83).

Röser ayrıca, tasfiye edilen örgütün 1849 yılı başında yeniden organizasyonunu; Marx’ın 1850 başında kendisine yazdığı bir mektupta, örgütün Köln ayağını oluşturması talebini; buna karşın kendisinin de Marx’tan, “kendilerini bağlayacakları, her türlü komploculuğu dışarıda bırakan bir tüzük” talebini ve örgüte ait başka gelişmeleri de, verdiği polis ifadesinde anlatır (BdK 2 1982, ss. 445-482).

Marx’ın, Mayıs/Haziran 1848’de tasfiye ettiği Komünistler Birliği’ni, Schapper ve Moll’un 1848/49 kışında yeniden örgütleme çalışmalarına ve bu konuda Marx’la yaşanan tartışmalara ilişkin, Röser şunları anlatır:

İşçi Derneği’nden tanıdığım Schapper, [...] hapisten çıktıktan sonra beni ziyaret ederek bir sonraki günün akşamı için, yanılmıyorsam Herbertz pansiyonunda, teşkilatla ilgili önemli ve gizli bilgiler vereceğini söyleyerek görüşmeye çağırdı. Ben, Herbertz’e gittiğimde orada gördüklerim ve sonra gelenler: 1. Karl Schapper, 2. Kunduracı Müller, 3. Terzi Haude, 4. Terzi Meyer, 5. Tüccar Reiff, 6. Berber Bedorf, 7. Terzi Nothjung, 8. Christian Joseph Esser’dir. [...] Schapper toplantıda bize, daha önceden, Marx’ın tasfiye ettiği gizli bir teşkilatın olduğunu, kendisinin ise örgütün tasfiye edilmesine kesinlikle karşı çıktığını [...]  anlattı (Röser 1853; akt. Blumenberg 1964, s. 89).

Sovyet tarihçi Kandel, bir yandan Röser’in poliste çözüldüğünü ve bir “hain” olduğunu söyleyerek, onun ifadelerine inanılmaması gerektiğini savunurken[21], diğer yandan da kendi teziyle çelişen daha ciddi akıl yürütmeler yapar. Kandel, Röser’in, “hain” olduğunun açığa çıkabileceği korkusuyla, esas olarak yurt dışında yaşayan ya da polis tarafından yakalanmış ve bilinen örgüt üyeleri üzerine bilgi verirken, Almanya’da yakalanmayan örgüt üyeleri hakkında bilgi vermediğini belirtir (a.g.e., ss. 85-86).

Röser’in ifadelerinde, isim ve yerlerle ilgili, birbirini tutmayan çelişkili yanlar bulunmakla birlikte O, örgütün Marx tarafından tasfiye edildiğine ilişkin net konuşur. Röser, polis şefinden para almak kaygısıyla, onun duymak istediği komplo, bomba, suikast hikayeleri anlatarak, bunları başka örgüt üyelerinin üzerine atmaz; aksine, polisin sorduğu bir çok soruyu bilmediğini söyleyerek geri çevirir. Röser ifadelerinde dikkatlidir, emin olmadığı konuları belirtir; sözlerine sıklıkla “yanılmıyorsam eğer” diye başlar; polisten para sızdırmak niyetiyle örgüte darbe vuran, tutukluların durumlarını ağırlaştıran bilgiler vermez; yurt dışında yaşayan örgüt yöneticileri hakkında yalan hikayeler uydurmaz (BdK 1 1970 ss. 967-971; BdK 2 1982, ss. 445-482).

Köln Komünistler Birliği davasında yargılanan Röser 30 Aralık 1853’te verdiği ifadesinde, Marx’ın Köln’e gelmesinden kısa bir süre sonra, Mayıs/Haziran 1848’de, bilinen bir yer olan “Rom” adlı küçük bir pansiyonda bir oda kiraladığını ve burada Engels, Marx, Gottschalk, Jansen, Bedorf, Schapper, Moll, Müller ve Haude’nin katıldığı bir toplantı yaptığını söyler. Röser’in verdiği ifadeye göre “çok şiddetli tartışmaların yaşandığı” bu toplantıda Marx, daha önce de belirtildiği gibi, ilk olarak Gottschalk’a karşı Köln İşçi Derneği’yle ilgili sert suçlamalar yapar ve ikinci olarak da Komünistleri Birliği’nin tasfiyesini ister.

Schapper, Moll ve toplantıya katılanların çoğunluğu, örgütün tasfiye edilmesine şiddetle karşı çıkarlar. Röser, bu durum karşısında Marx’ın, kendisine geçici olarak verilen “diktatoryal yetkiyi” kullanarak örgütü tasfiye ettiğini söyler. Röser’in anlatımına göre Marx, örgütün varlığını devam ettirmesini “lüzumsuz” görür; çünkü ona göre örgüt, “komplo” değil, “propaganda yapmakla mükellef” bir örgüttür; propaganda ise, içinde bulunulan zaman ve koşullarda açık olarak yapılabilir; “basın ve toplanma özgürlüğünün olduğu koşullarda, gizlilik gereksizdir” (BdK, ss. 968-969).[22]

Bu tartışmanın yaşandığı toplantıya katılanların çoğunluğu, örgütün tasfiyesine karşı olduğu için Marx, son çare olarak, teşkilattan sorumlu yetkili sıfatıyla, elinde tuttuğu olağanüstü gücü kullanıp, kendince aşırı devrimci unsurların içinde yer aldığını düşündüğü ve bu nedenle sol liberal burjuva unsurlara verdiği desteğin önünde bir engel olarak gördüğü teşkilatın kapısına, Mayıs/Haziran 1848’de kilidi vurur (Blumenberg 1964, s. 89). Schapper ve Moll bu tasfiyeye karşı çıkmalarına rağmen, bir süreliğine de olsa, genel politik meselelerde Marx/Engels’le birlikte hareket etmeye devam ederler ve ilk etapta durumu izlemeyi tercih edip, onların belirlediği politik çizgiye uyarak, Gottschalk ve Anneke’nin hapiste olduğu dönemde, Köln İşçi Derneği’nde eğitim seminerleri düzenlerler...

Bu dokümanlarda Röser, çok açık olarak, Marx’ın, Mayıs/Haziran 1848’de yapılan bir toplantıda Moll ve Schapper gibi deneyimli kadroların kesin muhalefetine ve karşı çıkışına rağmen, yaşanan sert tartışmalardan sonra örgütü tasfiye ettiğini belirtir. Üstelik bu tasfiye, 8 Aralık 1847’de örgütün, 2. Kongresinde kabul edilen parti tüzüğü açık olarak çiğnenerek yapılır; çünkü tüzük, merkez komitesinin hiç bir üyesine, elinde tuttuğu gücü kullanarak örgütü tasfiye etme yetkisi vermez (MEW 4, ss. 596-598).

Sadece örgüt tüzüğü değil, Marx’ı olağanüstü yetkilerle donatan esas olarak kendisinin ve Engels’in aktif olduğu 3 Mart 1848 tarihli merkez komite toplantısının aldığı kararlar da, ona örgütü tasfiye etme yetkisi tanımaz. Üstelik merkez komitesinin bu toplantıda aldığı kararlar gereği Marx, örgütü en kısa zamanda kongreye götürmekle yükümlüdür (BdK 1 1970, s. 714).

Kongreler açısından çok zengin bir yıl olan, her kesimin kendi kongresini yaptığı, adeta bir “kongreler yılı” olan 1848 yılında Marx (Na’aman 1965, s. 30), komünistlerin bir kongre örgütlemesi için zerre kadar çaba göstermek şöyle dursun, var olan örgütü tasfiye eder...

Belirtildiği gibi Marx, Komünistler Birliği’ni kendi planları açısından “rahatsız edici bir organizasyon” (Schraepler 1972, s. 266) olarak görür; O, Yeni Ren Gazetesi’yle birlikte, illegal teşkilatın artık “var olma hakkını” yitirdiğini düşünür; çünkü örgütü ikame edecek kendi gazetesi vardır artık; bu gazete sadece, “aşırı solun” şiddetle saldırdığı görüşlerini rahatça ifade ettiği, bunların ajitasyon ve propagandasını yaptığı bir yer değil, aynı zamanda bütün Almanya’da örgütü ikame edecek bir organdır da ona göre. Marx örgütü fesheder; bu vesileyle devrim yıllarında örgüt içinde kendi politik çizgisine uymayan “aşırılarla” da, bir ilişiği kalmamış olur (Nicolaewsky/Mönchen-Helfen 1963, ss. 166-168).

Röser’in ifadelerinin dışında ayrıca, Berlin Komünistler Birliği davasında yargılanan ve poliste çözülmeyen Hätzel’in ifadesi de, Röser’in Komünistler Birliği’yle ilgili verdiği ifadelerle çelişmez (Na’aman 1965, s. 31).

Bunların dışında BdK’nın yayımladığı dokümanlar içinde de Komünistler Birliği adına son olarak, Londra yurtdışı komitesinin, 18 Haziran 1848 tarihli Köln’deki Komünistler Birliği merkez komitesine yazdığı, uyarı niteliğindeki bir mektupta rastlanmaktadır. Bu mektuptan 6 ay sonra, Moll’un dağıtılan örgütü yeniden kurma faaliyetleri çerçevesinde değiştirdiği örgüt tüzüğünde, yeniden Komünistler Birliği adına rastlanacaktır.

Teşkilatın Londra kadrolarının, tam da Marx’ın Komünistler Birliği’ni elinde tuttuğu “diktatoryal yetkiye” dayanarak tasfiye ettiği tarihlere denk düşen bir zamanda gönderdikleri mektupta, legal Çartist hareketin 10 Nisan 1848’de aldığı yenilgiyi değerlendirirken, bu hareketin yeniden ayağa kalkabilmesi için en kısa sürede kesinlikle illegal örgütlemeyi hayata geçirmesini şart koşmaları, dikkat çekicidir. Londra kadroları Çartistlerin yenilgisine derman olacak ilacı, “yalnızca illegal bir örgütün pratiğe müdahalesi, Çartistlerin yeniden ayağa kalkmalarına, örgütün kitlelerle sıkı bir şekilde kenetlenmesine yardım edebilir” diyerek, çok net bir şekilde ifade ederler (BdK 1 1970, s. 806).

Bu dokümanın da gösterdiği gibi, Çartistlerin aldığı yenilgi sonrası, kapitalist gelişmenin yüksek olduğu Londra’da bile illegal örgütlenmeyi savunan, özellikle Haklılar Birliği’nin devrimci geleneğine sahip olan komünistlerin, örgüt tasfiyesine ikna olması zordur. Komünistler İngiltere gibi görece liberal, yani toplanma, basın, söz ve örgütlenme özgürlüklerinin olduğu bir ülkede, Çartistlerin Nisan 1848’de aldığı yenilgiden sonra, açık ve yasal organizasyonların arkasında illegal devrimci örgütlenmenin durması gerektiği dersini çıkarırlar. Bu değerlendirme aynı zamanda birbiriyle örtüşen tarihlerde, Mayıs/Haziran 1848’de, Köln’de yapılan toplantıda örgütün tasfiye edilmesine yönelik bir eleştiri olarak da okunabilir.

Yine, 21 Nisan 1848’de, Almanya’nın Regensburg şehrinden Bergmann isimli bir örgüt üyesinin, teşkilatın merkez komitesine gönderdiği bir mektupta legalleşmeyi eleştirmesi, illegal örgütün güçlendirilmesine ve sağlamlaştırılmasına önem verilmesini istemesi dikkat çekicidir. Bergmann mektubunda, “sadece güzel sözlerle” işlerin yürümeyeceğini, “ilkelerin hayat bulması için elde silah savaşmaya” hazır olduklarının gösterilmesinin zamanının geldiğini, “dava uğruna başarıyla mücadele etmek için güçlerin merkezileştirilmesi” gerektiğini, bu anlamda örgüt kendini nereye gönderirse, nerede etkili olabilecekse, oraya gitmeye hazır olduğunu yazar. Örgüt üyesi Bergmann devamla, propagandanın hedefinin ne olması gerektiğinin önemli olduğunu, bu anlamda eğer halk kendi çıkarları için mücadele etmeyi esas almazsa, geriye her zaman yapıldığı gibi, onu “bilimsel olarak aydınlatmanın” dışında başka bir işin kalmayacağını, halkın eskiden olduğu gibi yine “başkalarının çıkarları için araç olarak” kullanılacağını yazarak, örgüt liderliğini uyarır. Bergmann’a göre “halkın, başkalarının aleti olmaması için, kendine ait hedefleri olması gerekir” (a.g.e., ss. 763-765).

Berlin’e giderek orada reformist talepler için mücadele eden İşçi Kardeşliği derneğini kuran Stephan Born, daha önce sözü edilen 15 Mayıs 1848’de Marx’a yazdığı bir mektupta, kendi illegal yapısını dağıtan Komünistler Birliği için, örgütün “kendini dağıttığını” böylece “her yerde” ve “hiç bir yerde” olduğunu söyler (a.g.e., s. 784).

Marx/Engels ise, hem örgütün tasfiye edildiği toplantıda hem de daha sonraki çeşitli yazılarında açık olarak, illegal örgütü ancak basın, söz, toplanma ve örgütlenme özgürlüğünün olmadığı koşullarda başvurulması gereken bir yol olarak gördüklerini ifade ederler; onlara göre, eğer bir ülkede basın, söz, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü varsa, illegal örgüt “lüzumsuzdur”. Bu anlamda örgütün Londra komitesinin, örgüt tasfiyesinin tartışıldığı ve gerçekleştiği günlerde, Çartist hareketin yenilgisinin değerlendirilmesi üzerinden, Marx/Engels’in bu bilinen yaklaşımına karşıt bir anlayışı savunmaları dikkat çekicidir. 

Belirtildiği gibi Sovyet tarihçi Kandel, Röser’in ifadelerinin külliyen yalan olduğunu ve örgütün kesinlikle tasfiye edilmediğini düşünür; Röser’in ifadelerinin güvenilmez olduğu iddiasına kanıt olarak da, meşhur Mart 1850 Merkez Komitesinin Birliğe Çağrısı’nı gösterir; çünkü Çağrı, “devrim yıllarında” (1848/1849) örgütün kendini “kanıtladığı” (sich bewähren) tespitinin yapıldığı cümleyle başlar.

Buna karşın Blumenberg, Mart 1850 Çağrı’sının, Röser’in ifadelerinin doğruluğunu sarsacak bilgiler içermediğini belirterek, Nicolaewski’nin, “Röser’in ifadeleri Marx/Engels’in ve Komünistler Birliği’nin 1848/1849 devrim yıllarındaki faaliyetlerine ilişkin ilk yazılı dokümandır” tespitine katılır ve onun bu meseledeki çalışmalarını bir katkı olarak görür (Blumenberg 1964, s. 86).

Doğrudur; Mart 1850 Merkez Komitesinin Birliğe Çağrısı adlı metin, Kandel’in dediği gibi, örgütün devrim yıllarında kendini iki biçimde “kanıtladığı” tespitinin yapıldığı cümleyle başlar; fakat Kandel’in görmezlikten geldiği, sonraki cümlelerle de devam eder. Çağrı’da önce, iki cümleyle devrim yıllarında Komünistler Birliği’nin başarılarına dair parlak bir tablo çizilir:

... birincisi, üyeleri, her yerde, hareketlere enerjik bir biçimde katılmışlar, basında, barikatlarda ve savaş alanlarında biricik kararlı devrimci sınıfın, proletaryanın, ön saflarında yer almışlardır. Ayrıca Birlik, kendisini, Komünist Manifesto’da, kongre genelgelerinde, ve 1847 tarihli Merkez Komitesi genelgesinde hareket konusunda ortaya konan görüşün biricik doğru görüş olduğunun ortaya çıkmış olmasıyla, bu belgelerde ifade edilen beklentilerin tamamıyla gerçekleşmiş olmalarıyla, ve Birlik’in bir zamanlar ancak gizlilik içerisinde yaydığı bugünkü toplumsal koşullara ilişkin görüşlerin herkesin dilinde bulunması ve pazar yerlerinde açıkça öğütleniyor olmasıyla da tanıtlamıştır (MEW 7, s. 244).

Kısaca özetlenecek olursa, örgüt üyeleri birinci olarak, devrim hareketinin her alanında “basında, barikatlarda ve savaş alanlarında“ en ön saflarda yer almış, ikinci olarak ise, örgütün 1847’de Komünist Manifesto’da ortaya koyduğu görüşler “biricik doğru görüş olarak kendini kanıtlamış“ ve bu belgelerde ifade edilen beklentiler “tamamıyla gerçekleşmiştir.” Daha ne olsun!

Fakat, bu iki cümlenin arkasından gelen üçüncü cümle ve sonrasında ifade edilenler, baştaki iki cümlede ifade edilenlerle taban tabana zıt ve açık bir çelişki içindedir; ilk iki cümlede çizilen parlak ve başarılarla dolu tabloya, sonraki cümlelerde ifade edilenler gölge düşürür; çünkü bu „başarılara“ imza atarak kendini “kanıtlayan” örgütün varlığının, nasıl kanıtladıysa artık, devrim yıllarında birden bire, nasıl olduysa artık, yitip gittiği tespiti yapılır:

Ne var ki, Birlik’in eski sağlam örgütü, bu arada oldukça gevşedi. Devrimci harekete doğrudan katılmış üyelerin büyük bir kısmı, illegal teşkilatlar çağının geçmiş olduğunu ve yalnızca yasal eylemlerin yeterli olduğunu sandılar. Tek tek hücreler ve topluluklar, Merkez Komitesi ile olan bağlarının gevşemesine ve giderek tamamen askıya alınmasına göz yumdular. Bunun sonucu olarak, Demokratik Partinin, küçük-burjuvazinin partisinin, Almanya'da giderek daha çok örgütleniyor olmasına karşılık, İşçi Partisi biricik sağlam dayanak noktasını yitirdi, ancak yerel amaçlarla ayrı ayrı yörelerde örgütlü kalabildi ve genel hareket, böylece, tamamıyla küçük-burjuva demokratlarının egemenliği ve önderliği altına girdi (a.g.e.).

Devrim yıllarında başarıdan başarıya koştuğu ve programının doğruluğunun “pazar yerlerinde” bile konuşulduğu iddia edilen örgüt, bu yıllarda güçlenip gelişeceğine eriyip gidiyor... Tek kelimeyle izahata muhtaç bir durum...

Görüldüğü gibi, çelişki çok açıktır; söze başlarken, örgütün devrim yıllarında başarıdan başarıya imza atarak kendini koruduğu iddia edilirken; iki cümle sonra, yine aynı devrim yıllarında teşkilatın “eski sağlam” yapısının gevşediği tespit edilir...

Çağrı’da ayrıca, örgüt üyelerinin büyük bölümünün “illegal teşkilatlar çağının geçmiş olduğuna” ve sadece “yasal eylemlerin” yeterli olduğuna inandıklarından söz edilerek bunların, “örgütün hücre ve topluluklarının merkez komite ile bağlarının gevşemesine göz yumdukları” belirtilir. Bunun sonucu olarak İşçi Partisi “biricik sağlam dayanak noktasını” yitirmiş ve genel hareket “tamamıyla” Demokratik Parti, yani küçük burjuvazinin partisinin “egemenliği ve önderliği altına girmiştir” ifadesi kullanılır.

Fakat bu arada, “gizli örgütler çağının geçmiş olduğuna ve ancak legal mücadelenin yeterli olduğuna inanan devrimci harekete doğrudan katılmış üyelerin” büyük bir kısmının kimler olduğundan, bunların arasında Marx ve Engels’in de olup olmadığından ve yaşanan onca tartışmalardan ve toplantılardan, bu metinde hiç, ama hiç söz edilmez...

Çağrı’da bunlardan söz edilmese de, Marx/Engels’in 1848/49 devrim yılları için belirlediği aşamacı devrim taktiği, özellikle örgütün tasfiye edilmesi ve seçimlerde burjuva adaylara oy verilmesi, isim belirtilmeden de olsa eleştirilir. 1850’de Londra’da devrimci kanat, Marx/Engels’i bu ifadeleri kaleme almaya, özeleştiri yapmaya zorlar. Çağrı’nın kaleme alındığı tarihlerde Marx/Engels’in Londra’da Blankist devrimcilerle girdikleri yakın örgütsel ilişki de düşünüldüğünde, 1848/1849’da izlenen aşamacı devrim taktiğinin eleştirisi ve Çağrı’nın dilinin devrimci keskinliği anlaşılır. Marx /Engels bu önemli meselede kendi taktiklerini eleştirerek, ya da özeleştiriye zorlanarak, devrimin temel ve belirleyici bir meselesinde “sol” olarak niteledikleri kanada hak verirler (Nicolaewsky/Mönchen-Helfen 1963, s. 211). Ya da devrim geçip gittikten sonra ‘devrimci’ olmakta bir mahsur olmayabilir...

Marx, 1860’da Bay Vogt adlı polemik yazılarında Şubat 1848 devriminin başlamasıyla birlikte teşkilatın Londra’da bulunan merkez komitesinin, örgüt yönetimini kendisine devrettiğini yazarken, Brüksel’den ayrılmadan önce yapılan toplantıda, kendi kendini illegal teşkilatın kaderi konusunda olağanüstü yetkilerle donatan ve böylece teşkilatın birinci dereceden sorumlusu konumuna getiren sanki bizzat kendisi değilmiş gibi, kendi önüne koyduğu hedeflere geçerlilik kazandıracak yasal propaganda gibi daha etkili yollar bulunduğu için, örgütün “devrim yıllarında faaliyetinin kendi kendine sönümlendiğini” yazar (MEW 14, ss. 439-440).

Mehring, her zaman yaptığı gibi Marx’ı tekrar ederek, “devrimin, işçi sınıfına yasal propagandanın araç ve olanaklarını” sağladıktan sonra örgütün, “varlığını sürdürmesinin” giderek önemsizleştiğini ve böylece ortadan kaybolduğunu yazar (Mehring 1979, s. 162). İlerleyen sayfalarda Mehring bu kez, işçilerin “basın, toplantı, dernek kurma ve örgütlenme özgürlüğünün olduğu devrim günlerinde” Birlik’in kendini “örgüt olarak gerçekten dağıtmış” olsa bile, “proletaryanın yasal örgütlenmesinin araç ve olanaklarının elinden alındığı” 1849 yazında, karşı devrimin kesin zaferi sonrası, “doğallıkla” yeniden ortaya çıktığını yazar (a.g.e., s. 208). Na”aman’ın belirttiği gibi, Mehring’in “doğallıkla” kelimesi, kullanıldığı bağlama hiç uymaz (Na’aman 1965, s. 30).

Nasıl oluyorsa, tam da devrim zamanı “kendi kendine dağılan” bir komünist teşkilat, devrimin yenilgisinden sonra “doğallıkla” yeniden ortaya çıkıyor!

Hall Draper, “Marx/Engels öncü öğeleri, kendileriyle işçi sınıfı arasında örgütsel duvarların yaratılmasının” sebebi olarak gördüklerinden, “kıtada devrim patlak verdiğinde” yaptıkları ilk hareket, “örgütsel işleyişin öncü aracı olan Komünistler Birliği’ni dağıtmak” olmuştur[23] diyerek tasfiyeyi kabul eder ve savunur.

Hundt da, Marx/Engels’in 1848/49 devrimlerinde izledikleri, burjuvaziyi feodallere karşı destekleme taktiğine sonuna kadar destek veren biri olarak, Mayıs/Haziran 1848’de yaşanan durumu bir tasfiye olarak değil, örgütün tarihinde olumlu anlamda bir “dönüm noktası” olarak değerlendirir; ona göre Komünistler Birliği’nin “gizli teşkilat yapılanmasının ve illegal propaganda faaliyetinin, derneklerde ve basın alanında yapılan legal çalışmaya dönüşümü”, bu teşkilatın kendi tarihindeki “belki de en önemli başarısıdır”:

Marx önderliğindeki merkez komitesi büyük bir taktik esneklikle Birlik’i, derin bir politik dönüşüm içine sokarak Demokrasi Partisi’ne, onun sol kanadı olarak bağlamışlardır. Birlik’in bütün işlerinin, tarihsel gelişimin içinde bulunulan o andaki aşamasında ve o andaki somut koşullarında Yeni Ren Gazetesi, İşçi Derneği ve Demokrasi Partisine bırakılması, proletaryanın emansipasyonu [özgürleşmesi] için, kesinlikle zorunlu ve tam anlamıyla meşru bir yöntemdir. Bu adımı, Birlik’in ‘tasfiyesi’ olarak görmek, tarihsel anlayış eksikliğini gösterir; 20. yy. Parti anlayışı olumlu ya da olumsuz anlamda 1848’in Komünistler Birliği’ne uyarlanamaz. O dönemde Birlik kitle partisine dönüşemezdi. İllegal yapısı da dönemin yeni koşullarına uygun değildi. Böylece izleyeceği yol olarak kendisine sadece Yeni Ren Gazetesi’nin yolu, ... yani kendini geçici olarak Demokrasi Partisi’ne bağlama yolu kaldı (Hundt 1993, s. 469).

Hasılı Hundt’a göre, 1848 yılı ortasında gerçekleşen “dönüşüm”, uluslararası işçi hareketinin tarihinde, “politik soğukkanlılık” ve “devrimci kararlılık” açısından ders çıkarılması gereken bir örnektir.

McLellan ise, Marx’ın örgütün dağılmasının nedenleri olarak sıraladıklarını pek mantıklı bulmaz; ona göre Marx’ın gösterdiği nedenler daha ziyade, örgütün gizliliğe son verip, yasal bir yapılanma içine girerek bir dönüşüm geçirdiğine işaret eder. McLellan, Marx’ın, Komünistler Birliği’nin radikal politikasının, “ılımlı bir bayrak altında” yayın hayatına başlayan kendi çıkardığı Yeni Ren Gazetesi’ne zarar vereceğini düşünerek, örgütü tasfiye ettiğini belirtir (McLellan 1973, s. 207).

Friedenthal da, Marx’ın kendisine Brüksel ve Paris’te verilen tam yetkiyi kullanarak, “güvenilmez” ve “söz dinlemeyen, dik kafalı” unsurları kendi içinde barındıran Komünistler Birliği’ni tasfiye ettiğini düşünür (Friedenthal 1990, s. 365).

Engels’in konuya ilişkin ifadeleri, Marx’a göre daha ayrıntılıdır. 1848 devriminde Komünist Partisi “yitip giderken” ... “Demokrasi Partisinin” güçlenmesini ve böylece ezilen sınıf ve katmanların, burjuvaların şemsiyesi altına girmesini Engels, 1884 yılında yazdığı Marx ve Yeni Ren Gazetesi 1848-49 adlı makalesinde, proletaryanın “yeterince gelişmemiş” ve bütünüyle “düşünsel kölelik” içinde bulunmasına, “kendi bağımsız örgütlülüğünü yaratmadaki yeteneksizliğine” ve burjuvaziyle kendisi arasındaki derin uzlaşmaz çıkarlara dair “belirsiz, boğuk duygulara” sahip olmasına bağlar...

Aynı makalede Engels, yukarıda söylediklerine tezat bir fikri de savunarak, bu kez illegal teşkilatın, “halk kitlelerinin devasa hareketi karşısında, bu kitleyi ayağa kaldırmada çok zayıf bir kaldıraç” olduğunun devrim yıllarında kısa sürede anlaşıldığını, ileri sürer. Engels, Almanya’nın küçük ve dağınık şehirlerinin örgütlülüğe müsait olmaması nedeniyle, örgütün ilişkileri koordine edebilecek, direktifler verebilecek yeteneğini kaybettiğini, ama onun yerine geçen “basın tarafından” bu direktiflerin çok daha iyi biçimde yayılıp, geniş çevrelere ulaştırıldığını iddia eder.

Yine, sözü edilen makalede Engels, Alman Komünist Partisi dedikleri, “küçük bir gövdeden meydana gelen” Komünistler Birliği’nin başlangıçta gizli bir propaganda grubu olarak örgütlenmesinin nedenini şöyle açıklar: “Birlik illegaldi; çünkü o zamanlar Almanya’da toplanma ve dernek kurma hakkı yoktu” (MEW 21, ss. 17-24). Fakat 1848’le birlikte toplanma ve dernek kurma hakkı serbest kalınca, illegal örgüt de “varlık gerekçesini” yitirir Engels’e göre...

Bu anlayışa göre, dünyada dernek kurma ve toplanma ‘özgürlüğünün’ olduğu her yerde, illegal örgüt lüzumsuzdur... 

Aynı şekilde Engels bu makaleden bir yıl sonra, 1885’te kaleme aldığı Komünistler Birliği Tarihi adlı çalışmasında da, örgütün devrim yıllarında merkezi işleyişini yitirdiğini; teşkilatın üyeleri arasında, birlikte hareket etme durumunun ortadan kalktığını; her bir militanın kendi başına hareket ettiğini yazar. Engels, bunun sonucu olarak “oraya buraya dağılmış” sayıları bir kaç yüzle ifade edilebilecek Komünistler Birliği üyeleri, devrim patlak verdiğinde, “birdenbire ortaya çıkan harekete hızla çekilen devasa kitle içinde yitip giderler” diyerek, bir yıl önceki ifadelerini tekrarlar. O, devamla, komünistlerin kitle içinde “yitip gitmesi” sonucu Alman proletaryası da, politik arenada öncelikle “Radikal Demokrasi Partisi” olarak ortaya çıktı, diye yazar. Engels bu makalesinde de, örgütün 1848/1849 devrim yıllarında “yitip gitmesine” neden olarak yine söz, basın toplantı ve örgütlenme özgürlüğü üzerindeki yasakların kaldırılmasını gösterir; ona göre Almanya’da gizli örgütü gerekli kılan koşullar ortadan kalkınca, Komünistler Birliği de, gizli bir teşkilat olarak varlık sebebini yitirir; artık örgütün işlevini gazete yerine getirecektir (a.g.e., s. 218).

Yeni Ren Gazetesi (Neue Rheinische Zeitung)

Köln, Almanya’nın diğer bölgelerine kıyasla Fransız burjuva devriminin kendini daha güçlü hissettirdiği ve bu nedenle basın özgürlüğünün görece işlevli olduğu bir yerdir. Marx/Engels bu özgürlüğü “son damlasına kadar” kullanmak istediklerinden 11 Nisan 1848’de Köln’e geldikten hemen sonra, daha önceden kararlaştırdıkları günlük bir gazete çıkarma hazırlıklarına başlarlar. Marx’ın kafasında 1843’te redaktörlüğünü yaptığı liberal Ren Gazetesini daha “radikal” bir çizgide yayımlamak vardır. Günlük gazete çıkarmak için Marx, özellikle Ren bölgesini seçmiştir; çünkü bu bölge diğer nedenlerin yanında aynı zamanda, büyük burjuva Camphausen ve Hansemann’ı “iktidara taşıyan” ve gerçek anlamda, “bilinçli” burjuvazinin borazanlığını yapan etkili, liberal Köln Gazetesi’nin de çıkarıldığı yerdir (Friedenthal 1990, s. 363).

Marx, Brüksel’deyken kendi isteğiyle Prusya vatandaşlığından çıktığından, Köln’deki devlet yetkililerinden bir yabancı olarak gazete çıkarma izni alır. Bu arada Engels de gazete için babasından maddi destek alma umuduyla, memleketi Barmen’e doğru yola çıkar (MEW 5, s. 566).

25 Nisan 1848’de Barmen’den Marx’a yazdığı bir mektupta Engels, burjuvazinin muhafazakarlığına ve durumun karamsarlığına örnek vermek için, kendilerinin Paris’te hazırladıkları 17 maddelik programın “sulandırılmış” halinin tek bir tanesinin bile, gazete finansmanı için para istedikleri burjuvaların eline geçmesi durumunda, bunun, kendileri için “her şeyin sonu” olacağını yazar (MEW 27, s. 125).

İşte kendileri için “her şeyin sonu” olmasın diye Marx/Engels, Brüksel’deki Komünist İrtibat Komitesi’nin kurucuları olduklarının ve anonim olarak yayımlanan Komünist Manifesto’yu kaleme aldıklarının bilinmesini istemezler. Marx/Engels’in Yeni Ren Gazetesi’ni çıkarmaya hazırlandığı dönemde ve daha sonrasında da, çok dar bir kesimin bildiği bu durum, özellikle gizli tutulur. Zaten gazetede de bu dönemde komünizm kelimesi bir tabudur (Raddatz 1975, ss. 145-146).

Westfälisches Dampfboot adlı dergilerinde Marx/Engels’in arkadaşları, onların gazeteye ilişkin konseptini açıklarlar. Buna göre, “Demokrasi Partisi mücadelesi küçük yerel gazetelerde sürdürülmemeli”, aksine, ihtiyaç duyulan gazete “bütün uygar Avrupa’daki gelişmeleri izleyen, her ülkede ve büyük şehirlerde haber kaynakları ve muhabirleri bulunan ve bu kanallar aracılığıyla, o ülke ve şehirlerdeki demokratlarla kurulan içsel bağlantıyı güçlendirerek katkı sunan bir konuma sahip olmalıdır.” Bu arada, açıklanan bu konsept içinde “bütün ülkelerin işçilerinin” devrim ve komünizm mücadelesinden, “taktik nedenlerden dolayı” söz edilmez (Schmidt 2002, s. 81).

Tam da bu konsept çerçevesinde Marx, İtalya’da Florenz’deki Demokratların çıkardıkları L'Alba ve Brüksel’deki Belçikalı Demokratların çıkardıkları Débat social gazetelerine, Mayıs 1848’de bir mektup yazarak, çıkaracağı gazete konusunda onları bilgilendirir ve onlara irtibat içinde olma, bilgi ve haber paylaşma önerisi yapar (MEW 5, s. 566).

Köln devrimcileri içinde pek tanınmayan Marx, gazetenin finansmanı için öncelikle, kendisini daha önceki yayın faaliyetinden tanıyan ve finansal yardımlarını esirgemeyen burjuva çevrelere yönelir ve gazete için gerekli olan 30.000 Talerin 13.000 Talerini, esas olarak hiç bir şekilde “sol radikal” denemeyecek bu “tüccar ve serbest meslek sahibi” kesimlerden temin eder (Sperber 2013, s. 230).

1 Haziran 1848’de Yeni Ren Gazetesi, “demokrasinin organı” olarak nihayet yayın hayatına başlar. Fakat Engels’in dediğine göre, daha henüz ilk sayısında gazete, kendisinin kaleme aldığı baş makale yüzünden finansörlerinin yarısını kaybeder. Bu makalesinde Engels, burjuva Frankfurt Ulusal Parlamentosu’nu halk egemenliği ilan etmediği, bunu anayasanın temeli yapmadığı ve gericiliğin saldırılarına karşı savunmasız kaldığı için sert bir şekilde eleştirir. Engels, gazetenin daha sonraki sayılarında da büyük burjuvazinin Prusya krallığı ile her uzlaşma çabasını, burjuva devriminin ilkesini her “sulandırma” çabasını eleştirdiklerini, övünerek yazar (MEW 5, ss. 14-17).

Gazeteyi finanse edenlerin yarısının, daha işin başında desteklerini kesmesi üzerine Marx, hukuksal olarak gazetenin sahipliğini de üstlenir ve onu kendi parasıyla finanse etmeye çalışır. Köln’de kaldığı süre içinde Marx, bütün enerjisini “ulusal demokratik hareketin sesi” olan Yeni Ren Gazetesi’nin yayımına hasreder.[24]

Yeni Ren Gazetesi’nin baş yazarı Karl Marx’tır. Redaksiyonda ise daha önce de değinilen Marx’ın “eski” arkadaşı Heinrich Bürgers, ayrıca Friedrich Engels, Ernst Dronke[25], Georg Weerth[26], Marx’ın, Kapital’in 1. cildini adadığı “unutulmaz arkadaşı” Wilhelm Wolff ve onun kardeşi Ferdinand Wolff vardır; bunlara daha sonra Ferdinand Freiligrath[27] da katılır. Schapper ise gazetede mürettip olarak çalışır (Nicolaewsky/Maenchen-Helfen 1963, s. 168).

Marx/Engels de dahil olmak üzere, yazı kurulunda yer alanların hiçbiri Haklılar Birliği kökenli değildir. Marx/Engels 1847 kışında Haklılar Birliği’ne girmelerinin akabinde, önceden ilişkili oldukları “eski” arkadaşlarını, kendini Haziran 1847’de Komünistler Birliği olarak reorganize eden örgüte alırlar ve sonra da bunlarla birlikte gazete çıkarırlar.

Marx’ın en önemli politik platformu olan bu gazete, 1848 yılı boyunca çağdaşları tarafından sıklıkla “Yeni Ren Gazetesi Partisi” olarak nitelenir (Sperber 2013, s. 230). Engels, gazete redaktörlüğü dönemindeki Marx’ı, şakayla karışık “diktatör Marx” olarak niteler (MEW 21, s. 19).

Gazetenin yayın hayatına başlamasının birinci haftasının sonunda Marx, 7 Haziran 1848’de kaleme aldığı başyazıda, burjuva demokratik devrimin Almanya’daki en önemli görevinin, “devrimci yoldan ulusal demokratik birliği” sağlamak olduğunu bir kez daha ilan eder (MEW 5, s. 568). Bu tespite bağlı olarak Marx/Engels, Yeni Ren Gazetesi’ni yayımlamayı, “ulusal anlamda en önemli ödev” olarak görürler (Becker 1963, s. 44).

Hal böyle olunca, Komünist Manifesto’nun daha henüz mürekkebi bile kurumadan, orada ezilen devrimciliği adına ne söylendiyse unutulur ve Yeni Ren Gazetesi’nin yayın çizgisi sadece iki talep üzerine, Engels’in kendi ifadesiyle “birleşik, bölünmez demokratik Alman cumhuriyeti” yani “üniter devlet” ve “Rusya’ya karşı savaş” talepleri üzerine oturtulur (MEW 21, s. 19). Engels bu yayın çizgisini, gazete “ihtiyatlı davranarak tüm halkın demokratik çıkarlarını temsil etti” diyerek savunur  (MEW 5, s. 499).

Marx/Engels Komünist Manifesto’da, “Komünistler görüşlerini ve niyetlerini gizlemeye tenezzül etmezler” ve komünistler “amaçlarına ancak, şimdiye kadarki her türlü toplum düzenini şiddete dayalı bir devrimle yıkarak ulaşabileceklerini, açıkça ilan ederler“ (MEW 4, s. 493) demelerine rağmen, daha önce de belirtildiği gibi, bu ifadelerine bağlı kalmayarak, Köln’de çıkardıkları “demokrasi organı” Yeni Ren Gazetesi sayfalarında, kendilerini “komünist” olarak tanımlamaktan imtina ederler ve komünizm kelimesini ağızlarına almazlar (Herres 2003, s. 147).

Hundt, Marx/Engels’e yönelik olarak, “Demokrasi Partisinin kanadı olarak komünistler, her yerde ve her zaman komünist olduklarını söylediler” diye iddia eder. Fakat onun bu iddiası boş bir iddia olarak kalır; çünkü kendisi de iyi bilir ki “Demokrasi Partisinin kanadı” olunduğu dönemde Marx/Engels “komünist olduklarını” söylememişlerdir. Tam da böyle olduğu içindir ki Hundt, bu iddiasına temel olarak, döneme ait tek bir yazılı kayıt sunamaz! (Hundt 1993, s. 472).

Bu konuda Mehring bile, “bütün bir 1848 yılının işçi hareketi mücadelesi, işçilerin çıkardıkları gazetelerin sayısı ve işçi örgütleri açısından zengin bir yıl olmasına rağmen” Marx/Engels’in Yeni Ren Gazetesi’nde bunlarla ilgili haberlerin “kuşkusuz eksik” olduğunu belirtir. Mehring değerlendirmesine devam ederek kendince bu eksikliğin nedenlerini mazur göstermeye çalışır; ona göre Yeni Ren Gazetesi’nin işçi hareketine yönelik ilgi azlığının nedeni, gazetenin öncelikle “demokratik yayın organı” olmasından, yani “burjuvazi ile proletaryanın ortak çıkarlarını, feodalizm ve mutlakıyetçiliğe karşı koruma isteğinden” kaynaklanmasında yatmaktadır. Mehring bu noktada Marx/Engels’e tam anlamıyla hak verir; çünkü ona göre “gerçekten” ilk önce, “proletaryanın burjuvaziyle dans etmeye başlayabileceği zeminin yaratılması” gerekmektedir (Mehring 1979, s. 192).[28]

İşte bu birlikte “dans” gerçekleşsin diye, bu ‘ittifakın’[29] bileşenlerinden birini oluşturan ezilenlerin mücadelesi görmezlikten gelinip komünistlerin örgütü tasfiye edilirken, ‘ittifakın’ diğer tarafını oluşturan burjuvazinin çıkarları, “aman ürkmesin” diye, olabildiğince gözetilir...

Na’aman’a göre Marx, Komünistler Birliği içinde, gazetenin ihtiyaçlarına bağlı olarak bir “haberleşme birliği”, adeta ‘örgüt içinde örgüt’ kurdu; Komünistler Birliği, kendi kurduğu gazetenin ihtiyaçlarına cevap verdiği oranda önemli, teşkilat militanları gazetenin politikasına katıldıkları ve onun için çalıştıkları ölçüde bağlayıcıydılar. Örgüt, gazetenin ihtiyaçlarına hizmet ettiği oranda vardı, bunun dışında kalanlar işlevsiz hale geldi. Na’aman, Yeni Ren Gazetesi’nin izlediği politik çizginin, Komünistler Birliği’ni öncelikle “bir politik teşkilat olarak” dağıttığını söyler; ona göre bunu takip eden biçimsel dağılmanın olup olmaması, burada ikincil önemdedir (Na’aman 1965, s. 21).

Rjazanov’a göre Marx’ın başyazar olduğu Yeni Ren Gazetesi’nde komünistler, işçi sınıfı, ezilenler ve onların mücadelesiyle ilgili haber, yorum yahut analiz arama beyhude çabası içine girenler, “kendilerini boş yere yormuş” olacaklardır (Rjazanov 1973, s. 78).

Durumun, Rjazanov’un tarif ettiği gibi olmasının nedenlerini Engels, kendince gerekçelendirir. O, “hiç bir etkisi olmayacağına” inandıkları, kimsenin okumayacağı bir gazete çıkarıp, küçük bir sekt olarak kalmaktansa, ki bu ona göre “ıssız çölde vaaz vere vere çürümeye” benzer; büyük bir aksiyon partisi olmaya karar verdiklerini; çünkü kendilerinin “ütopistlerden azami derecede” öğrendiklerini ve programlarını da, onlarla “aynı akıbeti paylaşmamak için” hazırladıklarını anlatır (MEW 21, s. 18).

Fakat Engels’in, 1848 devriminde komünist propagandayı “ıssız çölde vaaz vere vere çürüme” ile bir tutan ifadesinin, en azından kendisinin ve Marx’ın da bulunduğu Köln’de, bu çalışmada daha önce sözü edilen, Komünistler Birliği’nden Gottschalk ve arkadaşlarının yürüttükleri politik çalışmalar ve onların arkasında durduğu Köln İşçi Derneği’nin güçlü örgütlülüğü göz önüne getirildiğinde, o yılların gerçekliğini hiç bir şekilde dile getirmediği savunulacaktır.

Engels, 1887 yılında yazdığı bir mektupta devamla, 1848 baharında Almanya’ya döndüklerinde işçi sınıfına seslerini duyurmanın “tek olanaklı aracı olarak” gördükleri “demokrasi kanadıyla” birlikte hareket ettiklerinden Yeni Ren Gazetesi’ni çıkardıklarını, bu gazetenin dalgalandırdığı bayrağın da buna bağlı olarak “demokrasi bayrağı” olduğunu yazar. Engels, kendilerinin “demokrasi kanadının en radikal” ucunu temsil etmelerine rağmen, yine de “bu kanadın içinde bir kanat olarak kaldıklarını” belirtir (MEW 36, s. 598).

Yeni Ren Gazetesi’nin yayın çizgisi: Üniter devlet ve Rusya’yla savaş

Mart 1848 sonunda Almanya Komünist Partisi imzasıyla yayımlanan, bu partinin politik eylem programı olarak kaleme alınan 17 talebi Marx/Engels, gazete yayıncılığı döneminde zamansal açıdan uygun bulmadıkları için geri çekerek, kendilerini yalnızca iki taleple, Almanya’nın ulusal birliğini sağlayacak “birleşik bölünmez Alman cumhuriyeti” ve “doğu”ya, yani “Rusya’ya karşı savaş” talebiyle sınırlarlar. Engels, 1884’te kaleme aldığı Marx ve Yeni Ren Gazetesi 1848/49 adlı makalesinde, gazetenin Marx tarafından belirlenen çizgisi “birleşik bölünmez demokratik Alman cumhuriyeti ve Rusya’yla savaş talebi üzerine oturur” diye yazar  (MEW 21, ss. 18-19).

Gazete, içerisi için “üniter devlet”, dışarısı için ise “Rusya ile savaş” çağrısı yapar. Kafalarında 1789 Fransız Devrimi’nin modelini taşıyan Marx/Engels, Rusya’ya karşı savaşı esasen, Almanya’yı birleştirip merkezileştireceğini düşündükleri için isterler belki de... “İşçi sınıfı programının demokratik parçası” olarak öne sürülen üniter devlet talebinin, ancak Rusya ile savaşarak gerçekleşebileceği düşünülür belki de... Kim bilir; belki de Rusya’ya karşı “devrimci savaş”, milliyetçi duyguları kuvvetlendirip ulusal birliğe hizmet edecektir...

Üniter devlet isteyen biri olarak Marx, Frankfurt parlamentosunun “sol” kanadının federalizm talebini sürekli olarak eleştirirken, aynı zamanda “devrimci Fransa’nın” Almanya ile birlikte Rus çarlığına karşı kutsal savaşa tutuşmasını da şiddetle arzu eder (MEW 5, s. 104). 

Marx, gazetenin yayın çizgisini “sözün radikalliği” ile sınırlar; O, Almanya’da proleter devrimin sırasının henüz gelmediğine inandığından, işçilerin ve ezilenlerin burjuvaziden bağımsız hareketlerine karşı çıkarak, proleter hareketin Almanya’da feodallere karşı burjuva demokratlarla birlikte hareket etmesini savunur.[30]

Belirtildiği gibi Yeni Ren Gazetesi kendini, “aşırı sola karşı ajitasyon” yaparken “demokrasi organı” olarak tanımlar ve feodal mutlakiyete karşı mücadele edenler cephesi içinde görür; bu cepheyi temsilen, hasımlarına karşı “biz demokratlar” diye konuşur. Marx/Engels gazetede, proletarya ve burjuvazi arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı dile getiren ve Alman devriminde proletaryanın çıkarları ve misyonu üzerine “birleşik cepheyi rahatsız edebilecek” yayınlardan kaçınırlar (Nicolaewsky/Maenchen-Helfen 1963, ss. 168-170).

Yeni Ren Gazetesi’nde yazdıkları makalelerde Marx/Engels, burjuvaları feodallere karşı dürtüklemeyi, burjuvaların feodallerle anlaşmamaları için onları cesaretlendirmeyi, zayıf davrandıklarında ise onları azarlamayı, burjuvaların kendi “tarihsel misyonu” gereği feodalleri alaşağı ederek kendi devrimlerini yapmalarını isteyen bir yayın çizgisi izlerler. Makalelerinde feodallerin, burjuvaların çıkarlarına nasıl zarar verdiğini, büyük sanayiyi nasıl engellediğini, onu İngiliz sanayisi karşısında nasıl savunmasız bırakarak rekabet gücünü kırdığını ve nasıl ağır vergileri birbiri ardından saldığını uzun uzun anlatan Marx/Engels, feodallerin burjuvalara verdiği zararları bir bir sayarak, onları yapmaları gereken işe ikna etmeye, onların gerçek çıkarlarının nerede yattığını bıkmadan usanmadan göstermeye çalışırlar.

Bu çizgisiyle Yeni Ren Gazetesinin, ezilenlerin çıkarlarını ezenlere karşı temsil etmekten ziyade, burjuva devriminin çıkarlarını mutlakıyete karşı temsil ettiği savunulacaktır. Engels 1848/49 devriminde dertlerinin sadece “demokratlarla”, onları mutlakiyete karşı cesur davranmaları için iteklemekle, bunu yapmadıkları zaman ise azarlamakla ilgili olduğunu, çok açık olarak yazar:

Biz, her hangi bir parlamenter solun yayın organı olma onurunu taşıma konusunda asla cimrilik etmedik. Biz, Almanya’daki demokratik hareketi oluşturan çok farklı ve değişik ögeler içinde diğerlerini değil, sadece demokratları keskin ve açık seçik olarak gözetlemeyi, acil bir zorunluluk olarak gördük (MEW 5, s. 347).

Gazetenin, her ne pahasına olursa olsun burjuvaziyle “birleşik cephe politikası”, işçilerin kitlesel olarak hareketlenmesini, kendi izledikleri politikanın karşısında görür. Engels, ezilenlerin içinde yaşadıkları koşullara karşı “kaba” da olsa “kitlesel” olarak hareketlenmeye başlamasını, kendi izledikleri, burjuvaziyle “birleşik cephe politikasına” ters görür; işçilerin kitlesel hareketlenmesinin, kendilerinin yoluna taş koyacağını düşünür. Engels, proletaryanın burjuvazinin “büyük demokratik ordusuna” doğru, düzgün adım marş ilerlemesi gerektiğini düşünür; ona göre proletarya, burjuvazinin iktidarı için feodal mutlakiyetin kalelerini yıkarken, kendisini demokrasi cephesinden “izole” etmemeli, yalıtmamalıdır (MEW 21, s. 18).

Engels kendilerinin her zaman işçilere, “burjuvazinin iktidara gelmesinden sonra ancak, kendi hedefleri için mücadele etmeleri gerektiğini” açık olarak söylediklerini belirtir; ona göre önce “burjuvazi dümene geçecek”, ezilenlerin temsilcileri “ancak bundan sonra onun karşısında muhalefet kanadını” (Opposition) oluşturacaklardır (a.g.e., s. 22). Burjuvaziyi “dümene” geçirecek ulusal “üniter devlet” şiarını bayrağına yazan Yeni Ren Gazetesi’nde, 1848 yılı boyunca Almanya’da işçilerin, ezilenlerin durumu ve mücadeleleriyle ilgili, tek bir yazının çıkmaması, bu anlamda kendi içinde tutarlıdır.

Raddatz, 1848 yılı boyunca, Marx/Engels’in daha sonraki yıllarda inşa edecekleri teorik binalarının yapısının iki ana çizgisinin ortaya çıktığını söyler; ona göre bunlar birbiriyle yakından ilişkili olan “devrim konsepti” ve “ulus kavramıdır”. Raddatz’a göre, Marx’ın Yeni Ren Gazetesi sayfalarındaki “lafzi devrimci radikalizmi” ancak Haziran 1848 Paris katliamının ardından bir volkan gibi fışkırsa da, “sözle dünyaya nizamat vermenin getirdiği bu radikalizm, hep analize geri döner”; buradaki politik tutum, yalnızca “çağrı”dır. Ne az, ne de fazla! Bu “ihtiyatlılık”, bu “analize geri dönüş”, Marx’ı, devrimci dürtüleri kışkırtmaktan ziyade, onları hep dindirmeye götürür. Raddatz, gazetedeki bu tarzın, makalelerin genel karakteristiğini oluşturduğunu belirtir (Raddatz 1975, ss. 145-146).

Na’aman ise, “Marx’ın tarihsel diyalektik düşünme yöntemi açısından”, örgüt içinde sahip olduğu olağanüstü yetkileri ve olanakları “Yeni Ren Gazetesi Partisinin” (die Partei der Neuen Rheinischen Zeitung) etki alanının genişlemesi lehine kullanmasında, Komünist Manifesto’yu ve Paris’te hazırlanan 17 talebi kaldırıp atarak gazetenin politik çizgisini iki talebe, Üniter Devlet ve Rusya’yla savaşa indirgemesinde, bir çelişki görmez; çünkü ona göre Komünist Manifesto ve 17 talebi içeren Program, “tarihsel olarak zamanı dolmuş formlar” olduğundan, bunların “terkedilmesinden ve aşılmasından daha kolay ve daha mantıklı bir şey yoktur” (Na’aman 1965, s. 14).

Belirtildiği gibi Marx/Engels, Alman ulusal birliğini sağlayacak burjuva üniter devletin kurulmasını “devrimci gelişme” olarak görürler; onlara göre bunun önündeki en büyük engel ise, “gericiliğin bel kemiği” olan Rusya’dır.

Engels 1884’te kaleme aldığı Marx ve Yeni Ren Gazetesi 1848/49 adlı ünlü makalesinde, Almanya’nın “bir cumhuriyet olarak gerçek birliğinin” sağlanması, “yalnızca ve sadece Rusya’ya karşı savaştan geçer” diye yazar. Bu anlamda Almanya’daki devrimin adı Rusya olan “sadece, gerçekten korkunç bir tane düşmanı“ vardır (MEW 21, ss. 20, 22).

Keza 1849’da Yeni Ren Gazetesi’nde Engels “gelecek önümüzdeki savaşın sadece gerici sınıfların ve hanedanlıkların değil, aynı zamanda bütün gerici halkların da kökünü kazıyacağını yazar (MEW 6, s. 176). Bu “gerici halklar” ona göre, “gerici ve bir tarihe sahip olmayan Slavlardır” ve onların kökünün kazınması bir “ilerlemedir”. Engels’e göre Güney Slavları burjuva devrimine ihanet etmişlerdir; bu yüzden “Çekler burjuva devrimine ihanet eden Slavlara karşı, acımasız bir ölüm kalım savaşı” vermelidirler (a.g.e., s. 286).

Burada Engels ve Yeni Ren Gazetesi’nin yazarları, Slavların 1848/49 burjuva devrimine karşı takındıkları tutumdan yola çıkarak, “bütün bir halkı ya devrimci ya da karşı devrimci olarak damgalamış ve bir halka tarihsel olarak var olma hakkı tanırken, diğerine bu hakkı çok görmüştür” (McLellan 1973, s. 225). Engels o yıllarda, en derinden gelen inancıyla şöyle yazar:

Rusya’yla savaş, bizim, bütün yüz karası geçmişimizden tam anlamıyla açık ve gerçek bir kopuş; Almanya’nın gerçek birliği ve kurtuluşu; demokrasinin, feodalizmin harabeleri ve burjuvazinin kısa süren egemenlik rüyasının üzerinde inşa edilişiydi. Rusya’yla savaş, Slav komşularımıza karşı, adıyla söylemek gerekirse Polonya’ya karşı, onurumuzu ve çıkarlarımızı kurtarmak için mümkün olan tek yoldu (MEW 5, s. 334).

Raddatz, “Rus” kelimesinin Marx’ın ağzında “küfürle” eş anlamlı olduğunu yazar (Raddatz 1975, s. 148); çünkü Marx da, çağdaşları “radikal demokratlar” gibi Rusya’yı Avrupa’da “karşı devrimin ve gericiliğin kalesi” olarak görür. Gazete, ilk sayısından son sayısına kadar, “Rusya’ya karşı savaşı” bir talep olarak hep dile getirir (Sperber 2013, s. 233). Mehring de, Rusya’ya karşı “devrimci savaş” talebinin, Yeni Ren Gazetesi’nin dış politikaya ilişkin yayın çizgisinin “bel kemiğini” oluşturduğunu belirtir (Mehring 1979, s. 167).

Marx’ın “Rus düşmanlığı” 1850’li yıllarda da devam eder. Marx, 1856-57 yılında Londra’da, 18. Yüzyıl Gizli Diplomasi Tarihinin İfşaatları Rus Despotizminin Asyalı Kökeni Üzerine adlı makale dizisini, önce Isaac Ironside yönetimindeki The Sheffield Free Press’de Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında yayımlar. Bu gazetenin makaleleri bazen kısaltarak yayımlaması üzerine Marx, çalışmalarını Londra’da David Urquhart yönetimindeki The Free Press’e gönderir. Makale dizisi burada Ağustos 1856 ile Nisan 1857 tarihleri arasında, yaklaşık 9 ay boyunca yayımlanır.[31]

Marx, sözü edilen gazeteye yazdığı aylar süren makale dizisinde 18. yüzyıl diplomasisini incelerken, Rus dış politikasının "Tatar karakterine" vurgu yapar ve Rus çarları Büyük Petro ve Korkunç İvan'ın kökenini, 13. ve 15. yüzyılda Rusya’yı egemenliği altında tutan “Moğol mirasında" arar (Marx 1977, ss. 26-100).

Marx bu çalışmayı, esas olarak 1853 yılında Britanya Müzesinde Urquhart’ın kaleme aldığı “diplomatik dokümanları” okuduktan sonra yapmaya karar verir. Marx’ın okuduğu makalelerde Urquhart, krala ve kiliseye bağlı muhafazakar Tory partisinden dönemin başbakanı Lord Palmerston’un, Rus aristokrasisinin bir oyuncağı haline geldiğini iddia eder. Makaleleri okudukça Urquhart’a derinden inanan Marx, ondan daha da ileri giderek, Engels ve Lasalle’a gönderdiği mektuplarda, yaptığı derin araştırmalar sonucunda Lord Palmerston’un kesin olarak “Rusya’nın paralı ajanı” olduğuna karar verdiğini yazar (MEW 28, ss. 306-307).

Rjazanov, Marx’ın bu çalışmasını ilk olarak Mart 1909 yılında bularak, kendisinin yazdığı bir eleştiriyle birlikte Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin yayın organı Neue Zeit’ın çıkardığı bir dergide, Karl Marx’ın Rusya’nın Avrupa’daki Egemenliğinin Kökeni Üzerine Eleştirel İncelemeler adıyla, aynı yıl yayımlar.

Rjazanov, Marx’ın bu çalışmasında onu, hem İngiltere’nin izlediği politikanın dünya çapındaki bağlantılarını ve hem de belirleyici ekonomik/toplumsal dönüşümleri dikkate almayarak, esas olarak sadece kuzey denizi bölgesindeki güç konstellasyonlarını incelediği, burada da yalnızca Rus yayılmacılığına yoğunlaştığı ve bu yayılmanın sorumlusu olarak da İngiltere’yi gösterdiği ve onun bu makaleler dizisini kaleme aldığı yıllarda esasen “Almanya’nın birliği” arzusu tarafından yönlendirildiğini belirtir (Rjazanov 1977, s. 213). Rjazanov’a göre, Marx için o yıllarda Rusların Alman topraklarını işgali “iğrenç bir gerçekliktir”; bu “iğrençlikten” hareket eden Marx, çalışmasında sadece içinde yaşadığı 1850’li yılların büyük güç ilişkilerinin temel eğilimlerini göstermekle kalmaz, bu eğilimleri bütün 18. yüzyıla yaydığı gibi, burada da durmayarak Rusların yüzyıllar önceki geçmişlerine kadar uzatır; Marx’a göre Ruslar güçlenmelerini, diğer uluslar gibi savaşlarda kazandıkları zaferlere değil, aksine “komplo, entrika ve gizli dümen” çevirmeye borçludurlar. Rjazanov Marx’ı bu noktada, tarihi, “tarihsel materyalist” değerlendirmemekle eleştirir; ona göre Marx, uluslararası entrika ve dedikoduların labirentinde “Asyalı gelenek-görenek” tuzağına düşmüş ve incelediği dönemin uluslararası tarihsel durumunun “tarih bilimsel bir analizini” vereceğine, “yüzeysel değerlendirmeler” girdabına kapılarak, Gizli Diplomasinin Tarihi adlı çalışmasında, “büyük yanlışlarından birini” yapmıştır (a.g.e., s. 231).[32]

Yeni Ren Gazetesi’nin “Rusya’ya karşı devrimci savaş” talebi, ezilenlerin değil, ezenlere ait iki toplumsal formasyondan biri olan kapitalist toplumsal formasyonun egemenleri burjuvaların, feodal toplumsal formasyonun egemenleri soyluları yenmek için, yükselttiği bir taleptir. Marx burada bir “tarihsel devrimci“ olarak düşmanlığı, “iki ayrı toplumsal formasyonun ezen ve ezilenleri arasında değil, iki ayrı toplumsal formasyon arasında”[33], yani İngiltere’nin başını çektiği “ileri” kapitalist toplumsal formasyon ile, Rusya’nın başını çektiği “geri” feodal toplumsal formasyon arasında kurar.

Tüm bunların yanında gazetenin, içinde bir sürü yabancı Latince kelimelerin cirit attığı karmaşık ve ağdalı bir dile sahip olması, özel olarak araştırması olmayan birinin bilemeyeceği tarihsel meselelere göndermeler yapması ve edebi dil oyunlarını çokça sergilemesi nedeniyle, sadece “akademik bir okuyucu” grubuna hitap ettiği belirtilir (Sperber 2013, s. 234).

Uzun tutulan makalelerde yapılan iktisadi durum analizlerinin ve burjuva devriminin gidişatı üzerine yapılan yorumların okuyucu kitlesi, ezilenler veya onların temsilcileri komünistler olmadığı gibi, bu makaleler her burjuvanın anlayacağı türden bile değildir (Schraepler 1972, s. 256). Köln İşçi Derneği gazetesi, Yeni Ren Gazetesi’nin çıkışından yaklaşık iki ay sonra, 23 Temmuz 1848’de, gazeteye ilişkin kendi sayfasında şunları yazar:[34] 

Yeni Ren Gazetesi mi? Bizler aciziz, sayın beyler! Burada çalınan müzik o kadar yüksek ki, biz onu ıslıkla çalamayız. Yeni Ren Gazetesi’nin bir tercümana ihtiyacı var (Kardeşlik Özgürlük Emek 1848; akt. Schapper 1972,  s. 257).

Engels ise, 40 yıl sonra yazdığı makalede, gazetenin 1848/49 devrim yıllarında “proleter kitleleri harekete geçirmede, kendinden önceki ve sonrakilerle kıyaslanamayacak bir başarıya” imza attığını iddia eder! (MEW 21, s. 23).

Schreapler haklı olarak, hem Engels’in ifadelerinin, hem de Sovyet tarihçi Lewiova’nın “Yeni Ren Gazetesi Alman proletaryasının ilk bağımsız günlük gazetesidir” iddiasının, gerçeği yansıtmadığını belirtir (Schraepler 1972, s. 257). Aynı şekilde Becker’in, “Yeni Ren Gazetesi, komünistlerin Almanya’daki örgütsel, merkezi ve kendini henüz yeni kurmaya başlayan ulusal çaptaki politik işçi örgütlenmesinin öncü çekirdeğidir” (Becker 1963, s. 147) iddiası da, bir temelden yoksundur. 

Conze/Groh, Marx/Engels’in, 1848/49 yılında çıkardıkları Yeni Ren Gazetesi’yle, devrim yıllarında işçi hareketi üzerinde büyük etki ve katkı yaptıklarını iddia eden çalışmaların hepsinin, Marx/Engels’in 1848 bahar ve yaz aylarındaki faaliyetlerini ve Yeni Ren Gazetesi’nin anlamını bütünüyle yanlış değerlendirdiklerinden dolayı, “abartılı” ve “başarısız çalışmalar” olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünürler (Conze/Groh 1966, 39). Onlar, Marx/Engels’in düşünsel katkılarını küçümseme gibi bir yaklaşım içinde olmadıklarını belirtirken, temel olarak karşı çıktıkları noktanın, bu katkının “başka hiç kimseye yer vermeyecek denli abartılması” olduğuna dikkat çekerler.

Özetlemek gerekirse Yeni Ren Gazetesi, burjuva hükümetlerin Rusya’ya karşı açacakları “devrimci savaşın”, Batı Avrupa devriminin “biricik kurtarıcısı” olacağını, her sayısında dile getirir. Aynı şekilde gazete, Almanya için üniter devlet modelini savunur; bununla birlikte “Berlin ve Frankfurt’taki parlamentoların mızmızlıklarını” da tefe koyar. Yeni Ren Gazetesi, Gottschalk’ın, “para torbalarının ve gericiliğin bakanı” dediği burjuva Camphausen-Hansemann ikilisinin seçilmeleri için onlara bir yandan destek verirken, diğer yandan bunların bakanlığını “gözünü kırpmadan” da eleştirir; bu arada “küçük burjuvazinin politik gericiliği ve korkaklığıyla” alay etmeyi de unutmaz. Gazete ayrıca, Polonya davasını şevkle savunur; Danimarka’ya karşı Schleswig-Holstein için verilecek savaşı, “ulusal savaş” olarak görür ve destekler; Macaristan devrimine sempatiyle yaklaşır; Bakunin’in demokratik Panslavizmiyle polemik yapar (Rjazanov 1973, s. 77).

Yani Marx/Engels, gazete aracılığıyla Almanya’da “demokrasiyi” örgütlemek, Berlin’deki liberallere, mutlakiyete karşı “dik dursunlar” diye cesaret vermek, korkak davrandıklarında ise tehdit etmek için, onları, kendilerince doğru bildikleri parola ve kodlarla donatmak istiyorlardı.

Gazetenin, devrim yıllarında izlediği yayın programı çerçevesinde, işçi ve ezilen hareketiyle ilgili haberlere çok az yer vermesini, birçok tarihçi, onun en “zayıf noktası” olarak görür (Rühle 1928, s. 194). Buna karşın başka bazı tarihçiler ise, Yeni Ren Gazetesi’nin sayfalarında “ekonomizm” yapmadığını, politik meseleleri kendine konu edindiğini ileri sürerek, bu durumu pozitif olarak değerlendirirler.

Evet; gerçekten de Yeni Ren Gazetesi, işçilerin yaptıkları grevleri, onların kendi ekonomik koşullarını düzeltmeye yönelik ücret mücadelelerini, ya haber değeri görmediğinden vermemiş, ya da bu haberleri çok kıyıda köşede bırakarak yayımlamıştır. Fakat bunun yanında Yeni Ren Gazetesi, burjuva iktisadının içine girdiği kriz veya refah analizlerini yapmaktan geri kalmadığı gibi, Avrupa ve Amerika’nın önemli şehirlerindeki borsa haberlerine, sayfalarında düzenli olarak yer vermiştir (Schreapler 1972, s. 256).

Evet; Yeni Ren Gazetesi’nin “politik meseleleri” işledikleri genel olarak söylenebilir. Fakat gazetenin yaklaşık bir yıl süren yayın çizgisi incelendiğinde, bu “politik meselelerin”, ezilenlerin devrimci komünizm davasıyla ilgili olmadığı, aksine Yeni Ren Gazetesi’nin sarsıcı ve heyecanlı ajitasyonunun hedefinin, esas olarak “demokratik sol burjuvazi” olduğu görülür. Gazete, ajitasyonunu bu kesimi dikkate alarak hazırlar; çünkü gazete, “saf proleter-devrimci programın” gelişimine hareket özgürlüğü sağlayacak zeminin yaratılması için, öncelikle burjuva unsurların sağlayacağı “demokratik kazanımların” elde edilmesini, “zorunlu görür” (Na’aman 1965, s. 17).

Yayınının sona ermesine ramak kala, 1849 baharıyla birlikte Yeni Ren Gazetesi sayfalarında, Prusya yönetimine karşı köylülerin hoşnutsuzluğunun dile getirildiği bir makale serisine yer verilir; sadece köylülerin sorunları değil, işçilerin sorunları da haber değeri taşıyarak gazete sayfalarında kendine yer bulur. Ayrıca Marx’ın Brüksel’deyken Sermaye ve Ücretli Emek çalışması üzerine yaptığı sunumlar bu günlerde, 5 Nisan 1849’dan itibaren, yayımlanmaya başlanır (MEW 6, ss. 397-423). [35]

Haziran 1848: Paris ezilenlerinin ayaklanması

Marx/Engels, Yeni Ren Gazetesi’ni çıkarmaya başlamalarının üzerinden daha henüz iki hafta bile geçmeden, 11 Haziran 1848’de, gazetede kaleme aldıkları makalelerde işçileri sakin olmaya çağırırlar; işçilerin harekete geçmesinin “gericiliğin” ekmeğine yağ süreceği “uyarısında” bulunurlar (Obermann 1953, s. 276). Engels, 11 Haziran 1848’de kaleme aldığı Köln Tehlikede adlı baş makalede, “gericiliğin” bir “darbe” hazırlığı içinde olduğu uyarısında bulunur:

Biz, Köln işçilerini gericiliğin onlar için hazırladığı bir tuzağa karşı ciddi olarak uyarıyoruz. Biz onlardan, Köln’ü despotizmin savaş yasalarının boyunduruğu altına sokmak isteyen Prusya Partisine, ihtiyaç duyduğu bahaneyi vermemelerini, ivedilikle rica ediyoruz. Biz onlardan, gericiliğin planlarını boşa çıkarmak için ... bilhassa bütünüyle sakin olmalarını istiyoruz. Gericiliğe, bize saldırması için bahane verirsek eğer, kaybeden biz olacağız (MEW 5, ss. 59-62).

Gottschalk ise aynı günlerde, 14-16 Haziran 1848’de, Frankfurt’ta toplanan 1. Demokratlar Kongresi’ne Köln İşçi Derneği delegesi olarak katılmak için yola çıkar.

Frankfurt’ta 14-16 Haziran 1848’de toplanan 1. Demokratlar Kongresi’ne Almanya çapında 89 dernek katılır; bunlardan 19 tanesi, kendini işçi derneği olarak tanımlar. Bu dernekler kongreye toplam 234 delege gönderirler; delegelerin ezici çoğunluğu “kararsız ve ılımlılardan” oluşur (Dowe 1971, ss. 166-167). Kongreye Gottschalk’ın dışında ayrıca Anneke, Beckhausen, Spanier, Schapper, Dronke, Moll, Dietz ve Weydemeyer de, Köln ve farklı kentlerden işçi derneklerini temsilen delege olarak katılırlar. Ama bunlar, toplam 234 delege içinde bir elin parmağını geçmeyecek kadar azdırlar. Kongreye, Köln’deki Demokratik Toplum Derneği ve İşçi ve İşveren Derneği de delege gönderir (BdK 1 1970, s. 1114).

Kongre’ye katılanlar anılarında, Komünistler Birliği ve işçi derneklerinin diğer temsilcileriyle kıyaslandığında Gottschalk’ın, verdiği önergelerin keskinliği ve kongrenin gidişatını etkileyen katılımcı sıfatıyla, orada bulunan en önemli politik figür olduğunu belirtirler. Gottschalk kongrede, Köln İşçi Derneği’ni temsilen “sosyal bir cumhuriyet talebi” ve Berlin ve Frankfurt parlamentolarını, “emekçi halkı temsil etmediği için, kendi temsilcileri olarak tanımama” önergelerini sunarsa da, bunlar kabul görmez (Stein 1921 s. 51).

Kongre katılımcılarından biri anılarında Gottschalk’ı, “demir gibi bir disiplin ve giyotin gibi keskin bir zekâya sahip Robespierre” olarak tanımlar (Schmidt 2002, s. 89). Kongrenin liberal delegelerinden Bamberger de anılarında, Gottschalk’ın katılımcılar üzerinde bıraktığı etkiyle ilgili olarak, onun, “tartışmalarda komünist düşüncelerini, sakin ve doğallıkla” ifade ederken gösterdiği “soğukkanlılığın”, kendileri açısından “yeni ve şaşırtıcı” olduğunu yazar. O, Gottschalk’ın “herkese meydan okuyan, soğuk acımasızlığının” ve ait olduğu sınıf tarafından “parti sembolü” olarak yetiştirilmesinin, kendisi üzerinde “itici, iğrenç bir etki” yarattığını açıklıkla yazar (Dowe 1971, s. 167).

Frankfurt’taki 1. Demokratlar Kongresi aldığı bir kararla, Mannheim Akşam Gazetesi, Berlin Lobi Gazetesi ve Köln’de Marx/Engels’in çıkardığı Yeni Ren Gazetesi’ni, Demokrasi Partisi merkez kurulunun resmi yayın organları olarak tanır (Becker 1963, s. 72).

Bu arada Köln’de işçiler, “harekete geçmeyin, yoksa provokasyon olur” uyarılarına rağmen, 17 Haziran 1848’de, Köln’de güçleri oranında harekete geçerler. Dağıtılan bildirilerde devrim çağrısı yapılır. Bu durum, burjuvazinin gözünü korkutur; milis güçleri müdahale edemez. Şehirde, Gottschalk’ın kendisine gönderilen 11. 000 silahla, geceleri binlerce işçiye talim yaptırdığı ve silahlı ayaklanma örgütleyeceği söylentileri yayılır (Nicolaewsky/Mönchen-Helfen 1963, ss. 160-163).

23 Haziran 1848’de, Frankfurt’taki kongrenin sona ermesinden bir hafta sonra, kongre kararlarına uygun olarak Marx, Schneider ile birlikte Köln’deki Demokratik Toplum Derneği’nin merkez yönetim kurulundaki iki temsilcisinden biri olur (MEW 5, s. 568).

Bu arada Prusya gericiliğinin “darbe” yapacağı tehlikesi, Prusya devleti karşıtı kesimleri bir “Birleşik Cephe” anlayışına götürür. Frankfurt’ta yapılan Demokratlar Kongresi’nin aldığı karara uygun olarak 25 Haziran 1848’de, Ren bölgesinde bulunan “demokratik kitle örgütlerinin birliğine” hizmet edecek bir çalışma başlatılır (Stein 1921, s. 53).

Haziran 1848 günlerinde, gücünün doruğunda olan Köln İşçi Derneği, kendi üye sayısı diğerleriyle kıyaslanamayacak kadar fazla olduğundan, toplantıda diğer iki derneğe, tek bir dernek çatısı altında birleşmeyi önerir. Demokratik Toplum Derneği yönetim kurulundan Marx ve Schneider bu öneriyi, binlerce üyesi olan Köln İşçi Derneği tarafından yutulacakları ve böylece “kendi spesifik çıkarlarını temsil edemeyecekleri” endişesiyle kabul etmezler (Dowe 1971, s. 172).

Köln’de bulunan muhalif derneklerin tek bir dernek çatısı altında faaliyet gösterme önerisi kabul edilmeyen Gottschalk bunun yerine, Köln İşçi Derneği’nden kendisi ve Jansen, Demokratik Toplum Derneği’nden Marx ve Schneider ve İşçi ve İşveren Derneği’nden Becker ve Schützendorf’tan oluşan Ren Bölgesi Demokratları adlı bir eylem komitesi kurulmasını önerir. Bu komite de, demokratik kitle derneklerinin aynı çatı altında toplanmasına hizmet edecek bir bölgesel kongre örgütleme kararı alır (BdK 1 1970, s. 826).

Köln komünistleri ve işçileri, Haziran 1848’de birlik görüşmeleri ve dernek toplantılarıyla meşgulken, Paris komünistleri ve işçileri 23 Haziran 1848’de ayaklanmalarını başlatırlar.

25 Haziran 1848’de, Köln’de eylem komitesinin kurulduğu günün akşamında, Paris’te ayaklananların yenilgisinin haberi Köln’e ulaşır. Paris işçilerinin yenilgisi, Gottscalk’ı “kesin bir zafer beklentisinden derin bir endişeye” sürükler; bunun etkisiyle dernek gazetesinde işçilere, “düşüncesizce eylemlere girmeme, taşkınlık yapmama, sakin olma” çağrısı yapar:

Köln, ne Ren eyaletidir, ne de Almanya’dır; Köln sadece eyaletin küçük bir şehridir; bir şehir asla devrim yapamaz, ancak isyan çıkarabilir. Her şey Berlin’e bağlıdır; biz Berlinli yurttaşların durumu kavrayıp, var olan hükümet etme biçimlerinin hiç birinin kendi çıkarlarına uygun olmadığını görene kadar, beklemek zorundayız (Stein 1921, s. 55).

Gottschalk’ın “şiddete dayalı ayaklanma” meselesinde gösterdiği tereddüt, dernek içinde eleştirilir; onun “endişesinin”, Paris işçilerinin yenilgisinin kendilerine yönelik negatif sonuçlarını sezmesinden kaynaklandığı, düşünülebilir (Dowe 1971, s. 171).

Kısa denilebilecek bir sürede Köln’de ezilenlerin önderi konumuna gelen Gottschalk ve Köln İşçi Derneği, hem feodallerin hem de burjuvaların gözünde diken olurlar. Nitekim Paris Ayaklanmasının yenilgisinden bir hafta sonra, 3 Temmuz 1848’de, Haziran ayında Ren bölgesinde komünistlerin önderlik ettiği ezilenlerin hareketinin öncüsü konumundaki Köln İşçi Derneği başkanı Gottschalk ve diğer devrimciler tutuklanacaklardır (BdK 1 1970, s. 816 ).

Engels 25 Haziran 1848 tarihinde Köln’de Yeni Ren Gazetesi için kaleme aldığı bir yazıda Paris Ayaklanması üzerine şunları yazar:

Ayaklanma tam anlamıyla bir işçi ayaklanmasıdır. İşçilerin, hükümete ve her gün işçilerin aleyhine burjuvazinin çıkarlarını koruyan yeni tedbirlerin alındığı umut kırıcı toplantılara karşı, öfkesi patladı [...] Haziran Devriminin şimdiye kadar gerçekleşen diğer devrimlerden farkı, bu devrimde hiç bir illüzyon ve ondan kaynaklı coşkunun olmamasıdır [...] 23 Haziran’da işçiler, bu kez kendileri için savaştılar; anavatan onlar için artık bütün anlamını yitirmiştir; işçilerin, Fransız ulusal marşı [Marseillaise] ve büyük devrimle ilgili bütün hatıraları silinmiştir. Halk ve burjuvazi, içine girdikleri devrimin 1789 ve 1793’ten daha büyük olduğunu seziyorlar.

[...] Haziran Devrimi, çaresizliğin devrimidir; işçiler bu devrimde suskun bir hiddetle, çaresizliğin getirdiği karanlık bir soğukkanlılıkla savaştılar; işçiler, bir ölüm kalım savaşı verdiklerini biliyorlardı; bu savaşın korkunç ciddiyeti karşısında, neşeli Fransız zekâsı bile sustu. Tarih, içinde bulunduğumuz momentte, belki hâlâ Paris’te devam eden bu savaşla benzer yanlar taşıyan, iki an sunar bize: Roma’daki köleler savaşı ve 1834 Lyon ayaklanması. Eski bir Lyon sloganı “çalışarak yaşamak ya da savaşarak ölmek“, 14 yıl sonra apansız şekilde yeniden ortaya çıkarak, dövüşenlerin bayraklarına yazıldı (MEW 5, ss. 118-122).

29 Haziran 1848’de Yeni Ren Gazetesi’nde Marx da, Haziran 1848 Paris Ayaklanmasına ilişkin bir değerlendirme yapar. O, kral Louis-Philippe veya burjuva Bay Marrast’ın çıkarları için değil, bizzat kendi yaşamları, kendi çıkarları için mücadele ederek şimdiye kadar görülmemiş, duyulmamış bir suçu işleyen ve bu savaş sırasında yaralanan “plebyenleri”, burjuvazinin, tıp fakültelerinde okuyan çocuklarının tedavi etmediklerini, onlara “bilimin yardımını” sunmayı reddettiklerini, belirtir: 

Şubat Devrimi güzel bir devrim, herkesin sempatisini kazanan bir devrimdi; çünkü bu devrimde, krallığa karşı bir araya gelmiş uzlaşmaz karşıtlıklar, yeterince gelişmemiş, bir embriyon halinde, uyumlu bir şekilde yan yana uyukluyorlardı; çünkü bu devrimin arka planını oluşturan toplumsal mücadele ancak hayal meyal, belli belirsiz, sadece söz içinde, kelamda bir varlık kazanabilmişti. Haziran Devrimi ise nefret edilesi, iğrenç bir devrimdir; çünkü bu devrimde asıl mesele olan mal-mülk meselesi, boş sözün yerine gelip oturmuştur; çünkü cumhuriyet, kendisini himaye eden ve gizleyen tacı, yerinden koparıp atarak, canavarın kellesini bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur (MEW 5, ss. 133-134).

Marx/Engels, Haziran Devrimi günlerinde bu devrimi değerlendirirken, Parisli işçilerin kahramanlıklarından, kendilerinden en az dört kat daha güçlü düşmanlarına karşı gösterdikleri cesaretlerinden övgüyle söz ederken, bu işçilerin önderlerinden, örgütlerinden, ayaklanmanın örgütleyicileri olan komünistlerden ve ayaklanmadaki rollerinden, kısacası ezilenlerin politik öznelerinden söz etmezler...

Marx/Engels buna karşın Fransız devletini, ordusunu, polisini, kısacası örgüt ve kişi anlamında politik öznelerini sık sık, adlarıyla zikrederler; isim isim sayarlar. Engels, ayaklanmanın başlangıcında yaptığı, onun “başıboş” ve “örgütsüz” olduğu değerlendirmesini, gerçi birkaç gün sonra düzeltir ve işçilerin ayaklanmayı iyi örgütlediğini, barikatları ustaca kurduklarını, ilk aldığı bilginin yanlış olduğunu yazar (a.g.e., ss. 145-153); ama buna rağmen, bu ayaklanmayı örgütleyen ve yöneten, ayaklanmanın politik öznesi olan Blankist devrimcileri, örgütlerini ve önderlerini anmaz... Ne Marx, ne de Engels, Haziran 1848 günlerinde, ayaklanma üzerine yazarken, “komünistlerin ayaklanmayı örgütleyip yönettiğinden”, bunların içinde birkaç yüz Alman işçisi olduğundan, bu işçilerden belki de birkaçının Komünistler Birliği üyesi olduklarından “tek bir heceyle de olsa” söz etmezler (Hundt 1993, s. 489). Hundt, bu gerçeği ifade ederken, burada övünülecek bir şey bulur...

Yeni Ren Gazetesi, komünistlerin adını zikretmese de, bu ayaklanmada Paris işçilerinin yanında yer alan, “barikat savaşçılarını” selamlayan büyük gazete olması sıfatıyla, diğer “demokrasi yanlısı” gazeteler tarafından eleştirilir (Dowe 1971, s. 144).[36]

Fakat sadece Yeni Ren Gazetesi değil, Kardeş Demokratların sol kanadını temsil eden Harney’in başında olduğu, Londra’da yayımlanan büyük gazete Kuzey Yıldızı da, Paris Ayaklanmasını proletaryanın “timsali olmayan bir kahramanlık” gösterisi olarak selamlar. Harney ayrıca, Kardeş Demokratlar adına 8 Temmuz 1848’de Kuzey Yıldızı’nda yayımlanan, Londra’daki Alman komünistlerinin de imzaladığı, Britanyalı proletaryaya bir çağrı kaleme alır. Bu çağrıda Harney, Paris’in “kızıl cumhuriyetinin bayrağını, tüm Avrupa proletaryasının bayrağı” olarak ilan eder (Hundt 1993, s. 491).  

Weitling de, 1848 Paris, Viyana ayaklanmalarını ve Komünistler Birliği’nin Almanya’da 1848’de izlediği politik taktiği, Hamburg’ta Garantiler kitabının yeni basımına yazdığı önsözde değerlendirir. O, bu devrimleri değerlendirirken, ezilenlerin önderleri komünistlerin, bu devrimlerin doğuracağı, başarıya götürecek fırsatları önceden görerek, gerekli hazırlıkları yapmada ve alınması zorunlu tedbirleri almada yetersiz kaldıklarını belirterek, devrimin eksik olan yönüne işaret ettikten sonra, esas dersi çıkarır:

Şubatın arkasından gelen birkaç ay içinde, Haziranda, saflar birbirine karşıt iki büyük kamp olarak netleşti. Birbirine düşman iki kampın boğazlaştığı bu kanlı sokak savaşlarında, ezilenlerin kampını yöneten Komünist Partisi, karşı bir güç ve iktidar odağı olarak ortaya çıktığını ispatlamış oldu.

Weitling, komünistlerin bağımsız bir güç olarak ortaya çıkışlarını gören monarşist ve cumhuriyetçi burjuvazinin, onları uzun vadede bastıramayacağını anladığında, komünistlere karşı olan bütün gerici güçlerle birlikte bir cephe oluşturduğunu belirtir:

Paris ve Viyana’daki sokak savaşları, geleceğin partisi için büyük dersler çıkarılması gereken zaferlerdir; çünkü Komünist Partisinin prensipleriyle burjuvazinin prensiplerinin birbirlerinden ayrılması zorunluluğu, tam da bu savaşlar içinde, bir kez daha kesinlik kazanmıştır (Weitling 1955, ss. 299-300).

Paris proleterlerinin ayaklanmasının kanla bastırılması, Almanya’daki Prusya gericiliğini cesaretlendirir. Ordu, askerlerin İşçi Derneği toplantılarına katılmalarını yasaklar. Gottschalk ve yoldaşları tam anlamıyla takibe alınır. Belirtildiği gibi Paris Ayaklanmasının yenilgisinden bir hafta sonra, Gottschalk ve dernek yönetimi, 3 Temmuz 1848’de, 25 Haziran’da derneğin düzenlediği toplantılarda ve dernek gazetesinde yayımlanan baş makalede, Paris’te ayaklananları “soylu bir davanın temsilcileri” ve “halkın gerçek mutluluğu için verilen şehitleri” olarak sahiplendikleri için (Stein 1921, s. 56), “vatana ihanet” ve düzeni “şiddet yoluyla” değiştirmeye kalkışmakla suçlanırlar. Gottschalk ve Anneke tutuklanır ve yıl sonuna kadar kalacakları hapse atılırlar; arananlar arasında bilinen diğer beş kişi şehri terk eder (Nicolaewsky/Mönchen-Helfen 1963, s. 174).

Yeni Ren Gazetesi Gottschalk ve Anneke’nin 3 Temmuzda tutuklanmasını, 4 Temmuz 1848 tarihli sayısında haber olarak verir. Yıl sonuna kadar hapiste kalan Gottschalk ve Anneke, Aralık ayındaki mahkemede, yöneticisi oldukları derneğin gazetesinin komünizme “tehlikeli bir eğilim” duyduğu ve aynı şekilde var olan düzeni devirmeye de “eğilim” gösteren bir yayın çizgisi izlediği iddiasıyla yargılanırlar (MEW 6, ss. 130-131). Anneke hapisten çıktıktan sonra bu davayı “Gottschalk ve yoldaşlarına karşı politik eğilim davası” adıyla Yeni Köln Gazetesi’nde kaleme aldığı bir yazıda eleştirir. Marx da, 1848 yılı sonunda Yeni Ren Gazetesi’nde bu yazıya gönderme yaparak, “Gottschalk ve yoldaşlarına karşı açılan dava” başlığı altında yargılamaları eleştirir (a.g.e., ss. 133-135).

3 Temmuz 1848’de Gottschalk’ın tutuklanmasından hemen sonra Yeni Ren Gazetesi işçilere, kendilerini kavgaya, dövüşe (Krawall) sürükleyecek bir provokasyona gelmeyecek kadar akıllı davranmaları gerektiğini tavsiye eder. İşçiler kendilerine tavsiye edildiği gibi, bu tutuklamalara tepki göstermeyerek, sakin kalırlar (Stein 1921, s. 56).

Derneğin Haziran 1848’de doruğa ulaşmış üye sayısı Temmuz’la birlikte düşüşe geçer. Köln İşçi Derneği önderlerinden Gottschalk, Willich, Jansen ve Anneke’nin ve firarda olan diğerlerinin yokluğunda, dernekte aktif çalışan ve şube yönetimlerinde etkili olan Moll, 6 Temmuz 1848’de dernek başkanlığına, Schapper ise sekreterliğine seçilir. Moll ve Schapper aynı zamanda, Gottschalk ve yoldaşlarının tutuklanma öncesi Köln İşçi Derneği’ni temsilen girdikleri Ren Bölgesi Demokratları Komitesi’nde de, onların yokluğunda derneği temsil ederler. 

Moll ve Schapper yönetimindeki Köln İşçi Derneği, 1848 devrim yılının Temmuz ve Ağustos sıcağında, ezilenlere “soğuk duş” etkisi yapan, işçilerin sosyal ve politik sorunları üzerine seminer ve tartışma toplantıları düzenlerken, onların pratik/somut talepleriyle ilgilenmeyen bir siyasi hat tuttururlar. Bu durum, Köln İşçi Derneği’nin “devrimci vurucu gücünü” yitirmesine sebep olur. Toplantılara katılım giderek azalırken, dernek gazetesinin yayını aksar (McLellan 1973, ss. 214-215).

Stein, Köln İşçi Derneği’nin 13 Nisan 1848’deki kuruluşundan, Gottschalk’ın 3 Temmuz 1848’deki tutuklanışına kadar geçen yaklaşık üç aylık dönemini değerlendirir. Stein’a göre dernek, Marx’ın pratik politikaya “soğuk, ölçüp biçen, hesaplayan, analiz eden” tarih anlayışıyla müdahale etmesine eleştirel yaklaşan, bunun karşısında Weitling’in “proletarya diktatörlüğü düşüncesini benimseyen komünistler” tarafından, kurulmuştur. Derneğin kurucusu Gottschalk’ın kendisi de, “en soylu, çünkü çağın en yeteneklisi” olarak selamladığı Blanqui’den bizzat etkilenmiştir.

Stein, “Blanqui’de ve Weitling’te, ikisinin de ortak kökü olan Babeuf’a kadar uzanan, birbirine benzeyen ve birlikte yol alan ortak damar ve akımlar” olduğunu düşünür; ona göre, işte bu akımlar Köln’de birbirlerini bulur ve İşçi Derneği’ne, onu, “Almanya’daki bildik Alman demokrasisinden ve aynı şekilde Yeni Ren Gazetesi’nin komünistlerinden, kendilerine has özgünlükleriyle ayıran rengi verirler” (Stein 1921, ss. 59-61).

Gottschalk’ın tutukluluğu döneminde, Moll ve Schapper’in dernek yönetimine gelmesiyle birlikte, dernek faaliyetlerinde önemli değişiklikler yaşanır. 13 Temmuz tarihli komite toplantısı kararlarına göre, bundan sonra artık komite toplantılarında, sorunlar üzerine ideolojik tartışmalar yapılacaktır (Becker 1963, s. 93).

Özellikle Schapper, bu yaz aylarında derneği, ekonomi ve politika arasındaki bağlantıların açıklandığı, işçilerin bu meselelerde ‘aydınlatıldığı’ bir yere çevirir (Sperber 2013, s. 235 ). Devrimi fırtına metaforuyla tarif eden ve fırtına öncesi “biz fırtınada yalnızca dövüşeceğiz” diyen Schapper, Köln’de 1848 yaz sıcağında, söylediğine ters davranarak, dernekte ya kendisi eğitim seminerleri verir, ya da Marx/Engels’in verdiği seminerleri dinler. Becker’in memnuniyetle ifade ettiği gibi, Gottschalk’ın hapse girmesiyle birlikte Köln İşçi Derneği’nde nihayet, “sistematik ideolojik eğitim çalışmaları” başlamış olur (Becker 1963, s. 93).

Örneğin, bu ideolojik eğitim çalışmaları çerçevesinde, “makinalar insanlar için faydalı mı, yoksa zararlı mıdır”; “emeğin organizasyonunun, içinde yaşanılan toplumda gündeme gelmesi mümkün müdür, yoksa değil midir” soruları altında toplanan iki konu, Temmuz - Eylül 1848 arasındaki iki ay boyunca tartışılır. Becker’e göre bu konular, 1848 devrim yılında “proletaryanın sınıf mücadelesinin tayin edici sorunları” içine girer (a.g.e., ss. 94-102).

Becker, “propaganda faaliyetinin zirvesi” olarak ise, Marx’ın Ücretli Emek ve Sermaye adlı çalışması üzerine 1849 yılı kışında Köln İşçi Derneği’nde verdikleri seminerleri gösterir; ona göre Marx/Engels ve arkadaşları bu seminerlerle, “Alman proletaryasının kitlesel devrimci partisinin yaratılması” planını gerçekleştirmeye başlamışlar, ama ne yazık ki, “karşı devrimin zaferi, Alman işçilerinin bağımsız devrimci kitle organizasyonlarının” bir gerçeklik haline gelmesine izin vermemiştir. Fakat Becker’e göre, her şeye rağmen yine de Marx/Engels ve arkadaşları, 1848/49 devriminde bütün enerjileriyle “proletaryanın politik, ideolojik ve örgütsel bağımsızlığa kavuşmasına ve bununla birlikte tüm halkın ilerlemesine katkıda bulunmuşlardır” (Becker 1964, ss. 231-233).

Becker’in övgüyle söz ettiği eğitim seminerleri, Köln İşçi Derneği’nin Haziran 1848 başındaki 8.000 üyesinin, sonraki 6 ay içinde hızla erimesine sebep olur. Bu, istatistiki sayılarla dolu seminerler, devrimci ve militan işçileri dernekten uzaklaştırır; çünkü dernek toplantı tutanaklarına göre “yurttaş Schapper’in tarihsel ve istatistiksel göndermelerle doldurduğu güncel politika üzerine yaptığı uzun sunumlar”, neredeyse bütün toplantı zamanını alır. Sunum sonunda ise Schapper, gelecek toplantılarda “Avrupa ülkelerindeki halklar ve etnik gruplar” üzerine yeni istatistiksel bilgiler açıklayacağının sözünü verir. Militan bir işçi derneğini, burjuva demokratik hareketin eğitim aracı haline getirmenin faturası ağır olur; devrimci işçiler, Schapper’i alaya alarak dernekten uzaklaşırlar (Sperber 2013, ss. 235-236).

Bir kez daha Weitling ve Marx karşı karşıya

Köln İşçi Derneği, Demokratik Toplum Derneği ve İşçi ve İşveren Derneği’nin kendi aralarında oluşturdukları Ren Bölgesi Demokratları Komitesi, daha önce de belirtildiği gibi, Ağustos ayında Köln’de Demokratlar Kongresi örgütleme kararı alırlar (Obermann 1953, s. 292). Bu kongre için Weitling, 1848 yaz aylarında Köln’e gelir. 21 Temmuz 1848’de Köln Demokratik Toplum Derneği’nin bir toplantısına katılan ve burada bir konuşma yapan Weitling burada da, daha önce Marx’a karşı savunduğu fikirleri savunur. O, konuşmasında komünistlerin liberal burjuvaziyi feodallere karşı destekleme taktiğini eleştirerek, proletaryanın politik olarak bağımsız hareket etmesi ve hedefinin de proletarya diktatörlüğü olması gerektiğini belirtir (Sperber 2013, s. 230).

Weitling’in bu konuşmasını, Köln Demokratik Toplum Derneği üyelerinden Carl Cramer “antidemokratik” bulur; çünkü Cramer “şiddet nereden gelirse gelsin, her türlü şiddete karşı bir birey olarak onu reddeder” (Dowe 1971, s. 174).

Bu toplantıda Marx da, Weitling’in konuşmasını engellemeye çalışır; bunu başaramayınca, onun konuşması sırasında toplantıyı terk eder. Toplantıdan bir yetkiliye, “Gottschalk’ın saçmalıkları yetmedi de, bir de tepemize Weitling’i mi çıkarıyorsunuz?” diye sitem eden Marx, yetkilinin “burada herkese söz hakkı veriyoruz, buyurun siz de konuşun” demesi üzerine, 4 Ağustos’ta 1848’de yapılan kongrede, Weitling’in görüşlerini eleştirmek için söz alır (Becker 1963, s. 101).

Marx, “uzunca tuttuğu” konuşmasında, Weitling’in, “feodallere ve burjuvaziye karşı ezilenlerin bağımsız üçüncü taraf olarak kendi çıkarları için ayağa kalkması gerektiği” görüşünü eleştirir. 1789 devriminden başka devrim tanımayan Marx’a göre, Almanların andaki sosyal gelişimi, Fransızların 1789’da bulundukları seviyededir; bu nedenle Almanlar, “Fransızların 1789’da yaptıklarını yapmalıdırlar” (BdK 1 1970, s. 827).

“Güncel, andaki uzlaşmaz çelişkilerin çözümü, sınıf çıkarlarının karşıtlığı ve uzlaşmazlığının altı, özellikle kalın biçimde çizilerek ve keskin bir şekilde belirtilerek mümkün olabilir” diyen Weitling’e karşı Marx (Becker 1963, s. 102), “düşünsel silahların” kullanımının giderek önem kazandığını belirterek, Paris’te Haziran ayaklanmasının kanlı bitmesine, “tarafların birbirleriyle uzlaşmaması, birbirlerinin görüşlerini dikkate almaması, karşılıklı olarak taviz vermemeleri sebep olmuştur” görüşünü savunur: 

Her bir sınıf ve katmanın birbirinin görüşlerini dikkate almaması, karşılıklı olarak taviz vermenin reddedilmesi ve halk sınıflarının birbiriyle ilişkilerini tanımlayan kavramların yanlışlığı, Paris’te Haziran ayaklanmasının kanlı bitmesine sebep oldu (BdK 1 1970, s. 827).

Toplantıda Marx, Weitling’in savunduğu “proletarya diktatörlüğü” anlayışının tam karşısında konumlanır. Marx, Weitling’in, olması gereken model olarak önerdiği “proletarya diktatörlüğü”nü, gücün tek bir sınıf tarafından kullanılmasının, tek bir kişinin diktatörlüğüne götürecek bir “saçmalığa” dönüşeceğinden dolayı, “uygulanabilir” olarak görmez ve bütünüyle “imkansız” bulur. Marx’a göre iktidar, Paris’in geçici hükümeti gibi “heterojen”, farklı sınıf ve katmanların temsilcilerinin içinde yer aldığı, demokratik bir hükümetten oluşmalıdır, çünkü “sadece böyle bir hükümet kendi arasında düşünce alışverişi yoluyla hedefe uygun bir yönetim çizgisi üzerinde birlik sağlayabilir”. Marx konuşmasında, çözümün “demokratik hükümet” modelinde aranması gerektiğini savunur (a.g.e.,  s. 1122).

Marx’ın savunduğu, burjuva demokratlarla birlikte çalışma iyi güzel de, “farklı unsurlardan oluşan hükümet” içinde “fikir alışverişi” nasıl olacaktır acep...

Çok değil, daha bir-iki ay önce Haziran 1848 ayaklanmasında, işçi sınıfının “barikat savaşçılarını” selamlayan Marx, bu tutum, birlikte hareket ettiği liberal burjuvaların hoşuna gitmediği için, daha önce sarf etmiş olduğu sözlerini, Ağustos 1848’deki kongrede geri çeker. Marx’ın bu kongrede Weitling’e karşı yaptığı konuşmada, daha henüz altı ay önce Komünist Manifesto’da savunduğu sınıf mücadelesini reddetmesini Sperber, açık olarak “anti-marksist” görür (Sperber 2013, s. 235).

Konuşmasına devam eden Marx, Weitling’in “sosyal ve politik çıkarlar ayrı tutulmalıdır”; çünkü “sosyal gelişme, politik gelişmeyi durdurur veya yavaşlatır” görüşünü de, bu ikisinin “birbirini besleyerek” geliştirdiğini ileri sürerek eleştirir. (Becker 1963, s. 102).

Marx’la ilgili en küçük bir dokümanı, en ince ayrıntısına kadar değerlendiren Aydınlanmacı Marksistler, onun 4 Ağustos 1848’de Köln Demokratlar Kongresinde yaptığı konuşmayı ya görmezlikten gelirler yahut da sözlerinin çarpıtıldığını iddia ederler (BdK 1 1970, s. 1122).

Eylül 1848 olayları

Paris işçilerinin Haziran 1848 Ayaklanması, Almanya’daki zaten korkak olan burjuvaziyi daha da korkak hale getirir. Feodaller, burjuvazinin korkusunu, aralarındaki dalaşta kendi lehlerine kullanırlar; böylece Berlin hükümetinde maliye bakanı olan banker David Hansemann 8 Eylül 1848’de istifaya zorlanır. Aynı günlerde Frankfurt Ulusal Meclisi de, Prusya hükümetinin elini güçlendiren Danimarka ile imzaladığı ateşkesi onaylar.

Sonbahara doğru yaşanan bu gelişmeler politik havayı sertleştirir. Bu sertleşmeyle birlikte 1848 Haziran sonrası kitlelerde geçici olarak yaşanan durağanlık yerini, özellikle kırlarda politik canlanmaya bırakır. Köln İşçi Derneği gazetesi, Ağustosun sonuna doğru dernek toplantılarına katılımın yeniden artmaya başladığını, Köln’e bağlı çevre köylerde dernek çalışmalarının kendine zemin bulduğunu bildirir (Becker 1963, s. 121); aynı günlerde Schapper köylüleri kastederek “demokrasi, kırlarda güçlüdür” diye yazar (BdK 1 1970, s. 829).

Schapper ve Moll dernekte verdikleri ‘eğitim çalışmalarının’ faydadan çok zarar getirdiğini idrak ettiklerinden olsa gerek, Ağustos ayının ikinci yarısı içinde dernekten çıkıp halka karışmaya başlarlar. Moll/Schapper, Ağustos 1848 yılının sonuna gelindiğinde, Marx/Engels’in tayin ettiği ve kendilerinin de zaten Londra’daki dernek çalışmalarından bildikleri, eğitim seminerleri verme türünden politik taktiğin, Köln şehrindeki 5-6 aylık bir tecrübesine ve dolayısıyla da eleştirel bir değerlendirmesine sahiptirler artık.

Marx/Engels’in politik çizgisine karşı Moll ve Schapper’de ilk eleştirel ifadeler Ağustos sonuna doğru, komünistlerin “gizli örgüt” ihtiyacı ve feodallerin ve kapitalistlerin ikisinin de ezilenlerin “ortak düşmanı” olduğu vurgusunda ortaya çıkar.

Schapper 28 Ağustos 1848’de yapılan komite toplantısında, belki de Marx’ın o günlerdeki Viyana seyahatini[37] ve Engels’in yokluğunu fırsat bilerek, “düşmana karşı sabırlı olma” telkinlerinin artık bir son bulması gerektiğini, proletaryaya karşı düşmanca bir tutum sergileyen burjuvaziye de aynı düşmanlıkla, “elde silah” mücadele edilmesi gerektiğini söyler (BdK 1 1970, ss. 834-835).

Aynı günlerde Köln İşçi Derneği’nde alınan karar gereğince, köylüleri politik harekete çekmek için Ağustos ayının ikinci yarısında başlayan, köylülerle irtibatlanma çalışması sonuç verir; Köln’e bağlı köylerden üç yerleşim biriminde derneğe bağlı şubeler kurulur (Dowe 1971, s. 189).

Belirtildiği gibi Eylül ayıyla birlikte politik canlılık yükselir. 3 Eylül 1848’de demokratik kitle örgütlerinin Köln Kongresinde konuşan Schapper ve Moll, “gericiliğin, sarsıntıyı atlattığı ve kendini giderek daha da güçlendirdiği” tespitini yaparlar. Toplantıda yaptığı konuşmada Schapper, kendilerine burjuvazinin sömürü tarzının, feodal soyluların sömürü tarzına göre daha “uygar” ve “nazik” olduğunu söyleyenlere, “biz hiçbir şekilde sömürülmek istemiyoruz” diye yanıt verir (BdK 1 1970, s. 841).

Bu arada, hapiste olan Gottschalk ve Anneke’nin yoldaşları da dışarıda boş durmamaktadırlar. Beust, 10 Eylül 1848’de kendini işçiler, köylüler ve askerlerin yayın organı olarak tanımlayan Yeni Köln Gazetesi’ni çıkarmaya başlar. Gazete ilk sayısında, Köln’de, fakat özellikle de şehre bağlı köy, kasaba ve aynı zamanda ordu içinde, çalışan emekçi halkın anlayacağı bir dille devrimci propaganda yapmayı, önüne esas hedef olarak koyduğunu açıklar (MEW 6, s. 628).

13 Eylül 1848’de kitlesel bir açık hava toplantısında, “yasal kurumlarda temsil edilmeyen Köln halkını temsilen”, tutuklu bulunan Gottschalk ve Anneke’nin yanında, Schapper, Moll, Wolff ve Marx’la Yeni Ren Gazetesi yazı kurulunun neredeyse tamamının da dahil olduğu 30 kişilik bir Halk Savunma Konseyi ve bu konseye bağlı olarak da, içinde Moll’un yer aldığı üç kişilik bir yürütme komitesi seçilir. Yürütme komitesi yayınladığı ilk bildiride, halk tarafından direkt olarak seçilen biricik yapı olarak, halkın kanı canı pahasına elde edilen devrimin kazanımlarını, devletin kolluk kuvvetlerine karşı savunacaklarını açıklarlar (Stein 1921, s. 69).

Demokratik kitle örgütlerinin 3 Eylül 1848’de aldıkları karar gereği, 17 Eylül 1848’de Köln’e yakın küçük bir kasaba olan Worringen’de, kitlesel bir gösteri organize edilir. Köln’den, çevre kasaba ve köylerden yaklaşık 8000 proleterleşmiş zanaatkar, işçi, şehir yoksulları ve köylülerin katıldığı bu toplantıda katılımcılar, Halk Savunma Konseyi’ni selamlarlar. Toplantının kitlesel olmasında, kısa süre önce başlatılan köylük bölgelerdeki “köylüleri devrimcileştirmeye” yönelik ajitasyon ve propaganda çalışmasının etkisi görülür (Czobel 1928, ss. 434-435). Bu toplantıya başkanlık eden Schapper’in “demokratik-sosyal, kızıl cumhuriyet” çağrısı, ezici çoğunluk tarafından kabul edilir (MEW 5, ss. 496-497).

Bu çağrıdan paniğe kapılan Köln kolluk kuvvetleri 25 Eylül’de Köln İşçi Derneği kadrolarına karşı harekete geçerler. Schapper “anayasayı şiddet yoluyla ortadan kaldırma amacıyla komplo kurmak, iç savaş çıkarmak ve devletin silahlı kolluk güçlerine şiddet yoluyla mukavemet gösterme” suçlarını işlediği gerekçesiyle, birkaç kişiyle birlikte gözaltına alınır. Schapper 13 Kasımda delil yetersizliğinden serbest bırakılıncaya kadar içerde tutulacaktır.

Polis, Moll’u da tutuklamak ister; fakat Moll’un evinin önünde toplanan kalabalık kitle buna izin vermeyerek onun kaçmasını sağlar. Moll, içinde Schapper’in de olduğu gözaltına alınanları savunmak için, kitleye hemen bir toplantı çağrısı yapar. Fakat ordu, bu toplantıyı yasaklar (Stein 1921, ss. 74-75). Moll, yasağa rağmen kendi çağrısıyla toplanan kitleden, kolluk kuvvetlerinden Schapper ve diğer gözaltına alınanların serbest bırakılmalarını talep etmelerini ister. Ayrıca Moll kitleye temkinli davranmaları, polis geldiğinde gündüz gözüyle çatışmaya girmemeleri, kendi güvenlik önlemlerini almaları uyarısında da bulunur (Beloussowa 1965, ss. 68-69).

Akşama doğru olaylar en yüksek seviyesine ulaşır. Ordunun işçileri dağıtmak, gazete ve dernekleri kapatmak, kısacası savaş hali ilan etmek için bir iki saat içinde Köln’ü kuşatacağı haberinin duyulmasıyla birlikte (MEW 5, s. 415), kararlı işçiler önderlerini savunmak için barikat kurarlar. Halk milisleri, kolluk güçlerine yardımı reddeder. Köln’de kısa süreliğine de olsa barikatlar kurularak bir ayaklanma hali, bir “olağanüstü durum” yaşanır. Şehirde ayaklanma baş gösterir.

Marx, Moll ve Engels’in aranır konumda olduğu ve Schapper’in göz altına alındığı koşullarda, Demokratik Toplum Derneği ve Yeni Ren Gazetesi yazı kurulu üyesi liberal Bürgers’i de yanına alarak, olayların yaşandığı gün, yani 25 Eylül 1848’de, Köln İşçi Derneği üyelerinin olağanüstü toplantısına katılır. Burada yaptığı konuşmada Marx, “Demokratlar Kongresi adına” konuştuğunu; demokratların hiçbir şart altında, özellikle de içinde bulunulan anda bir “darbe” istemediklerini ve silahlı bir ayaklanma ve barikat savaşını erken buldukları için, reddettiklerini söyler. Marx, dernekte toplanan önderleri tutuklanmış ya da aranır konumdaki öfkeli işçilere yaptığı yatıştırıcı konuşmasında, polisin provokasyonuna gelmemeleri, “silahlı bir ayaklanma için vaktin henüz gelmediği”, “zamansız yapılan bir eylemin, içinde bulunulan önemli ve belirleyici günlerin arifesinde, işçi hareketinin mücadele gücünü elinden alacağı” uyarısında bulunur (a.g.e., ss. 574-575).

Marx ve Bürgers’in yatıştırıcı konuşmaları ve ordunun da başlarda kasıtlı olarak ortalıkta görünmemesinin etkisiyle kitle, barikatlarda kalmaya devam etmeyerek dağılır. Bu dağılmayı fırsat bilen Prusya ordusu, 26 Eylül 1848’de olağanüstü hal ilan ederek, şehri kuşatır; toplantı ve gösterileri yasaklar ve halk milislerini silahsızlandırarak dağıtır. Akabinde Köln İşçi Derneği ve Demokratik Toplum Derneği kapatılır; Yeni Köln Gazetesi, İşçi Derneği Gazetesi, Ren’in Bekçisi Gazetesi ve Yeni Ren Gazetesi kapatılır. Yeni Ren Gazetesi yazı kurulundan Marx ve iki şair (Weerth ve Freiligrath) dışında kalanlar, Köln’ü terk etmişlerdir; bu durumda gazete, diğer gazetelerle birlikte yaklaşık olarak bir hafta yayınına ara vermek zorunda kalır (Schreapler 1972, ss. 315-316).

Schapper tutuklanmadan önce Köln İşçi Derneği’nin toplantılarında büyük bir iyimserlikle, “Silahlı Halk Savunma Birlikleri, tamamen ve bütünüyle bizim tarafta” diyerek övünür (BdK 1 1970, s. 847). Fakat karar anı gelip çattığında, bu birliklerin esas olarak burjuvaların etkisi altında olduğu, Prusya ordusunun şehri kuşatmasına karşı silahlı bir direniş göstermeleri şöyle dursun, Moll’un 10 Ekim 1848 tarihli mektubunda da eleştirdiği gibi, güçlerini işçilere karşı kullanmayı tercih ettikleri görülür. Günün sonunda, belirtildiği gibi, “barikatlardakiler bulundukları yerleri terk ederek yataklarına uyumaya gitmeyi” tercih ederler. Şehirde tek kurşun sıkılmaz, “korkaklık hakim olur” (Stein 1921, s. 74).

Yaklaşık bir hafta sonra, 3 Ekim 1848’de olağanüstü hal kaldırılır, kapatılan dernekler tekrar faaliyete geçer, yayını durdurulan gazeteler yeniden yayımlanmaya başlar. Bu ortamda, “aşırı sol” gazetelerin ilk işi, Köln’deki ayaklanmacıların iş zora geldiğinde geri çekildiklerini, ve karar anlarında korkak davrandıklarını yazmak olur. Bu gazetelerin, işçi toplantılarında yaptığı yatıştırıcı konuşma nedeniyle “Demokratlara”, dolayısıyla kendisine yönelttiği “korkaklık” ve “oportünizm” suçlamalarına karşı Marx, kendini savunmak zorunda kalır.

13 Ekim 1848’de Yeni Ren Gazetesi’nde Marx, Kölnlü işçilerin 25 Eylül’de “korkak” değil, sadece “düşünceli” ve “temkinli” olduklarını yazar; ona göre genel bir ayaklanma, “büyük meseleler ve muazzam gelişmeler tüm halkı sarıp sarmalayıp, kavganın içine sürüklediğinde gündeme gelebilir ancak”. Marx bu makalesinde, silahların orduya teslim edilmesini olumlu bularak, “yufka yürekli Demokratlara” getirilen, “korkaklıkları yüzünden kan dökülmesini engellediler” suçlamasına, demokratlar adına yanıt verir:

Gerçek, basit olarak şudur: Demokratlar, işçilerin toplandıkları Eski Pazar meydanında (Altenmarkt), Eiser kapalı salonunda ve barikatlarda, onlara hiçbir koşulda bir ‘darbe’ (Putsch) istemediklerini anlattılar; tüm halkı kavganın içine çeken genel meselelerin yaşanmadığı koşullarda, ayaklanmanın yenilgiyle sonuçlanacağını ve şimdi şiddet hareketine yönelmenin, ileride yaşanacak büyük karar günlerinde, işçileri savaşamaz duruma sokacağını belirttiler (MEW 5, ss. 420-421).

Olağanüstü halin kaldırılmasından sonraki ilk toplantısını Köln İşçi Derneği, 10 Ekim 1848’de yapar. Moll’un firarda, Schapper’in hapiste olduğu koşullarda derneğin başkanlığına geçici olarak Röser getirilir. Dernek gazetesinin redaktörlüğünü ise Gottschalk’ın yakın arkadaşlarından Prinz üstlenir.

Moll’un Londra’dan gönderdiği mektup da, tam bu günlerde Köln’e ulaşır. Moll, Eylül 1848 sonunda illegal duruma düşerek Londra’ya geçmiş, burada kendisi, Eccarius, Harry ve Bauer’den oluşan teşkilatın illegal merkez komitesini kurmuş ve adına düzenlenmiş sahte İngiliz kimliğiyle Almanya’ya geçmeden önce, 10 Ekim 1848 tarihli mektubunu yazmıştır (Belaussowa 1965, s. 72). Moll, 10 Ekim 1848’de Londra’dan gönderdiği, Gottschalk’ın yakın arkadaşı Prinz’in başında bulunduğu dernek gazetesinde basılan mektubunda, kendisinin de illegale düşmesine neden olan 25 Eylül olaylarını, Marx’tan farklı değerlendirir.

Moll değerlendirmesinde, mutlakıyetçi kliğin basın ve toplanma özgürlüğünü ortadan kaldırma, halkı silahsızlandırma ve kendisi için zararlı olabilecek unsurları elimine etme gibi arzularını gerçekleştirmede, burjuva unsurlardan büyük yardım gördüğünü; çünkü milis örgütlenmesinde yer alan burjuva unsurların işçileri ölesiye dövdüklerini, buna karşın işçiler kendilerini savunmak istediklerinde ise bunların, “düzeni koruma” adına, “işçilerin biricik öz savunma aracı olan silahları” onlar için “tehlikeli oyuncak” olarak gördüklerinden, ellerinden aldıklarını belirtir (BdK 1 1970, s. 851).

10 Ekim 1848 tarihli Moll’un mektubu, Marx’ın 25 Eylülde yaptığı “yatıştırıcı” çağrısına bir eleştiri olarak da okunabilir; çünkü Marx, 13 Ekim 1848’de Yeni Ren Gazetesi’ndeki yazısında, silahların orduya teslim edilmesini bir sorun olarak görmemeye devam ederken (MEW 5, ss. 419-420); Moll, burjuvazinin işçilerin elinden silahları zorla aldığını yazar.

Moll, 10 Ekim 1848’de, köylüler ve fabrika işçileri arasında propaganda ve örgütlenme çalışmalarının zorunluluğunun yanında, birçok devrimcinin devletin kolluk güçleri tarafından zindana atıldığını belirterek, illegal örgütlenme çağrısı yapar:

“Almanya’da halkın örgütlülüğü sağlandıktan sonra, polisler istedikleri kadar kitlelerin demokratik yasal organlarına birbiri ardından saldırıp kapatsalar, basın özgürlüğünü sınırlasalar bile, örgütlülüğü bastırmayı başaramayacaklardır; bütün yasal dernekler kapatıldığında bile örgüt, illegal olarak varlığını sürdürecektir ve bu örgüt, polis için çok tehlikeli olacaktır” (BdK 1 1970, s. 852).

Moll devamla, Alman devriminde burjuvaziyle birlikte gidilecek yollarının artık kalmadığını, bu nedenle komünistlerin ellerinde bulunan tüm olanakları “bağımsız örgütlenmek” ve bağımsız hareket için, “dostlarını ve düşmanlarını, laf ebeleriyle gerçek yoldaşlarını ayırmak için” kullanmalarınınister. Ezilenlere illegal örgütü yeniden oluşturma çağrısı yapan Moll, bu örgütlenmenin meyvelerini bir yıl, hatta altı ay içinde bile göreceklerini belirtir. Moll mektubunu, “çok kısa bir süre içinde tekrar aranızda olacağımı umuyorum, değerli kardeşlerim” diyerek bitirir (a.g.e., ss. 853-854).

Hundt, Moll’un bu mektubuna ilişkin gayet uygun bir soru sorar; O, Moll’un 10 Ekim 1848’de Londra’dan Köln İşçi Derneği gazetesine yazdığı mektubun, neden Komünistler Birliği’nde geleneksel olarak hep yapıldığı gibi, teşkilata hitaben yazılmayıp da, derneğin gazetesine gönderildiğini merak eder. Gerçekten de Hundt’un belirttiği gibi, Haklılar Birliği’nde olan bu gelenek, bu örgütten gelen komünistler tarafından, Komünistler Birliği’ne de taşınmıştır. Fakat Hundt, illegal örgütün Marx tarafından tasfiye edildiğini kabul etmediği için, kendi sorusuna cevap veremez ve durumu “anlaşılmaz” bulduğunu belirtmekle yetinir (Hundt 1993, s. 515).

Hundt aynı şekilde Aralık 1847’de Komünistler Birliği’nin 2. Kongresinde hazırlanan tüzüğün 33. maddesi kesin bir şekilde “Kongre her yılın Ağustos ayında toplanır” demesine rağmen, kongreler yılı olan 1848’de, Komünistler Birliğinin neden kendi kongresini toplamadığını ve buna ilişkin hiç bir yazılı tartışmaya rastlanmamasını ve yine, 1847 kongresinde her üç ayda bir merkez komitesinin Birliğe rapor (çağrı) sunması karar altına alınmasına rağmen, neden 1848 ve 1849 yıllarında buna ilişkin tek bir yazılı belgeye rastlanmamasını da sorar. Hundt sorularına bir yanıt veremediğinden, durumu “anlaşılmaz” bulduğunu belirtmekle yetinir (a.g.e., s. 600).

Gerçekte Moll, 10 Ekim 1848 tarihli mektubunu, ortada illegal teşkilat olmadığından, Köln İşçi Derneği’nin gazetesine göndermiştir!

Moll’un ifadelerinde, Marx/Engels’in Nisan–Eylül 1848 arası beş aylık zaman diliminde Köln’de izlediği politik çizgisine yönelik eleştiri, iki temel noktada öne çıkar; bunlar, “örgütün illegal varlığını” yeniden oluşturma zorunluluğu ve devrimde “burjuvaziyle birlikte gidilecek yollarının artık kalmadığı” tespitidir.

Moll ve Engels’in Köln’ü terk etmesi, Schapper’in içeri girmesi ve sertleşen politik atmosfer, Gottschalk taraftarlarının Köln İşçi Derneği içindeki etkilerini arttırır. Bu durumla başa çıkamayan, 1853’teki Köln Komünistler Birliği Davasının baş sanığı Röser, Marx’a, derneğin başkanlığını üstlenmesini teklif eder.

Marx dört beş günlük bir düşünme süresi ister; çünkü kendisinin gazete bağlamında hakkında soruşturma açılmış, Engels ve başka yazarların Köln’ü terk etmesinden dolayı gazetedeki işleri artmış, Prusya vatandaşı olmamasından dolayı da Köln’de kalıp kalmama sorunları baş göstermiştir. Buna rağmen Marx, 16 Ekim 1848’de başkanlık teklifini, “Gottschalk hapisten çıkana kadar geçici olarak üstlenmeyi” kabul ettiğini bildirir (MEW 5, s. 501).[38]

Marx’ın, Gottschalk’ın asli dernek başkanı olduğunu vurgulaması ve bu görevi geçici olarak üstlendiğini açıklaması, işçiler arasında Gottschalk’a duyulan bağlılığın bir göstergesi olarak da okunabilir. Marx zamanının olmamasına rağmen görevi “taktik nedenlerden” ötürü kabul ederek Gottschalk’ın etkisini, başkanlığı sırasında yıkmayı hedeflemiş olabilir (Dowe 1971, s. 200). Nitekim Marx’ın, Demokratik Toplum Derneği başkanı olarak, Köln İşçi Derneği başkanlığını da üstlenmesi, Eylül 1848 olaylarıyla birlikte yeniden güçlenmiş olan Gottschalk’ın savunduğu çizginin dernek içinde gerilemesine etkide bulunur (Stein 1921, s. 78).

Belirtildiği gibi Schapper’in hapiste, Moll’un illegalde olduğu koşullarda Marx, 16 Ekim 1848’da Köln İşçi Derneği’nin başkanlığını geçici olarak üstlenir. Gerçi Schapper 13 Kasım 1848’de hapisten çıkar; fakat Marx başkanlığı ona devretmeyerek Ocak 1849’a kadar, iki derneğin başkanlığını yürütmeye devam eder. Belki de Marx, “dernek üzerindeki etkisini kaybetmek istemediği için” dernek başkanlığına Ocak 1849’a kadar devam eder (Czobel 1928, s. 435).

Ekim 1848’de Marx, Köln İşçi Derneği’nin başkanlığını üstlendiğinde bile, “demokratik burjuvaziyle” girdiği örgütsel beraberliğe son vermeyerek İşçi Derneği’ni, Demokratik Toplum Derneği’ne daha da yaklaştırır. Bunun içindir ki, 26 Ekim 1848’de Berlin’de yapılan 2. Demokratlar Kongresi’ne, iki dernek adına tek bir delege gönderilir.

Berlin’de 1848 Ekim sonunda yapılan 2. Demokratlar Kongresi, Haziran ayında Frankfurt’ta yapılan 1. Demokratlar Kongresi’nden politik olarak çok daha geridir. 2. Demokratlar Kongresi’ne katılan delegeler, “biz, temel olarak burjuvaziye dayanmak zorundayız, bizim proletaryaya ihtiyacımız yok; çünkü proletarya bizim girişimlerimizi, çabalarımızı anlayamayacak kadar kaba ve cahildir” diyerek inisiyatifin hiç bir biçimde işçi örgütlerine verilmemesini karar altına alırlar (Obermann 1953, ss. 308-310).

1848 Kasım ayına gelindiğinde Prusya krallığı, aralarındaki dalaşta burjuvazinin hakkından gelmiş, bütün iktidarı yine kendi ellerine almıştır. Weitling, burjuvazinin bilinen bu korkaklığını şöyle anlatır:

Monarşi 1848 kasımında ‘demokratik burjuvazinin’ suratına eldivenlerini cesaretle fırlattı. Onlar bu meydan okumayı kabul ettiler mi? Tanrı korusun! Onlar ve onların milis güçleri, düzenin çıkarlarını koruma adına bir düzine silahsız işçiyi öldürdüler; ulusal meclislerinin peşine takıldılar ve tarihte bir eşine daha rastlanmayacak bir ödleklik örneği göstererek hiçbir direniş göstermeden, Wrangler’in ordusuna silahlarını teslim ettiler (Weitling 1955, s. 300).

Bu arada 13 Kasımda hapisten çıkan Schapper, işine bıraktığı yerden başlayarak, sadece Köln’de değil, kırsal alanda köylüler içinde de çalışmalarına devam eder. Schapper 30 Kasım 1848’de Özgürlük Kardeşlik Emek adlı dernek gazetesinde yaptığı bir değerlendirmede, Almanya’da birbirine karşıt konumlanan üç tarafın bulunduğunu, bunların sırasıyla feodaller, burjuvazi ve proletarya olduğunu belirtir. Burjuvazi ve proletaryanın feodal mutlakiyetçiliğe karşı, şimdilik “birlikte hareket ettiklerini”, feodallerin iktidarının yıkılmasıyla birlikte bu “ortak mücadelenin” son bulacağını, çünkü bunların çıkarlarının tam anlamıyla uzlaşmaz olduğunu belirtir. Ona göre burjuvazi “yalnızca kendi sınıf çıkarlarını egemen kılmak isterken, proletarya “egemenliğe giden yolda kendisiyle birlikte tüm ezilenlerin çıkarlarını temsil eder:

Burjuvazinin feodal hükümete ve soyluluğa karşı verdiği savaş haklı ve meşruysa, aynı şekilde bizim de burjuvaziye karşı savaşımız [...] haklı ve meşrudur; çünkü doğuştan gelen soyluların iktidarının yerini para aristokrasinin iktidarının alması, bir yanlışın yerini başka bir yanlışa bırakmasıdır. Biz ise, bu ikisini de ortadan kaldırmak istiyoruz (Schapper 1848; akt. Kuhnigk 1980, ss. 169-170).

Marx da Aralık 1848 içinde Yeni Ren Gazetesi’nde yayımladığı Burjuvazi ve Karşıdevrim adlı makale serisinde, aylardır burjuvaları feodallere karşı harekete geçsinler diye yüreklendirmesine, bu kafi gelmeyince azarlamasına rağmen, onların harekete geçmediğini görünce, bunlardan umudunu bir an için keser. Marx’a göre 1848 yılı boyunca liberal burjuvazi, halk yığınlarının feodal mutlakiyetçiliği kökünden kazıyacak mücadelesine önderlik edemeyeceğini artık bir çok kereler ispatladığı için, bu yeni şartlar altında devrimci halk, yani işçiler, köylüler ve devrimci küçük burjuvalar mutlakıyetçi karşıdevrimle çatışacaklardır (MEW 6, ss.102-124).

Marx, Aralık ayında kaleme aldığı bu meşhur makaleler dizisinde 1848 yılını değerlendirirken, Almanya’da artık iki yolun olduğunu bunların ya “feodal mutlakıyetçi karşıdevrim” ya da “sosyal- cumhuriyetçi devrim” olacağını ispat ettiğini yazmasına ve “devrimcileşen halk yığınlarının bağımsız politik mücadelelerinin” yükseltilmesinden söz etmesine rağmen (a.g.e., s. 124), Mayıs/Haziran 1848’de tek taraflı olarak tasfiye ettiği Komünistler Birliği’nin illegal olarak yeniden örgütlenmesine, 1849 kışında Moll’un da katıldığı bir toplantıda karşı çıkacak, onun kendisine bu konuda yaptığı teklifi kabul etmeyecektir.

Moll’un Almanya’daki politik faaliyetleri

Daha önce de değinildiği gibi Eylül 1848 Köln olayları sonrasında aranır duruma düşen Moll, Köln’ü terk ederek Londra’ya geçer. Londra’da kendisi, Bauer, Harry ve Eccarius’tan müteşekkil illegal merkez komitesini oluşturur. Merkez komitesi, Marx’ın Mayıs/Haziran 1848’de elinde tuttuğu olağanüstü yetkiye dayanarak tasfiye ettiği gizli örgütü, yeniden inşa etme ve Aralık 1848’de Berlin’de bir kongre örgütleme kararı alır (Belaussowa 1965, ss. 73). Merkez komitesi ayrıca, örgütün 1847’deki 2. Kongresinde kabul edilen tüzüğünde de değişiklikler yapar.

İlk olarak, eski tüzükteki “komünist parti tüzüğü” ifadesi, yeni tüzükte “devrimci parti tüzüğü” olarak değiştirilir.

Tüzükte yapılan başka bir değişiklikle, mücadele sadece proletarya ve burjuvazi arasındaki darlıktan kurtarılarak, ezilenlerin diğer kesim ve katmanlarına açılır ve daha geniş kapsamlı tanımlanır.

Aralık 1847’de kabul edilen eski tüzüğe göre Komünistler Birliği üyeleri “anti-komünist teşkilatlara” üye olamazlar fakat liberal politik örgütlere üye olabilirler. Bu maddeye göre Marx, Komünistler Birliği üyesiyken aynı zamanda Demokratik Toplum Derneği üyesi de olabilir; ki nitekim olmuştur da. Moll, işte bu maddeyi, Haklılar Birliği’nin tüzüğünde de yer alan, “illegal politik teşkilat üyeleri, başka hiç bir politik teşkilata üye olamazlar” maddesiyle değiştirir. Moll’un yeni tüzüğe soktuğu, tek bir politik örgüte üye olma zorunluluğu, başka politik gruplara üyeliği yasaklar (BdK 1 1970, s. 880).

Kimileri Moll’un, Haklılar Birliği tüzüğünde yer alan bu maddeyi Komünistler Birliği tüzüğü içine de sokmasını, “devrim dönemi için kesinlikle saçma” bulsalar da (Hundt 1993, s. 516), bu madde, Nisan 1849’da Marx, Schapper ve Wolff’un Demokratik Toplum Derneği’nden ayrılmak zorunda kalışlarını açıklamaya yardımcı olur.

Yine, Haklılar Birliği tüzüğünde yer alan, fakat Aralık 1847’deki Komünistler Birliği’nin 2. Kongresinde hazırlanan tüzüğe sokulmayan diğer bir tüzük maddesi olan, “üyelik koşullarını yerine getirmeyen, üyelik şartlarına uygun davranmayan” teşkilat üyelerinin örgütten atılacağı maddesi de, yeni tüzüğe eklenir. Eski Haklılar Birliği tüzüğünde yer alan “örgüte ihanet, ölümle cezalandırılır” maddesi de, Moll’un hazırladığı yeni tüzükte yeniden yer alır (BdK 1 1970, s. 879).

Hundt, Moll’un tüzük maddelerinde yaptığı bu değişiklikleri, örgütün geçmişteki “eski, komplocu, sekter geleneğine” geri dönmek istemesinin göstergeleri olarak görür; fakat O, birçok meseleyi “anlaşılmaz” bulduğu gibi, örgütün hangi pratik deneyimlerden ders çıkararak, yeniden eski geleneğine geri döndüğünü de yine “anlaşılamaz” bularak geçiştirir (Hundt 1993, s. 517).

Moll, yaptığı değişikliklerle 1847’deki örgüt programını içi boş evrensellikten kurtararak yerelleştirir de bir bakıma. Marx, bu durumu “milliyetçilik” olarak eleştirse de, Moll bu yaklaşımıyla soyut, genel ifadeler yerine somut görevlere işaret eder. Buna göre Alman komünistleri dünyayı değil, Almanya’yı mücadele mekanı olarak seçerler ve “sermayenin egemenliğinin yıkıldığı” birleşik, sosyal, demokratik bir cumhuriyet için mücadele ederler. Bu cumhuriyette tüm sınıf ve katmanlar eşittir; daha doğrusu sadece işçiler, kafa ve kol emekçileri bu cumhuriyetin yurttaşlarıdır (Wernicke 1988, s. 249).

Mayıs/Haziran 1848’de Komünistler Birliği tasfiye edildikten sonra, örgüt adı ancak 1848 yılının Kasım sonu ya da Aralık başında, Moll tarafından değiştirilen Komünistler Birliği’nin bu tüzüğünde ilk olarak tekrar ortaya çıkar (BdK 1 1970, ss. 876-880).

Ekim 1848’de tüzükte yapılan bu değişiklikler ve takip eden aylarda illegal örgütlenme çalışmalarıyla güçlenen Komünistler Birliği, çok değil altı ay sonra, Nisan 1849’da Marx ve diğerlerini, liberal Demokratik Toplum Derneği’nden çıkmaya zorlar (a.g.e., s. 929).

Komünistler Birliği’nin yurtdışı seksiyonlarında örgütün tasfiyesi, daha önce de belirtildiği gibi, kabul görmediğinden Moll, merkez komitesinin Aralık 1848 itibarıyla Berlin’de örgüt kongresini toplama kararını, Paris seksiyonu sorumlusu Ewerbeck’e bir mektupla bildirir. Buna karşın Moll, Marx’ın, örgüt kongresine karşı çıktığını bildiğinden, ona kongre örgütleme kararından söz etmez.

Ewerbeck 26-30 Ekim 1848’de yapılan Demokratlar Kongresi için Paris’ten  Berlin’e gittiğinde, orada Komünistler Birliği kongresinden söz eder ve hemen arkasından Hess’e yazdığı 1 Kasım 1848 tarihli bir mektupta, Aralık 1848’de Berlin’de teşkilatın genel kongresinin örgütlenmesi kararı alındığını, bu kongrede örgütün yeni merkez komitesinin seçileceğini, lüzumlu gördüğü herkese söylediğini yazar (a.g.e., s. 863).

Kasım ve Aralık 1848’de yaşanan olumsuz politik gelişmeler nedeniyle bu karar hayata geçmez. Ama örgütü yeniden oluşturma iradesi canlıdır. Bu irade özellikle Moll’de kendini ortaya koyar. 

Moll ve Schapper, Marx’ın Köln’e geldikten kısa süre sonra, Mayıs/Haziran 1848’de, elindeki olağanüstü yetkiyi kullanarak örgütü tasfiye etmesini hiç bir zaman kabul etmezler, fakat o koşullarda bir kopuşu da göze alamadıklarından, tasfiyenin gerçekleştiği toplantı sonrasında da yasal alanda onunla birlikte hareket etmeye devam ederler. Moll, Almanya’da geçirdiği dört-beş aylık süreçte (Nisan-Eylül 1848) durumun, komünistlerin ve dolayısıyla da ezilenlerin zararına geliştiğini pratikte bizzat deneyimler. Komünistler Birliği’ni yeniden oluşturma iradesinin arkasında bu deneyimin payı vardır (Lewiowa 1965, s. 105).

Ekim 1848 sonunda, gemiyle önce Hamburg’a gelen Moll, buradan başlayarak Mayıs 1849’a kadar, altı ay boyunca hiç durmadan çalışarak, tasfiye edilen illegal örgütü bütün Almanya’da yeniden inşa faaliyetine girişir. Sadece Almanya’da değil, Mayıs 1849’da Brüksel İşçi Derneği’nde de bir toplantıya katılan Moll, oradakilerin Londra’daki merkez komitesi ile ilişkisini de sağlar.

Almanya’da Kasım 1848’den Mayıs 1849’a kadar yaklaşık 7 ay süren illegal örgüt çalışmasında Moll Blefeld, Schwerin, Leipzig, Münih, Hamburg, Berlin, Frankfurt ve Köln arasında, Almanya’nın bir ucundan diğer ucuna, mekik dokur; buralarda birçok teşkilat üyesiyle görüşerek, örgütün illegal yapılanmasını yeniden inşa eder ve gizli siyasal faaliyeti başlatır (Belaussowa 1965, ss. 73-74).

Moll’un politik faaliyeti Kasım-Aralık 1848 olayları döneminde Kuzey Almanya, özel olarak da Berlin’de; 1849 bahar ve yaz aylarında ise Güney Almanya’da yoğunlaşır. Bu iki dönem arasında kalan 1849 kışında ise Moll, Köln toplantılarını örgütler. Bu toplantılardan birinde Moll, Marx/Engels’i illegal örgüte kazanmaya çalışırsa da, bu ikisi, Moll’un teklifine sıcak bakmazlar.

Hamburg’tan Karl Bruhn adlı bir militan, Philipp Becker adlı başka bir militana Moll’un örgütsel ve politik çalışmalarından, 2 Aralık 1848’de yazdığı bir mektupta söz eder. Bruhn mektubunda, örgütü toparlamak için Londra’dan aynı düşünceleri paylaştığı bir sorumlunun gelip, kendisinde birkaç gün kaldıktan sonra Kuzey Almanya’ya geçtiğini, kendisinin bu kişiyle bağlantıya geçerek, onu da ziyaret etmesini sağlayacağını yazar (BdK 1 1970, s. 881).

Hundt, Moll’un Kasım 1848 ile Mayıs 1849 arasındaki yedi aylık dönemde, Komünistler Birliği’ni yeniden ayakları üzerine oturtmak için şehir şehir dolaşarak buralarda örgüte bağlı hücreleri yeniden canlandırma faaliyetlerinin, hemen hemen hiç araştırılmadığını itiraf eder (Hundt 1993, s. 523).

Berlin Komünistler Birliği davasında yargılanan August Hätzel de verdiği ifadede, Moll’un Berlin’e örgütü yeniden yapılandırmak için geldiğini belirtir. Moll, Aralık 1848’de Berlin’e gelir; burada bir süre kalarak Hätzel ile birlikte örgütün faaliyetini organize eder. Hätzel, Mart 1849 olayları sırasında tutuklanacak olan sağlam bir militandır (Wernicke 1988, s. 248).

Hätzel’in Berlin’de Komünistler Birliği’ni inşa faaliyeti

Wermuth-Stieber’in, 19. Yüzyılın Komünist Komploları adlı meşhur kitabı, Moll’un örgütsel ilişki kurduğu Hätzel ve grubunun, tasfiye edilen Komünistler Birliği’ni Berlin’de yeniden inşa etme faaliyetlerine tam bir bölüm ayırır.

Moll’un Berlin’den ayrılmasıyla birlikte Hätzel, Ocak 1849’da, örgütsel çalışmalara başlar ve kısa sürede 100 kişiyi örgüte kazanarak, teşkilatı şehrin 10 bölgesinde örgütler. Bu durum, devrim yıllarında işçilerin ve ezilenlerin politik illegal örgütlenmeye ve devrimci faaliyete ne denli yatkın olduklarını gösterir. Hätzel da, Londra’daki merkez komitesine gönderdiği bir mektupta, Berlin’deki olağanüstü hal durumunu, kitlelerin devrimcileşmesinde pozitif bir faktör olarak değerlendirir ve yeni silah temini için daha çok paraya ihtiyaçları olduğunu yazar. Bunun yanında ayrıca, Londra’daki merkez komitesinin propaganda için kendilerine yayın göndermesini ister (Wermuth/Stieber 1853, s. 46). 

Berlin’de 10 bölgede örgütlü çalışma yapan hücreler, haftada bir toplanırlar. Bu hücrelerdeki militanların çoğu terzi, kunduracı, demirci, boyacı gibi proleterleşmiş zanaatkârlardır. Örgüt üyeleri haftalık aidat verirler. Hätzel’ın inisiyatifiyle toplanan paralar, Londra’da Moll’un örgütlediği merkez komitesine gönderilmeyerek silah, el bombası ve patlayıcı madde alımı için harcanır (Hundt 1993, s. 523).

Berlin’de illegal çalışan Hätzel ve yoldaşları ideolojik/politik tutumlarıyla, aynı şehirde Stephan Born’un savunduğu ekonomizmin karşıt kutbunu temsil ederler. Hätzel, Born’un savunduğu “ekonomik mücadele biçimlerini kesin olarak reddeder”; O, Berlin’de teşkilatı illegal ve silahlı olarak örgütler. Fakat Hätzel ve yoldaşları ekonomik mücadele biçimlerini reddederken, Stephan Born’un legal İşçi Kardeşliği derneklerinde gizli faaliyet yürüterek, oralardan kendilerine militan kazanmayı da ihmal etmezler.

19. Yüzyılın Komünist Komploları kitabının yazarları Wermuth/Stieber’in, devletin, bu grubun krala yapacağı bir suikastın paniği içinde yaşadığını belirtmeleri, grubun, büyük başlar arasında bıraktığı etkiye işaret eder. Polisin, örgüte yönelik operasyonlarında yapılan aramalarda Berlin’de faaliyet gösteren komünistlerde ilk defa silah, el bombaları ve patlayıcı madde, ayrıca Berlin’de Prusya ordusunun bulunduğu yerlerin krokileri ve ordunun güç dağılımıyla ilgili istihbarat bilgileri bulunur (Wernicke 1988, ss. 248-249).

İllegal örgütlenen Berlin Komünistler Birliği teşkilatının üyeleri takma ad kullanır; bu adlar ya, İleri, Kızıl, Direnç, Ölüm, Mücadele gibi genel sembolik isimlerdir, ya da Güney Batı Almanya’daki mücadelelerde öldürülen devrimcilerin adlarıdır. Örgütün Berlin sorumlusu Hätzel, “İleri” (Vorwärts) kod adını kullanır. Örgüte yeni militanların katılımı, Moll’un hazırladığı yeni tüzüğe bağlı olarak gerçekleşir.

Bir ihbar sonucu Hätzel’ın evi, 30 Mart 1849’da polis tarafından basılır; yapılan aramada evdeki silahlar, örgütsel doküman ve Prusya ordusunun şehirdeki gücünü gösteren krokiler ele geçirilir. Hätzel, evde kalan birkaç yoldaşıyla birlikte tutuklanır ve Ağustos 1850’ye kadar içerde kalır. Örgüt, Hätzel’ın tutuklanmasına rağmen, Berlin’deki devrimci faaliyetlerine devam eder (a.g.e., ss. 250-251).

Komünistler Birliği’nin Berlin örgütü, 1850’deki bölünmede Willich/Schapper çizgisinden yana tavır alır; bu çizginin Kuzey Almanya’da güçlü olmasının, Moll’un bu bölgedeki politik faaliyetleriyle bağlantılı olması kuvvetle muhtemeldir (Wermuth/Stieber 1853, ss. 44-52).

Kış 1849: İllegal örgütü yeniden inşa etme tartışması

Röser, Moll’un 1848/49 kışında Londra’da yeni kurulan illegal merkez komitesinin temsilcisi sıfatıyla gizli olarak Köln’e geldiğini ve bu vesileyle Schapper, Marx, Engels ve Köln İşçi Derneği’nin diğer aktif üyelerinin de katıldığı bir toplantının Yeni Ren Gazetesi binasında yapıldığını, 1853 yılında hapiste polise verdiği ifadesinde açıklar.

1849 yılı başında Köln’de yapılan toplantıda tartışmanın ana konularından biri, yaşanan son gelişmeler ışığında söz ve basın özgürlüğü ile toplanma ve dernek kurma hakkı gibi burjuva demokratik hak ve özgürlüklerin hâlâ yürürlükte olup olmadığıdır. Marx, illegal örgütün önemini yeterince kavramadığından toplantıda, demokratik çalışma koşullarının, yani söz ve basın özgürlüğünün hâlâ mevcut olduğunu savunarak, proleter partinin gizli örgütlenmesini, “luzümsuz” bulmaya devam eder.

Buna karşın Moll/Schapper toplantıda, Mayıs/Haziran 1848’de tasfiye edilen teşkilatın, illegal olarak yeniden örgütlenmesinin ve Almanya’da gizli faaliyet göstermesinin zorunluluğunu “şiddetle” savunurlar. Schapper toplantıda yaptığı konuşmada, 1848 yılında yaşanan zorbalığın 1849 yılında yaşanacak baskının belirtileri olarak görülmesi gerektiğini söyleyerek, buna karşı önlemlerin zamanında alınmasını, bunun için de illegal örgütlenmenin şart olduğunu savunur. Schapper ve Moll toplantıda, komünistlerin yasal dernekler üzerinde, ancak kendi içlerinde sıkı illegal bir örgütlenmeleri olduğu koşullarda, etki kurabileceklerinin altını çizerler (Röser; akt. Blumenberg 1964, s.  90).

Tartışmanın ana konularından bir diğeri de, Moll tarafından “devrimci parti tüzüğü” olarak yeniden hazırlanan örgüt tüzüğüdür. Marx bu tüzüğü, “illegalcilik” olarak eleştirir ve “komplocu bir karakter” taşıdığını söyleyerek reddeder. Marx/Engels’e göre “işçi sınıfının partisi, illegal bir parti olarak değil, yasal/kitlesel bir parti olarak kurulmalıdır” (Lewiowa 1965, s. 105).

Marx’a göre devrimi hazırlamak “partinin işi değildir”; bu hazırlıklar “genel şartlara ve bu işe doğrudan doğruya katılan sınıflara” bırakılmalıdır (MEW 8, s. 458). Marx’ın, Schapper, Moll ve toplantıya katılan çoğunluğun karşı çıkmasına rağmen, elinde bulunan olağanüstü yetkiyi kullanarak Mayıs/Haziran 1848’de örgütü tasfiye etmesinin nedeni, işte bu anlayışta yatar.

Marx için, “genel meselelerin tüm halkı kavganın içine çekmediği” koşullarda, “şiddet hareketine” yönelmek, yenilgiyle eşanlamlıdır (MEW 5, ss. 420-421). Bu ‘yenilgiyi’ tatmamak için “Marx, ölümü hiçe sayan, zırdeli cesareti gerektiren girişimleri kesinlikle reddeder” (Friedenthal 1990, ss. 370-380). Oysa, ezilenlerin mücadele tarihi göstermişti ki, “devrimler hep, bir avuç yiğidin deli cesaretiyle başlar.[39]

Moll’un, Marx/Engels’i ikna etme ve onları, yeni illegal yapı içine katma çabaları sonuç vermez; onlar, bu teklife sıcak bakmazlar. Yeniden örgütlenen teşkilata, eski teşkilat üyeleri katılırken Marx/Engels ve onlarla birlikte hareket edenler mesafeli dururlar (Röser 1853; akt. Blumenberg 1964, s. 90).

Röser polise verdiği ifadesinde, Schapper’in hapisten çıktıktan sonra kendisinin yanına gelerek, diğer meselelerin yanında, 1848/49 kışında yeniden örgütleme çalışmalarına ve bu konuda Marx’la yaşanan tartışmalara ilişkin şunları anlattığını belirtir:

Schapper bize, [...] bütün bir 1848 yılı boyunca basın-yayın ve ifade özgürlüğünün giderek iyice sınırlanması ve diğer özgürlüklere getirilen sınırlamalar ve bu sınırlamaların zorla dikte edilmesi karşısında kendisinin, teşkilatı yeniden örgütlemenin zamanının geldiğini anladığını, Moll’un aranır duruma düşmesi sonrası Londra’ya gittiğini ve orada kalan teşkilatın eski kadrolarıyla gizli yapılanmayı inşa çalışmasına girdiğini, bu yapılanmanın da Moll, Harry, Bauer ve Eccarius’tan oluşan bir merkez komitesi seçtiğini anlattı (Röser 1853; akt. Blumenberg 1964, s. 89).

Schapper, bu yeni seçilen merkez komitesinin kendisine verdiği görev gereği, Marx’ın onayı olmasa bile, teşkilatın Köln’de gizli bir yapılanmaya gitmek istediğini, bize de, Komünistler Birliği’nin hedef ve amaçlarını açıkladıktan sonra, bu teşkilata girip girmeyeceğimizi ve bu şehirdeki örgüt yapılanmasını oluşturup oluşturmayacağımızı, sordu. Biz bu işe hazır olduğumuzu açıkladık; fakat daha önce örgüt tüzüğünü görmek istediğimizi, daha doğrusu içimizden biri olan tüccar Reiff, bizim komplocu örgütlere girmeyeceğimizi söyledi. Schapper, Londra’ya hemen yazı yazarak tüzüğü isteyeceğine ve bunu en kısa zamanda bize ulaştıracağına söz verdi. Böylelikle bu toplantı son buldu. 

Kısa bir zaman sonra merkez komitesinin görevlendirdiği temsilci olarak Joseph Moll, Marx ve Engels’i Komünistler Birliği’nin yeniden inşasına kazanmak için, Köln’e geldi. Moll, adını hatırlamadığım bir İngiliz kimliği taşıyordu ve çok yakın arkadaşı Schapper’de kalıyordu. Aynı gün Schapper beni, o akşam için Yeni Ren Gazetesi’nde yapılacak bir toplantıya çağırdı. O akşam gazetenin arka odalarından birinde bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya 1. Karl Schapper, 2. Friedrich Engels, 3. Wilhelm Woff, 3. Karl Marx, 4. Nothjung, 5. Müller (Kunduracı), 6. Reiff,  8. Bedorf, 9. Haude, 10. Esser, 11. Moll ve 12. olarak da ben katıldım.

Tartışma, Komünistler Birliği’nin illegal olarak reorganizasyonunun zorunlu olup olmadığı meselesi etrafında dönüp duruyordu. Bir tarafta Marx, Engels ve Wolff, diğer tarafta ise Schapper ve Moll konumlanmışlardı. Marx, ifade ve basın özgürlüğünün hâlâ mevcut olduğu koşullarda, örgütün lüzumsuz olduğunu açıkladı. Buna karşın Schapper ve Moll, teşkilatın kesinlikle zorunlu olduğunu söylediler. Marx ve arkadaşları ayrıca, Londra’daki merkez komitesi tarafından hazırlanarak onaylanan ve Moll’un toplantıya getirdiği tüzüğe karşı olduklarını da açıkladılar. Bu tüzük kendisini, (...) “devrimci partinin tüzüğü” olarak adlandırıyordu. Marx, tüzüğün komploculuğa eğilimli olduğu ve ‘tek ve bölünmez Cumhuriyet talebini ulaşılması gereken son hedef olarak koyduğu için, onun komünist değil, daha çok sosyalist olduğunu söyleyerek, karşı çıktı. Daha sonra yapılan oylamada yanlış hatırlamıyorsam Schapper, Moll, Müller, Haude, Meyer ve Esser yeni bir örgütlenmeye gidilmesi yönünde görüş belirttiler. Bundan sonra Moll Köln’den ayrılarak Almanya’da örgütsel ilişkileri yeniden kurmak için başka şehirlere hareket etti” (Röser 1853; akt. Blumenberg 1964, ss. 89-91). 

Na’aman, Marx/Engels ve Haklılar Birliği’nin eski önder kadroları arasında 1848 devrimi sonrasında yaşanan tartışmaların nedenini, bu iki tarafın devrime yaklaşımlarındaki “yöntemsel” farklılıkta görür; ona göre “Londralı komünistler “komünizmin/devrimin gerçekleştirilmesini emekçi halkın bunu istemesine bağlar ve gerçekleştirmek için çalışırken, Marx/Engels bunu tartışmaktan yanadır. Başlangıçta Haklılar Birliği kökenli komünistler, çizgilerini “proleter” olarak tanımlayıp, “ayaklanma, komplo, silah satın alma gibi saçma işleri yapmayarak” kendilerini Marx/Engels’in ortaya koyduğu teoriye uygun hale getirdiklerini sanıp, bu sanılarına saf saf inansalar da, Na’aman’a göre onlar, yine de Marx’ın teorisine uygun hale gelmemişlerdir; çünkü onlar, Marx/Engels’in polemik yaptığı ve “bilimsel komünizm” içinde görmediği Luning ve Hess gibilerini, “komünist kardeşleri” olarak görürler; hatta Marx/Engels’in kavga ettiği Karl Heinzen gibi “gerçek cumhuriyetçilerle” bile, birlikte yürüyecek bir parça yollarının olduğunu düşünürler (Na’aman 1965, s. 11).

Komünistler Birliği’nin önemli örgütlü güçleri Almanya dışında kaldığı ve bulundukları yerlere yoğunlaştıkları sürece, Haklılar Birliği kökenli komünistlerle Marx/Engels arasındaki bu karşıtlığın, pratik olarak kendini ortaya koymadığını düşünen Na’aman, örgütlü güçlerin Almanya topraklarına geçmeleri ve Marx’ın burada Yeni Ren Gazetesi’ni çıkarmaya başlamasıyla birlikte, daha önce çok da kendini göstermeyen karşıtlığın, kendini açığa vurmak zorunda kaldığını belirtir. Bu iki taraf Almanya’da politika yapmaya başladıklarında ise, karşıtlık kendini olanca gücüyle ortaya koyar (a.g.e., s. 14). Na’aman’a göre bunun nedeni, Schapper ve grubunun “biçimsel” düşünmesi, “örgütsel esnekliklerinin” olmamasıdır; onlar için önemli olan Komünistler Birliği’nin her ne olursa olsun, “kendi illegal kapalı tarihsel formunu koruyarak, devrime doğrudan önderlik etmesi, yasal işçi derneklerini bu illegal yapı aracılığıyla komünist dünya görüşüne kazanması ve her yerde devrimci taktiği” zorlamasıdır.

“Schapper ve grubunun” bu hedefini gerçekçi bulmayan Na’aman, Marx’ın da bu hedefi gerçekçi bulmadığını, Marx’ın, partinin esas olarak devrim süreci içinde kurularak olgunluğa erişeceğini düşündüğünü, bu anlamda Komünistler Birliği’ni de “asla” kendi partisi olarak görmediğini belirtir. Ona göre, eğer “birçoklarının yaptığı gibi Birlik üyeleri, aynı zamanda Marx Partisinin üyeleri olarak da gösterilirse, bu, hem parti tarihinin, hem de Marx’ın biyografisinin yanlış aktarılması anlamına” gelir (a.g.e., s. 19).

İkinci Marx-Gottschalk Çatışması

Köln İşçi Derneği’nin 15 Ocak 1849 tarihli komite toplantısındaki tartışmaların merkezi konusu, Şubat 1849 seçimlerinde izlenecek taktiktir. Marx ve Schapper bu toplantıda, zaman darlığından ötürü derneğin kendi adaylarını çıkaramayacağını, bu nedenle işçilerin iki burjuva demokratı, Raveaux ve Schneider’i meclise göndermelerini isterler (BdK 1 1970, ss. 896-897).

Dernek gazetesinin 21 Ocak 1849 tarihli sayısında yayımlanan protokollere göre bu toplantıda söz alan Marx, meselenin, derneğin kendi adaylarını çıkarma meselesi, yahut içinde bulunulan anda ilkesel açıdan bir şeyler yapma meselesi değil, tam aksine asıl meselenin hükümete, mutlakiyete, feodal egemenliğe muhalefet etmek olduğunu belirtir. Marx’a göre bu muhalefeti de, şimdiki hükümetten hiç hoşnut olmadıklarını bildikleri “Demokratlar, yeteri kadar yapıyorlar” zaten. Marx, “durum buysa, bunu kabul etmek gerekir” der; çünkü ona göre önemli olan, “şimdiki mutlakıyetçi sisteme karşı mümkün olduğu kadar güçlü muhalefet yapmaktır”; eğer işçi derneği bu seçimlerde kendi “ilkesel fikrini” hayata geçiremeyecekse, ki geçiremeyecektir, burada yapılacak en mantıklı şey “ortak düşman” olan mutlakıyetçi krallığın kazanmaması için, ona muhalefet eden diğer parti olan Demokratlarla birleşmektir (Freiheit Arbeit 1972, s. 13).

Toplantıda, Köln İşçi Derneği’nin kendi bağımsız adaylarıyla seçime katılması yerine, Demokratlarla birlikte ortak bir seçim komitesi oluşturması ve bu komitenin “genel demokrasi ilkesini” temsil etmesi kararı alınır. Toplantıda ayrıca Köln İşçi Derneği’nin Demokratlarla daha yakın bir işbirliğine girmesi için, yapılması gereken uygulamalar kapsamında Schapper ve Röser’in de Demokratik Toplum Derneği’ne üye olması ve onların kitleye kapalı toplantılarına katılarak gelişmeleri Köln İşçi Derneği’ne bildirmesi kararlaştırılır (MEW 6, ss. 578-579).

Demokratların desteklenmesi kararına, Aralık 1848’de hapisten çıkan Anneke muhalefet eder. O, “sadece gevezelik yapan ve protesto eden soluk yüzlü burjuvaların değil”, İşçi Derneği’nin de kendi bağımsız adaylarla seçimlere katılmasını, buna karşın işçi adayların güçlü olmadığı yerlerde, demokrat adayların desteklenebileceğini savunur. İşçilerin güçlü oldukları yerde kendi adaylarıyla seçime katılma önerisiyle Anneke, Marx’ın her koşulda burjuva demokratları destek taktiğine ters düşmüş olur (Dowe 1971, s. 215).

Tam bu günlerde Schapper, Köln İşçi Derneği’nin başkanlığını Marx’tan devralır. Bu arada dernek yönetimi Marx/Engels’in çizgisine uyumlu hale gelmiştir; buna direnenlere karşı ise idari önlemler geliştirilir. 25 Ocak 1849’da yapılan bir komite toplantısında beş kişilik tüzük komisyonu oluşturulur. Dernek, amacını “üyelerini politik, sosyal ve bilimsel alanda kitap, gazete, bildiri ve bilimsel sunumlar aracılığıyla eğitmek” olarak tanımlar. Toplantıda Marx/Engels ayda iki kez dernekte ücretsiz olarak sosyal meseleler üzerine sunum yapmaya söz verirler (Stein 1921, ss. 89-92).

Gottschalk ise, 23 Aralıkta hapisten çıktıktan sonra kısa süreliğine Brüksel’e, oradan da Paris’e geçer[40]. Paris’te bulunduğu sırada hapisteki Blanqui’yi ziyaret eder ve Proudhon, Raspail, Herwegh gibi diğer sosyalistlerle tanışır. Gottschalk bu arada Köln’deki yoldaşlarıyla ilişkilerini de sürdürür ve kendisine politik olarak yakın duran gazeteden sorumlu Prinz aracılığıyla, Köln İşçi Derneği gazetesinin Özgürlük Kardeşlik Emek olan adını, Kardeşlik kelimesini atarak, Özgürlük Emek biçiminde değiştirir (Feiheit Arbeit 1972, s. 1). [41]

Gottschalk, aynı günlerde Köln İşçi Derneği yönetimini ve bu derneğin Şubat 1849 seçimleri için destek sunduğu Demokratik Toplum Derneği’ndeki liberal demokratları eleştiren makalelerini gazetede yayımlatır. Gottschalk’ın eleştirileri, Demokratik Toplum Derneği ile yakın ilişkiler geliştiren Köln İşçi Derneği yönetim kurulunda rahatsızlık yaratır (Dowe 1971, ss. 213-214).

Dernek yönetimi, Gottschalk’la birlikte hareket eden Prinz’i, dernek gazetesinin yazı kurulundan ayrılmaya zorlar. Fakat Prinz, bunu kabul etmediği gibi Marx’ın, dernek gazetesinde yayımlanan bütün yazıların önceden dernek yönetiminin denetiminden geçmesi talebini de, mümkün görmeyerek, geri çevirir. Bunun üzerine 29 Ocak 1849’da yapılan bir komite toplantısında, dernek yönetiminden Schapper, Röser ve Reiff, gazeteden sorumlu Prinz’i, burjuva demokratları Rewuax ve Schneider’i eleştiren yazıları gazetede yayımladığı için eleştirirler ve Özgürlük Emek gazetesinin artık Köln İşçi Derneği’nin resmi gazetesi olmadığını açıklarlar (BdK 1 1970, ss. 902-904).

Schapper, Özgürlük Emek gazetesini derneğin başından attıktan sonra, kendisi ayrı bir dernek gazetesi çıkarma kararı alır (MEW 6, s. 578). Şubat 1849’dan itibaren Köln’de birbirine karşı mücadele eden iki işçi gazetesi yayımlanmaya başlanır (Dowe 1971, s. 216).

Kısaca aktarılan dernek ve gazete üzerinde dönen tüm bu çatışmalarda esasen önemli olan, politik arka plandır. Marx, daha önce de belirtildiği gibi, Aralık 1848 ve Ocak 1849 başında, kaleme aldığı makalelerde, devrimin taleplerini işçi sınıfı mücadelesinin üstlenmesi gerektiğini yazdığı halde, iki üç hafta sonra kaleme aldığı başka bir makalede, Şubat 1849 seçimleri için, Mayıs 1848’de yaptığı gibi işçilere, ezilenlere yine burjuva demokratlarını seçmeleri çağrısında bulunur. Bu nedenle de Gottschalk’la ikinci kez, yine aynı meselede çatışır. 

Marx, 10 Aralık 1848’de kaleme aldığı Burjuvazi ve Karşıdevrim adlı makale dizisinde devrimin geriye çekildiğini, burjuvazinin kendi devrimini yapmaktan aciz olduğunu ve devrim yapma yeteneksizliğini ispatladığını tespit eder. Buna karşın kendi gazetelerinin ise, bastığı zeminin “hukuk” değil, tam tersine “devrim zemini” olduğunu hiçbir zaman gizlemediklerini övünerek belirten Marx, Almanya için bir devrim muhasebesi yapar:[42]

Prusya burjuvazisinin ve bütün Alman burjuvazisinin Mart-Aralık [1848] arasındaki tarihi göstermiştir ki, Almanya’da saf bir burjuva devrimi ve bunu takiben burjuva bir toplumun kuruluşu, kurumsal monarşi formu altında mümkün değildir; mümkün olan ya feodal mutlakıyetçi karşıdevrim ya da sosyal cumhuriyetçi devrimdir (MEW 6, s. 124).

Aralık ayında burjuvazinin devrimci bir rol oynayacağından umudunu kesen Marx, “sosyal-cumhuriyet” talebini dillendirir. Marx’a göre burjuvazi kendi devrimini yapmakta aciz olduğunu ispat ettiği için, diğer anti-feodal güç ve kesimler bunlarla ilişkilerini koparmalı ve “sosyal bir cumhuriyet” için savaşı başlatmalıdırlar. “Sosyal-cumhuriyet” için işçiler, köylüler ve küçük burjuvalar birlikte mücadele edeceklerdir; ama bu devrim proletaryayı özgürleştirecek olan sosyalist bir devrim değil; yalnızca bunun zeminini hazırlayan bir devrim olacaktır (a.g.e., ss. 102-124).

Aynı şekilde Marx, 1 Ocak 1849’da Yeni Ren Gazetesi’nde kaleme aldığı Devrimci Hareket adlı makalesinde de, burjuvazi ile proletarya arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı öne çıkarır; fakat Marx burada ilginç bir şekilde, ülkedeki değişimi sağlayacak esas güç olarak  Alman işçi ve ezilenlerini görmez; ona göre bu değişim ve dönüşüm ya Paris işçilerinin mücadelesi sonucu getireceği devrimle ya da ekonomik bunalımla yaşanacak bir dünya savaşı sonucunda, Çartistlerin İngiltere’de iktidara gelmesi dolayımıyla yaşanacaktır; Çartistlerin iktidara gelmesiyle sosyal devrim gerçekleşecektir (a.g.e., ss. 148-150).

Bu makalede Marx, Fransa’daki gelişmeler her ne kadar “yeni bir devrimci ayaklanma” için kalkış noktası olabilecekse de, bir proleter devrim, öncelikle bütün Avrupa’daki ve özellikle de İngiltere’deki uzun ve kapsayıcı “devrimci gelişmenin” sonuçlarına bağlıdır, tespitini yapar; bu anlamda İngiltere’nin rolü, “devrimin” temel meselesidir. Marx, makalesinde Fransa’daki her “sosyal devrimin zorunlu olarak İngiliz burjuvazisi ve İngiltere’nin dünya çapındaki endüstriyel ve ticari egemenliği karşısında boşa düşerek, başarısızlığa uğrayacağını söyler:

İngiltere, devrim dalgalarını kıran bir dalgakıran, bir kaya konumundadır; bu haliyle yeni doğacak toplumu, daha henüz ana karnındayken boğacak durumdadır; çünkü İngiltere dünya pazarına egemendir. Avrupa kıtasının her bir ülkesindeki ulusal/ ekonomik ilişkilerin değişimi, hatta bütün Avrupa kıtasındaki ilişkilerin değişimi bile, İngiltere’nin yokluğu koşullarında, bir bardak suda kopan fırtınadan başka bir şey değildir. [...] İngiltere’de bir şey olmadığı koşullarda, Fransa’da ve bütün Avrupa kıtasındaki her kısmi sosyal reformun, kesinleşmesi ve kalıcılaşması sadece dinsel, boş bir arzudur ve böyle kalacaktır (MEW 6, ss. 149-150).

Buna karşın bir dünya savaşı durumunda İngiltere’de durumun değişebileceğini belirten Marx, bu savaş koşullarında eğer Çartistler “İngiliz hükümetinin tepesine” gelirse, “işte ancak bu anda sosyal devrim, ütopi imparatorluğunun sınırlarından çıkarak, gerçek imparatorluğunun sınırlarına” girer, diye düşünür.

Aynı makalede Marx bunun dışında, ezilenlerin Haziran 1848 Paris devrimi yenilgisini ve burjuvazinin zaferini, Fransa’nın Rusya’yla girdiği yakın ilişkilerden ötürü, aynı zamanda “doğunun batı üzerindeki zaferi, uygarlığın barbarlık karşısındaki yenilgisi” olarak da değerlendirir; ona göre bu zaferle birlikte artık Rusya, Avrupa’nın her yerindedir.

Marx, Avrupa’da bir savaşın patlak vermesine, Fransa’da yürütülen devrimci mücadelelerin değil, bir Rus-Türk savaşının neden olacağını düşünür ilginç bir şekilde; ona göre İngiltere, Çarlık Rusya’sının bu saldırısına seyirci kalmayacak ve zorunlu olarak Rusya’ya karşı bir savaşa girecektir. Böylece İngiltere, objektif olarak “devrimci” bir rol üstlenecektir (a.g.e., s. 150).

Gottschalk, Marx’ın bu makalesini, Almanya’da bir devrimin patlak vermesini Fransa’daki gelişmelere, Fransa’dakini İngiltere’deki gelişmelere bağımlı kılan yaklaşımından dolayı eleştirir; ona göre, hiçbir kaygı ve kuşku duymadan proletarya “burada ve şimdi” harekete geçmeli ve kendini iktidara taşıyacak devrim için mücadele etmelidir. “Devrim, proletaryanın zaferine dek sürekli hale getirilmelidir”[43] (Gottschalk 1849; Freiheit Arbeit 1972, s. 51).

Marx, yaşanan onca olayda liberal burjuvazinin kendisini hayal kırıklığına uğratmasına ve bu nedenle Aralık 1848’de yazdığı Burjuvazi ve Karşıdevrim adlı makale dizisinde, işçilerin, emekçi sınıfların artık kendi güçlerine dayanması gerektiğini savunmasına rağmen, 21 Ocak 1849’da kaleme aldığı başka bir makalede, Şubat 1849 seçimleri için, Mayıs 1848 seçimlerinde savunduğu taktiği, yani seçimlere katılarak feodal mutlakiyetin temsilcilerine karşı burjuvazinin temsilcilerini parlamentoya gönderme taktiğini, savunmaya devam eder ve komünistlere, işçilere, ezilenlere, liberal burjuvazi ile ‘ittifak’ politikasının devam ettirilmesini önerir.

Sözü edilen makalede Marx, Almanya’da burjuvazinin “biricik sınıf çıkarının” ve “tarihin ona verdiği tek görevin”, feodal Prusya devletini bir “devrimle yıkıp harabeye çevirmek” olduğunu yazar; çünkü bu devrim “sadece onun devrimidir”. Yaşanan devrimin sadece burjuvaziye ait olduğunu düşünen Marx aynı makalede, “işçilere ve küçük burjuvalara” da, bir çağrıda bulunur (MEW 6, ss. 194-195):

Şu kesindir ki, burjuvazinin egemenliğini isteyecek olan en son biz oluruz; onlara karşı Almanya’da, alt sınıfların kavgacı kesimleri arasında kendini beğenerek dolaşan ‘eylem adamları’ değil, ilk olarak biz sesimizi yükselttik.

Fakat biz işçilere ve küçük burjuvalara şu çağrıyı yapıyoruz: Sizi temsil ettiği bahanesiyle bütün bir ulusu ortaçağ barbarlığına geri sürükleyerek göçüp giden bir toplum biçiminde acı çekeceğinize, sahip olduğu sanayisiyle hepinizi kurtaracak bir toplumu yaratacak maddi araçları sağlayan modern burjuva toplumunda acı çekmeyi tercih edin” (a.g.e., s. 195).

Marx, burada ezilenlere ve işçilere, “tarihsel olarak göçüp gitmeye mahkum” feodalizmin içinde acı çekmeyi değil, yükselen kapitalizmin egemenleri olan “burjuvazinin tarihsel yürüyüşünün kırıntılarından nemalanmayı” tercih etmelerini önerir.[44]  Marx’a göre, feodal Prusya rejimine karşı gelişecek bir “burjuva devrimi”, liberal demokratik bir kapitalist düzeni beraberinde getirecektir; işte işçiler, bu rejimde artık kozlarını burjuvalarla paylaşabilirler!

Gottschalk, 25 Şubat 1849’da Özgürlük Emek gazetesinde imzasız olarak yayımladığı “Bay Karl Marx’a” adlı makalesinde, Marx’ın burjuvaziye karşı “ılımlı tutumunu” (McLellan 1973, s. 229) sert bir şekilde eleştirerek, onu “işçi düşmanlığı”, “lafta radikallik” ve “seçimlerde burjuvaziye yardım etmekle” suçlar. Gottschalk makalesinde, Marx’ın Yeni Ren Gazetesi’nde “burjuva Raveaux ve Schneider’in vaftiz babalığına” soyunduğunu yazarak, onun “soğukkanlı evrimciliğine” saldırır (Stein 1921, s. 96).

Biz proleterler, Size göre niçin devrim yapmalı, kanımızı ne uğruna akıtmalıyız bay Söylevci; siz bizden, ortaçağ cehenneminden kaçıp kurtularak, Komünist İnanç Deklarasyonunuzdaki sislerle kaplı cennetinize ulaşmak için, bir ara aşama olarak gösterdiğiniz, bir ayağı çukurda olan kapitalist egemenliğin Araf’ına, gönüllü olarak akın etmemizi istiyorsunuz (Gottschalk 1849; Freiheit Arbeit 1972, s. 51).

Gottschalk devamla, Marx’ın Komünist Manifesto’da savunduğu tarihsel aşamacı devrim anlayışını, yani işçilerin, ezilenlerin devrimini ekonomik gelişmişlik koşuluna bağlı kılmasını eleştirir:

Ezilenlerin kurtuluşunu ciddiye almıyorsunuz. İşçilerin sefaletine, yoksulların açlığına karşı sizin sadece bilimsel ve doktriner bir ilginiz var. [...] Siz, bu türden sefalet ve perişanlıklardan muafsınız; bunların üzerinde yer alıyorsunuz. İnsanların yüreğini dağlayan meseleler sizi etkilemiyor. Aydınlanmış bir güneş tanrısı olarak, bütün kesimleri ışıtıyorsunuz. [...] Temsil ettiğinizi iddia ettiğiniz davaya inanmıyorsunuz. Evet, buna rağmen her gün tamamlanmış, olup bitmiş gerçeklerin şablonlarına uygun devrim biçiyorsunuz. Kaleme aldığınız Komünist İnanç Deklarasyonu’na rağmen, emekçi sınıfların kabaran öfkesinin sermayeye ilk yenilgilerini tattırmaya başlayan ayaklanmasına, inanmıyorsunuz; Siz, sürekli devrime inanmıyorsunuz; gerçekte Siz, kendi devrimci yeteneğinize de inanmıyorsunuz.

Ve şimdi, tüm yaşananlardan sonra yanıldığımızı, kendi halkımızdan başka hiç kimseden, devrimci devrim partisi olarak kendi sınıfımız dışındaki hiç bir sınıftan bir beklentimiz olmaması gerektiğini, devrimi sürekli hale getirmenin dışında hiç bir işimiz olmaması gerektiğini idrak ettikten sonra bile, tutmuş bize emekçi halkın hiç bir şekilde güvenmemesi gereken ve güvenmek de istemediği, [...] çok yakından tanıdığımız insan müsveddesi korkak burjuvaları, seçmemizi öneriyorsunuz [...] Sizin ‘ortaçağ barbarlığına’ geri dönme karşısında duyduğunuz korkunun, bizlerin değil, burjuvaların var olma korkusu olduğunu biliyoruz  [...] Emekçi halk, Sizin, ne kendisinin ne de devrimin dostu olamayacağınızı bilmelidir (a.g.e.).

Özgürlük Emek Gazetesi redaksiyonu adına imzasız olarak yayımlanan bu makalede Gottschalk, Marx’ın Yeni Ren Gazetesi’nde burjuva demokrat Schneider ve Raveaux için, işçi ve ezilenlerden oy talep etmesini, ezilenlerin kendilerini “bu dünyanın efendilerine bağlamalarını” istemesini, eleştirir.

Gottschalk, Marx’ı eleştirmeye devam ederek, onun makalesinde yer alan burjuvazinin egemenliğini” istemediklerine ilişkin ifadelerini, ciddiye almadıklarını ve gazetenin “burjuvaziye karşı ilk ses çıkaranlar” oldukları iddiasının da, kendilerini ilgilendirmediğini yazar.

Gottschalk Marx’ın “işçilere ve küçük burjuvalara” yaptığı “bütün bir ulusu ortaçağ barbarlığına geri sürükleyerek göçüp giden bir toplum biçiminde acı çekeceğinize, sahip olduğu sanayisiyle hepinizi kurtaracak bir toplumu yaratacak maddi araçları sağlayan modern burjuva toplumunda acı çekmeyi tercih edin” çağrısını, kendi makalesinde özel olarak alıntılayarak, Marx’ın bu isteği ile teolojik uyarıları arasındaki çelişkileri de, aynı şekilde ciddiye almadıklarını yazar.

Gottschalk devamla, “günümüzde aristokrasinin ve feodallerin kilisesini eleştirmek gibi, artık çok kolay hale gelen, feodallerin eleştirilmesiyle dolu Yeni Ren Gazetesi sayfalarını” ciddiye almadıklarını, ama bu gazetenin “bütün varlığıyla, yalnızca yeteneksizliği himaye etmesini, bunu devrimci partiye bulaştırmasını ve bunun gevezeliğini yapmasını” ciddiye aldıklarını yazar. Marx’ı doktriner olmakla eleştiren Gottschalk, sadece burjuva entelektüellerinin Marx’ın savunduğu türden fikirler savunduklarını belirtir:

Kavgacı alt-sınıfların insanları’ olan bizler, peygamber değiliz. Biz, devrimimizin nasıl bir görünüme sahip olacağını da, bu yüzden şimdiden bilemeyiz. Ama bizler, sizin zorunlu olduğunu iddia ederek, bizim önümüze koyduğunuz burjuva egemenliği imkanından daha başka olanaklarımız olduğunu da, biliyoruz. Örneğin, yeni bir devrim, devrimin sürekliliği veya eğer siz de istiyorsanız, milletlerin ortadan kaldırılması, şimdiki halkın barbarlığa batması ve bunların Fransız Cumhuriyetine doğması [...] Kendi misyonunu bilen devrimci bir parti olarak bizim, ortaçağ barbarlığına düşmekten en küçük bir korkumuz yok. Sizin için ise, böyle bir korku var (a.g.e., s. 52).

Marx’a göre fazla “sol” duran Gottschalk, “devrimci devrim partisi olarak kendimizden başka, ezilenler sınıfından başka hiç bir sınıftan bir beklentimiz olamayacağını bildiğimiz için, devrimi süreklileştirmenin dışında yapabileceğimiz başka hiç bir şey yoktur” der. Gottschalk Marx’ı, hal böyleyken, yalnızca “herkes tarafından korkaklıkları ve işe yaramazlıkları bilinen” burjuva liberallerle birlikte hareket etmeyi ve onları seçimle parlamentoya taşımayı tavsiye ettiği için eleştirir.

Gottschalk, proletaryanın kurtuluşunun yalnızca kendi eseri olacağını kabul eder; fakat ona göre “öncüsü” de proletaryaya, kendisini kurtuluşa götürecek saldırıyı ne zaman yapması gerektiğini söylemelidir; oysa ki içinde bulunulan koşullarda öncü, “diğer büyük düşman olan burjuvazinin, mutlakıyeti ortadan kaldırıp kapitalizmi geliştirinceye kadar beklenilmesi gerektiğine” karar verdi. Bu kararı Gottschalk, Weitling gibi devrimci bulmadığından, eleştirir (Gottschalk 1849; akt. Schmidt 2002, s. 122).

Weitling’in ve Willich’in görüşleriyle paralel görüşler savunan Gottschalk’ın “proleterler niçin devrim yapmalı, kanlarını ne uğruna akıtmalı” sorusuna, yanıt vermez Marx; zaten O, Weitling’le de kitleye açık olarak tartışmaktan kaçınmış, bu yıllarda kendisine soldan yöneltilen eleştirilere yanıt vermekte zorlanmıştır.[45]

Ezilenlerin kurtuluşunun, onların kendi verecekleri mücadeleyle gerçekleşeceğini bilen komünist devrimcilerin sordukları “proleterler niçin devrim yapmalı, kanlarını ne uğruna akıtmalı” sorusu, Aydınlanmacı Marksistlere göre, “tarihin burjuva devrimini gündemine aldığı her yerde” Marx’a ve “bilimsel sosyalizme” hep sorulmuştur. Onlara göre, bu sorunun içerdiği “sabırsızlık”, daha sonra Eylül 1850’deki teşkilatın bölünmesinde de Schapper tarafından, “Ya iktidar için mücadele edeceğiz ya da gidip uyuyacağız” biçiminde formüle edilmiştir (Nicolaewsky/Mönchen-Helfen 1963, s. 191). Bu arada başka bir Aydınlanmacı Marksist olan Becker de, Gotschalk’ın “kendi halkımızdan başka hiç kimseden beklentimiz olmaması gerekir” ifadesini, “devrimin evrensel ve Avrupai karakterinin reddedilmesi” olarak yorumlayarak, onu “milliyetçilikle” suçlar (Becker 1963, s. 200).

Sonuçta, Yeni Ren Gazetesi’nin ve Köln İşçi Derneği’nin seçimlerde burjuvaziyi destekleme politikası başarılı olur. Mayıs 1848 seçimlerinden farklı olarak Şubat 1849 seçimlerinde, özellikle Ren bölgesinde burjuva adaylar, her yerde seçimleri kazanırlar. Burjuvaların bu başarısında, Yeni Ren Gazetesi’nin onlara verdiği desteğin payı özellikle belirtilmelidir. Bu “sonuçların güvence altına alınmasından sonra” Marx, dernek başkanlığını Kasım 1848’de serbest bırakılan Schapper’e, kendisinin o kadar işi gücü olmasına rağmen, ancak Ocak 1849’da devreder (Czobel 1928, s. 436).

Obermann’a göre Marx, Ekim 1848’de Köln İşçi Derneği Başkanı olması sıfatıyla, Şubat 1849’a gelindiğinde nihayet bu derneğin üyelerini, “Gottschalk’ın tehlikeli sol sapmalarından” kurtararak, Demokratik Toplum Derneği’yle birlikte çalışmaya ikna etmiştir (Obermann 1953, s. 274). Bu “ikna” çalışması, Marx’ın iki derneğin de başkanlığını yürüttüğü günlerde gerçekleşir. Marx, İşçi Derneği üyelerini Kasım ve Aralık aylarında Demokratik Toplum Derneği’nin etkisi altına sokarak, işçilerin dolaylı seçimlere katılarak burjuvaları desteklemesini sağlar. Marx, aktif olarak katıldığı toplantılarda yaptığı uzun tartışmalarda işçileri, burjuva demokratlarıyla birlikte ortak hareket etmenin, halkın hak ve özgürlüklerini savunma açısından zorunlu olduğuna ikna etmeye çalışır ve sonuçta Şubat 1849’da burjuvalar, Ren bölgesinde seçimleri kazanırlar. 

Marx, Şubat 1849’da Gottschalk’la seçimler üzerine yaptığı tartışmada savunduğu, liberal demokratlarla ittifak politikasını, bunlar vekillerini parlamentoya gönderdikten sonra, bahar aylarında, değiştirir.

Bu değişimde Moll’un 10 Ekim 1848’de Köln İşçi Derneği gazetesine gönderdiği yazısında söz verdiği gibi, örgütün 6 ay içinde, yani Nisan/Mayıs 1849’a gelindiğinde yeniden ayağa kalkmasının payı olduğu belirtilir. Güçlenen örgütün etkisiyle Marx, Schapper ve Wolff, 14 Nisan 1849’da Demokratik Toplum Derneği’nin yerel örgütlülüğünden, bu örgütün giderek çok fazla “heterojen unsuru kendi bünyesine almasıyla, davaya hizmet edecek eylemliliğe engel olduğu” gerekçesiyle istifa ederler (MEW 6, s. 426). 

McLellan’a göre, neredeyse bir sene önce Marx tarafından feshedilen Komünistler Birliği, Marx’ın yokluğunda güçlenmiş ve devrimci saflarda kendisinin “oportünist politikasına” yöneltilen eleştiri artınca, bu durum onu, sol liberal Demokratik Toplum Derneği’ni terk etmeye zorlamıştır (McLellan 1973, s. 232). İstifaları takiben Köln İşçi Derneği, sadece Demokratik Toplum Derneği’nden değil, bu derneğin Ren Bölgesi üst örgütlenmesinden de ayrılarak, ülkenin diğer şehirlerinde kurulan İşçi Dernekleriyle ulusal çapta merkezi bir oluşumuna gitme kararı alır.

Bu istifalarda ayrıca, Gottschalk taraftarlarının Marx’ın burjuva demokratlarla birlikte çalışmasına karşı Köln’de yürüttükleri ısrarlı muhalefetin payı da vardır. Anneke’nin arkadaşı Beust’un çıkardığı Yeni Köln Gazetesi, aynı tarihlerde Marx’ın merkez organında yer aldığı Demokratik Toplum Derneği’nin “günümüzde, eski ‘liberalizmin’ yerini alan demokrasinin genel sularında yüzdüğünü” yazar (Schreapler 1972, s. 339). O zamana değin “burjuva demokrasisiyle yürütülen yakın ilişki, artık mümkün değildir, ayrılık zorunlu hale gelir” (Nicolaewsky/Mönchen-Helfen 1963, s. 198).

Aynı tarihlerde Köln’de çıkan Wächter am Rhein gazetesi de bu meseleyle ilgili yaptığı haberde, Demokratik Toplum Derneği’nden istifaların, Köln İşçi Derneği’nin isteği doğrultusunda, diğer işçi dernekleriyle birlikte hareket etme planı çerçevesinde gerçekleştiğini yazar (Kuhnigk 1980, s. 173).

Gerçekten de, Mayıs 1849’a gelindiğinde Almanya’nın hemen her bölgesinde ayaklanmaların geliştiği, işçi hareketliliğinin ve buna bağlı olarak bağımsız işçi derneklerinin sayısının genel olarak yükselişe geçtiği görülür (Dowe 1971, s. 224). Doğu, Orta ve Güney Almanya’da gerçekleşen mücadeleler, Dresden’de bir hafta süren sokak savaşı, Ren bölgesindeki başkaldırılar ve Güney Almanya’da Baden’de yaygın ayaklanmalar, Mayıs 1849’da ülkede genel bir devrimci dalga yaratır. Bu genel devrimci dalga, ezilenleri radikalleştirir (McLellan 1973, s. 233).

Ülkenin politik atmosferindeki bu gelişmelere rağmen Yeni Ren Gazetesi 4 Mayıs 1849’da, hükümetin Köln halkını provoke ederek, Berlin’dekileri susturduğu gibi, onu da tamamen susturmak için bahane aradığını yazar ve her zamanki gibi Köln işçilerini sakinliğe davet eder. Gazete halktan, hükümetin ve ordunun provokasyonlarına karşı kayıtsız kalarak, onların şiddete başvurma bahanelerini ellerinden almalarını, planlarını boşa çıkarmalarını ister. Gazete ayrıca, devrim hakkında daha önceki yaklaşımı tekrar ederek, devrimin yalnızca çok büyük olaylar neticesi olabileceğini, hükümetin meydan okumasına cevap verildiğindeyse devrim değil, en fazlasından sadece isyan edileceğini, isyan sonrası ise 25 Eylül 1848’deki gibi ordunun sıkıyönetim ilan edeceğini hatırlatır ve işçileri “Köln işçileri! 25 Eylülü düşün” diyerek uyarır (MEW 6, s. 468).

Marx’ın bu “yatıştırıcı” politikasına rağmen, 11 Mayıs’a gelindiğinde devlet yetkilileri, onun önemli rol oynayacağı bir ayaklanma planı ihbarı aldıklarını iddia ederler; onlara göre, Marx’ın başında olduğu gazete son sayılarında hükümeti aşağılamakta ve devletin şiddete dayanan yolla alaşağı edilip bunun yerine sosyal bir cumhuriyetin kurulmasını propaganda ederek kışkırtıcılık yapmaktadır. Prusya devleti Marx’a, şehri terk etmesi için bir hafta süre verir (MEW 6, ss. 503-506).[46]

19 Mayıs 1849’da Marx, Köln işçilerine hitaben yazdığı, gazetenin 1848-1849 dönemi boyunca devrimci bir tutum sergilediğini ifade eden bir başyazıyla, gazetenin yayımına son verir. Gazetenin bu son sayısı kızıl renkli olarak çıkar; bir çok kere yeniden baskısı yapılan bu son sayı, toplamda 22.000 adet basılır (BdK 1 1970, ss. 947-948).

Gazete kapandıktan sonra Engels, Baden eyaletinde Willich komutasında savaşan gönüllüler birliğine katılmak için Güney Almanya’ya geçer.

Marx, ailesi ve yakın arkadaşlarıyla birlikte Köln’den ayrıldıktan sonra bir süreliğine Almanya’nın Prusyalıların egemenliği dışında kalan bölgelerinde dolaşır. Ardından, henüz bir kaç ay önce, 14 Nisan 1849’da, yönetiminden ayrıldığı Demokratik Toplum Derneği’nin Almanya çapındaki örgütlülüğü olan Alman Demokratik Toplum Dernekleri Birliği merkez konseyinin temsilcisi olarak, Haziran 1849’da Paris’e geçer (Sperber 2013, s. 248).

Schapper ise, Yeni Ren Gazetesi’nin kapatılmasından sonra tanıdığı ve bildiği topraklar olan, doğduğu Güney Almanya’daki Wiebaden ve Nassau bölgesine geçer; buralarda bir yandan yeni işçi dernekleri kurarken, bir yandan da katıldığı halk toplantılarında, düşmana karşı illegal örgütlenme çağrısı yapar. Schapper, “Ben, bir çok devrime katılmış tecrübeli bir devrimci olarak biliyorum ki, eğer biz planlarımızı ortalık yerde sayıp dökersek, istediğimiz hiç bir şey gerçekleşmez” der ve toplantılarda daha dar komitelerin seçilmesini, bu seçilen komitelerin, alınan kararları yerine getirmediği koşullarda ise yargılanmasını ister. Schapper, politik faaliyetiyle devletin kolluk güçlerinin gözüne battığından 13 Haziran 1849’da, 8 ay geçireceği zindana atılır (Kuhnigk 1980, ss. 190-198).

Kaynakça

Akopjan, N. Ter (1965): Ernst Dronke. Marx und Engels und die ersten proletarischen Revolutionäre. Dietz, Berlin, ss. 367-391

Bagaturija, Georgi (1965): Roland Daniels. Marx und Engels und die ersten proletarischen Revolutionäre. Dietz, Berlin, ss. 209-260

Becker, Gerhard (1963): Karl Marx und Friedrich Engels in Köln 1848/1849. Zur Geschichte des Kölner Arbeitervereins. Rütten& Loening, Berlin

Becker, Gerhard (1964): Die propagandistische Tätigkeit der Kommünisten im Kölner Arbeiterberein 1848/1849; Aus der Frühgeschichte der deutschen Arbeiterbewegung, Akademie Verlag, Berlin, ss. 201-233

BdK 1 (1970): Der Bund der Kommunisten. Dokumente und Materialien Bd. 1. (1836-1849). Hg. von Institut für Marxismus Leninismus beim ZK der SED und Institut für Marxismus Leninismus beim ZK der KPdSU. Dietz, Berlin

BdK 2 (1982): Der Bund der Kommunisten. Dokumente und Materialien Bd. 3. (1849-1851). Hg. von Institut für Marxismus Leninismus beim ZK der SED und Institut für Marxismus Leninismus beim ZK der KPdSU. Dietz, Berlin

Beloussowa, N. (1965): Joseph Moll. Marx und Engels und die ersten proletarischen Revolutionäre. Dietz, Berlin, ss. 42-75

Blumenwerk, Werner (1964): Zur Geschichte des Bundes der Kommunisten die Aussagen des Peter Gerhardt Röser; International Review of Social History, Vol.9 (1), Royal VanGorcum Ltd., Amsterdam, ss. 81-122

Conze, Werner / Groh, Dieter (1966): Die Arbeiterbewegung in der nationalen Bewegung. Ernst Klett Verlag, Stuttgart

Czobel, Ernst (1925): Zur Geschichte des Kommunistenbundes. Die Kölner Bundesgemeinde vor der Revolution. Archiv für die Geschichte des Sozialismus und der Arbeiterbewegung, Elfter Jahrgang, Leipzig, ss. 299-335

Czobel, Ernst (1928): Der Kölner Arbeiterverin (1848/49). Marx-Engels Archive. Erster Band, Frankfurt, ss. 429-437

Dowe, Dieter (1971): Aktion und Organisation. Arbeiterbewegung, sozialistische und kommunistische Bewegung in der preußischen Rheinprowinz 1820-1852. Verlag für Literatur und Zeitgeschehen, Hannover

Friedenthal, Richard (1990): Karl Marx. Sein Leben und seine Zeit. Piper Verlag, München

Gemkow, Heinrich (1967): Karl Marx. Eine Biographie. Dietz, Berlin

Gottschalk Andreas (1849): An Herrn Karl Marx, Freiheit, Arbeit, Wochenblatt, Organ des Arbeitervereins No: 1-33, ss. 51-53, (No: 13) Köln 

Herres, Jürgen (2003): Der Kölner Kommunisten Prozess von 1852. Geschichte in Köln  (2003), Greven Verlag, Köln, ss. 133-155

Hundt, Martin (1993): Geschichte des Bundes der Kommunisten 1836-1852, Peterlang, Frankfurt, Berlin, Bern, New York, Paris, Wien

Kotschetkowa, M. (1965): Georg Weerth. Marx und Engels und die ersten proletarischen Revolutionäre. Dietz, Berlin, ss. 298-338

Krylow, B. (1965): Ferdinand Freiligrath. Marx und Engels und die ersten proletarischen Revolutionäre. Dietz, Berlin, ss. 339-366

Kuhnigk, Armin M. (1980): Karl Schapper. Ein Vater europäischer Arbeiterbewegung. Camberger Verlag, Limburg

Lewiowa, Sofia (1965): Karl Schapper. Marx und Engels und die ersten proletarischen Revolutionäre. Dietz, Berlin, ss. 76-119

Marx, Karl (1977): Die Geschichte der Geheimdiplomatie des 18. Jahrhunderts. Über den asiatischen Ursprung der russischen Despotie. Mit Bernd Rabehl und D.B. Rjasanov, Olle&Wolter, Berlin

Marx, Karl / Engels, Friedrich (1992): Köln’de Komünistlerin Yargılanması Hakkında İfşaat. Evrensel, İstanbul

Mayer, Gustaw (1920): Friedrich Engels. Eine Biographie. Springer, Berlin

McLellan, David (1973): Karl Marx. Leben und Werk. Edition Praeger GmbH, München

Mehring, Franz (1979): Karl Marx. Geschichte seines Lebens. Dietz, Berlin

MEW (Marx/Engels Eserleri-1958 ve devamındaki yıllar): Karl Marx/Friedrich Engels Werke. Hg. von Institut für Marxismus Leninismus beim ZK der SED. Die Bände 1-43. Dietz, Berlin (Marx/Engels’in eserlerinin 43 cildinin tamamına bu linkten ulaşılabilir: http://www.dearchiv.de/php/mewinh.php)

Na’aman, Shlomo (1965): Zur Geschichte des Bundes der Kommunisten in Deutschland in der zweiten Phase seines Bestehens. Archiv für Sozialgeschichte Bd. 5, ss. 5-82

Nicolaewsky, Boris / Mönchen-Helfen, Otto (1963): Karl Marx. Eine Biographie. Dietz Verlag, Hannover

Obermann, Karl (1953): Die Deutschen Arbeiter in der Revolution von 1848, Dietz, Berlin

Organ des Kölner Arbeitervereins (1972): Freiheit, Arbeit. No 1-33 Köln, 14. Januar -24. Juni 1849, Bläschke&Ducke GmbH, Darmstadt

Raddatz, Fritz (1975): Karl Marx. Eine politische Biographie. Hoffman und Campe, Hamburg

Rjazanov, David (1973): Marx und Engels nicht nur für Anfänger. Rotbuch, Berlin

Rjazanov, Dawid (1977): Karl Marx über den Ursprung der Vorherrschaft Russlands in Europa Kritische Untersuchengen. Die Geschichte der Geheimdiplomatie des 18. Jahrhunderts. Über den asiatischen Ursprung der russischen Despotie. Mit Bernd Rabehl und D.B. Rjasanov, Olle&Wolter, Berlin, ss. 179-242

Rühle, Otto (1928): Karl Marx. Leben und Werk. Avalun Verlag, Dresden

Schmidt, Klaus (2002): Andreas Gottschalk. Armenarzt und Pionier der Arbeiterbewegung. Jude und Protestant, Greven Verlag, Köln

Schraepler, Ernst (1972): Handwerkerbünde und Arbeitervereine 1830-1853. Die politische Tätigkeit deutscher Sozialisten von Wilhelm Weitling bis Karl Marx. Walter de Gruyter, New York, Berlin

Sperber, Jonathan (2013): Karl Marx. Sein Leben und sein Jahrhundert. Verlag C.H. Beck, München

Stein, Hans (1921): Der Kölner Arbeiterverein (1848-1849). Ein Beitrag zur Geschichte des rheinischen Sozialismus, Gilsbach&Co., Köln

Stommel, Karl (1949): Sozialistisch-kommunistische Bewegungen im Rheinland vor der Revolution 1848/1849. Diss, Bonn

Weitling, Wilhelm (1955): Garantien der Harmonie und Freiheit. Mit einer Einleitung von Bernhard Kaufhold. Akademie Verlag, Berlin

Wermuth, Ludwig/Stieber, Wilhelm (1853): Die Kommunisten-Verschwörungen des neunzehnten Jahrhunderts, Berlin

Wernicke, Kurt (1988): August Hätzel reorganisiert den Bund der Kommunisten in Berlin. Bund der Kommunisten 1836-1852. Akademie Verlag, Berlin, ss. 248-251

http://www.rheinischegeschichte.lvr.de/persoenlichkeiten/D/Seiten/Carld%27Ester.px (Erişim Tarihi: 27.01. 2015).

http://www.juergen-herres.de/jh-marx/sozialismus_1848.html (Erişim Tarihi: 21.04.2015).

http://www.yeniyol.org/farkli-bir-yoldan-yeni-bir-baslangica-dogru-mikro-sektin-alternatifi/(Erişim Tarihi: 27.11.2014).

http://www.teorivepolitika.net/index.php/component/k2/item/529-laiklik-moda-gunlerinde (Erişim Tarihi: 19.02.2015).

https://twitter.com/teorivepolitika/status/538329468646199296 (Erişim tarihi: 12.12.2014).

 

 



[1] 1848 Şubat sonunda annesi Marx’a, “kesinlikle politikayla ilgisi olmayan nedenlerle” mirasından 6.000 Frank ödeme yapar. Bu yüksek meblağ, Belçika polisini kuşkuya düşürür. Brüksel’deki polis ajanları, Marx’ın bu parayı hükümeti devirme girişimi için gerekli olabilecek silahların temin edilmesi nedeniyle talep ettiğine inanırlar (Sperber 2013, s. 223).

[2] Brüksel polisi el koyduğu dokümanları Prusya devlet yetkilileriyle paylaşır. Prusya devleti ise bu belgeleri daha sonra, Ekim 1852’de (4 Ekim-12 Kasım 1852) açılan ve yaklaşık 40 gün süren Köln Komünistler Birliği davasında Marx’a karşı kullanacaktır.

[3] Herwegh’in 900 kişiden oluşan silahlı gönüllü kıtası içinde çok sayıda Polonyalı, az sayıda İtalyan birkaç Rus bir Amerikalı ve bir de Türk vardır. Gönüllü kıtalar 27 Nisan 1848’de sınırı geçerken Prusya ordusu tarafından tuzağa düşürülürler; baskında 10 kişi ölür, yarısı esir alınır, geri kalanı Fransa’ya geri döner. Gönüllü kıtaların liderlerinden şair Herwegh ise İsviçre’ye kaçar (Hundt 1993, s. 435).

[4] Willich, ordu içinde komünistlerle ilişki kuran teğmen konumundaki devrimci subaylardandır. Weitling ve Gottschalk’ın politik görüşlerine yakın olan Willich, devrimci faaliyetlerinden ötürü ordudan atılır. Kasım 1847’de ordudan atıldıktan sonra Köln’e gelen Willich’in şerefine yoldaşları Anneke ve Gottschalk, ezici çoğunlukla zanaatkâr işçilerin katıldığı “komünist kutlama yemeği” düzenlerler (Dowe 1971, s. 126). Ordudan atıldıktan sonra Köln’de bir yandan marangozluk zanaatını öğrenen Willich, diğer yandan da Anneke ile birlikte ordu içindeki ilişkilerini kullanarak askerler arasında komünist propaganda çalışması yapar (Nicolaewsky/Mönchen-Helfen 1963, s. 159). 3 Mart 1848’de Gottschalk ve Anneke ile birlikte örgütlediği eylem sonrası tutuklanan Willich, serbest bırakıldıktan sonra Köln’de kalmayarak Baden ayaklanmasını örgütlemek için Güney Almanya’ya geçer (Schraepler 1972, s. 208). 1849’da Güney Almanya’daki Baden ayaklanmasına, başında olduğu gönüllüler kıtasıyla birlikte katılır. 1849’da Engels, “Willich askeri olarak yetenekli tek subaydı, bu nedenle onunla birlikte gittim ve onun emir subayı oldum” diye yazar. Engels, Willich’in “savaş içinde soğukkanlı akıllı, becerikli ve durumu kısa sürede kavrayarak müdahale etmede usta” olduğunu, fakat savaş dışında sıkıcı bir ideologdan başka bir şey olmadığını yazar (MEW 27, ss. 501-502). Devrim sonrası köprülerin altından çok suların geçtiği ve yolların ayrıldığı 30 Ağustos 1852’de Marx, Engels’e gönderdiği bir mektupta Wiilich’in “tam anlamıyla bir serseri” olduğunu yazar (MEW 28, s. 121). 1850’de Londra’da Komünistler Birliği’nin bölünmesinden sonra Amerika’ya geçen Willich, burada askeri yeteneklerini kullanarak generallik rütbesini alır. Kuzey Amerika iç savaşındaki askeri başarıları sonrası Marx’ın Willich hakkındaki fikirleri değişir. 1875 yılında Marx artık Willich’in bir “hayalperestten daha fazla bir şey” olduğuna karar verir.

[5] 1815’te Köln’de doğan Gottschalk, Marx’ın da o yıllarda hukuk okuduğu Bonn’da esas olarak tıp, bunun yanında da eski diller, felsefe ve edebiyat okur; doktorası “beyin üzerindeki kan basıncı” adını taşır. Eğitimini tamamladıktan sonra Köln’de doktor ve cerrah olarak muayenehanesini açan Gottschalk, şehrin proleter ve yoksul semtlerinde ücretsiz olarak çalışarak ezilenleri örgütler. Köln işçileri, Gottschalk’ı tartışmasız olarak kendi liderleri kabul ederler (Nicolaewsky/Mönchen-Helfen 1963, s. 158). Gottschalk 1843’te, redaktörlüğünü Hess’ten sonra Marx’ın üstlendiği Ren Gazetesi’nde, protokol tutma işinde de çalışır. Hess, Marx ve Engels’i komünist fikirlerle tanıştırdığı gibi, Gottschalk’ı da tanıştırır. Köln Komünistler Birliği üyesi olan Gottschalk’ın “mücadeleci bir mizaca ve göz kamaştıran bir hitabet yeteneğine” sahip olduğu söylenir (Sperber 2013, s. 227). Gottschalk, 1847 yılında Marx’ın ekonomi-politik üzerine bir dergi çıkarma planına maddi kaynak bulma noktasında da çaba gösterir (Dowe,1971, s. 128). Köln’de kolera salgınında yoksulları tedavi ederken kendisi de bu hastalığa yakalan Gottschalk, Eylül 1849’da hayatını kaybeder. Cenazesinde, ileride Marx’ın yakın arkadaşlarından olacak Lessner konuşur: “Halkın bu büyük dostunun ölümü, Köln proletaryası için ağır bir kayıptır; halk bu acıyı paylaştığı içindir ki, onun cenaze alayı görkemli bir gösteriye dönüşmüştür” (Lessner 1849; akt. Schraepler 1972, s. 275).

[6] Mart 1848 sonuna gelindiğinde Berlin’de başlamadan biten devrimin durumu üzerine bir arkadaşına yazdığı mektupta Anneke “Berlin ne yazık ki aklını yitirmişe benziyor, belki de hiç bir zaman aklı olmadı. Eğer durum değişmezse, (...) buradan örgütleyeceğimiz gönüllü kıtalarla Berlin’e doğru yürüyüşe geçiyoruz, diye yazar (BdK 1 1970, s. 744). Fakat Anneke Temmuz 1848 başında Gottschalk’la birlikte yeniden tutuklanır ve ancak 1848 sonunda serbest bırakılır. Devrimin yenilgisinden sonra Willich’le birlikte Amerika’ya giden Anneke, buradaki iç savaşa katılır ve albaylık rütbesi alır.

[7] Engels’in konuştuğu kişi, Köln’den teşkilat üyesi Peter Nothjung’tur (Becker 1963, s. 16).

[8] Engels’in mektubunda “eski arkadaşlar” diye söz ettikleri, Marx’ın 1843 yılında Ren Gazetesi’nde yazarlık yaptığı dönem sonrası tanıdığı ve irtibatını sürdürdüğü, 1850 Komünistler Birliği bölünmesinde de Marx/Engels’le birlikte hareket edecek ve bölünen örgütün Almanya’daki Köln grubu içinde yer alacak olan Karl D’Ester, Roland Daniels ve Heinrich Bürgers’dir.

[9] Babası deri fabrikatörü olan D’Ester 1813 yılında Koblenz’de doğar. Bonn’daki tıp eğitiminden sonra Köln’de doktor olarak çalışır. 1839 yılında D’Ester aristokrat aileden gelen Maximiliane Koch’la evlenir. 1840 yılında sosyalist fikirlere ilgi duymaya başlayan D’Ester Marx, Engels ve Hess’le tanışır. 1843’te yayımlanmaya başlayan, redaktörlüğünü Marx’ın yaptığı Ren Gazetesi’ni finanse edenler arasında yer alır. 1847 yılı sonunda Marx tarafından Komünistler Birliği’ne alınır. 18 Mayıs 1848’de Berlin’deki Prusya Ulusal Meclisi’ne vekil seçilen D’Ester, meclis açılışının 27.11.1848’de ertelenmesi üzerine yayıncılığa geri döner. 1849’da Güney Almanya’da “devrim hükümeti” üyeliği yapan D’Ester, yenilgi sonrası İsviçre’ye kaçar; 1857 yılında ölür http://www.rheinischegeschichte.lvr.de/persoenlichkeiten/D/Seiten/Carld%27Ester.aspx (Erişim Tarihi: 28.12.2014).

[10] Şarap fabrikası sahibi zengin bir aileye mensup olan Daniels ise 1819’da Köln’de doğar. Bonn üniversitesinde önce felsefe, daha sonra tıp eğitimi alır. 1844’te Paris’te Marx’la tanışan Daniels, 1845’te Köln’e döner ve doktor olarak çalışmaya başlar. Daniels’i esas olarak ilgilendiren Marx’ın “ekonomi-politik” üzerine olan fikirleridir. Marx/Engels, Komünistler Birliği’ne 1847 başlarında girdikten sonra “eski” arkadaşları Bürgers’i ve D’Ester’i teşkilat üyesi yaptıkları gibi, Daniels’i de teşkilat üyesi yaparlar. Devrim yıllarında Köln’de politik olarak etkin olmayan Daniels, 1849’da ünlü hukukçu Müller’in kızıyla evlenir. Eylül 1850’de Komünistler Birliği’nin bölünmesinden sonra, Marx’ın grubununKöln kadrosu içinde yer alarak, burada fizyoloji üzerine sunumlar yapar. Haziran 1851 yılında Köln Komünistler Davası kapsamında tutuklanan Daniels 1,5 yıllık hapislikten sonra açılan mahkemede serbest bırakılır. Hapisteyken yakalandığı bir hastalık nedeniyle 1855’te hayatını kaybeder (Bagaturija 1965, ss. 209-260).

[11] Köln’de bir mücellit ustasının oğlu olan Heinrich Bürgers felsefe okur; Marx’la 1840’lı yıllarda Paris’te tanışır; 1843 yılında, Marx’ın yazarlığını yaptığı Ren Gazetesi’ne yazılar gönderir. 1848’de ise, Marx’ın çıkardığı Yeni Ren Gazetesi’ne maddi destek sağlar. Liberal görüşlere eğilimli Bürgers’in Yeni Ren Gazetesi’nin redaksiyonuna girmesi fazla para getirmez ama, bu durum Gottschalk’ın Marx’ı daha fazla eleştirmesine sebep olur (Raddatz 1975, s. 139). 31 Mart 1848’de Frankfurt Ulusal Meclis üyeliğine seçilen Bürgers, keskin, radikal değil, Engels’in söylediğine göre “uysal, yumuşak” bir mizaca sahiptir. Eylül 1850’deki bölünmeden sonra Marx’la birlikte hareket ederek teşkilatın merkez komitesinde yer alan Bürges’i Prusya devleti, 1852’deki Komünistler Birliği davasında baş sanık olarak yargılayarak 6 yıla mahkum eder. Bürgers, yaşamının sonraki yıllarında ulusal liberal “İlerleme Partisi” içinde çalışır; Ren Gazetesi redaktörlüğü yapar (Schraepler 1972, s. 556)

[12] Czobel ise, 3 Mart tarihinde yapılan binlerce ezilenin katıldığı gösterinin, Gottschalk ve Willich’in yönlendirmesiyle, ama Marx/Engels’in bilgisi dahilinde örgütlendiğini iddia eder (Czobel 1925. ss. 431-435). Czobel’in bu iddiasını Stommel, şehir arşivinde yaptığı araştırmalarda, Marx/Engels’in bu olaydan sonradan haberdar olduklarını ve olayın onların bilgi ve etkileri olmadan geliştiğini ispat ederek, çürütür (Stommel 1949, ss. 98-99).

[13] Burada, Doğu Alman ve Sovyet tarihçilerinin tarih yazımları arasında, önemli olduğu düşünülen bir farka dikkat çekilecektir. İstisnalar dışarıda bırakıldığında çoğu Doğu Alman tarihçisinin, Almanya’da Marksizmin tarihine ilişkin bir resmi tarihi varken, Sovyet tarihçileri, onlarla aynı resmi tarihi paylaşmakla birlikte, çalışmalarında resmi tarihin yanında resmi olmayan bir tarihe de yer verirler. Doğu Alman tarihçileri Marx/Engels’i, 1848 devriminin “pratik devrimci faaliyet” yürüten biricik politik aktörleri olarak göstererek, ezilenlerin mücadele tarihini Marx/Engels’e göre uyarlayarak, uymayanları ise bu tarihe mümkün olduğu kadar sokmayarak yazarlarken, Sovyet tarihçileri bir yandan resmi tarihi tekrar ederken, diğer yandan resmi tarih içinde sözü edilmeyen yahut negatif yaklaşılan meselelere de, tarafsız kalmaya çalışarak değinirler. Doğu Alman tarihçilerinin tarih yazımında her şey kitaba uygun gelişirken, Sovyet tarihçilerinin tarih yazımında, kitaba uygun olmayan, ‘kusurlu’ durumlar görülür. Bu ‘kusurlu’ durum göze battığından dikkati de çeker. Söylenenlere, 1848 devriminde Köln İşçi Derneği’ni kuran Komünistler Birliği’nden Gottschalk ve Willich’in mücadele içindeki konumunun değerlendirilmesi bir misal olarak verilebilir. Bizzat Engels, Gottschalk’ın Hess tarafından Komünistler Birliği’ne alındığını yazmasına rağmen (MEW 37, s. 298), Doğu Alman tarihçi Becker, Gottschalk ve Willich’in Komünistler Birliği üyesi olduklarını zorlanarak söyler ve hemen ardından bu ikisinin aynı zamanda “hakiki sosyalist” olduklarını eklemeyi de unutmaz; O ayrıca, bu devrimcilerin Köln İşçi Derneği’nin kuruluşunda ve kısa sürede binlerce üyeye ulaşmasındaki belirleyici rollerini de olabildiğince küçültür; velhasıl bu komünistler, onun tarih yazımında sanki yaşamamışçasına çok az yer kaplarlar (Becker 1963, s. 91). Buna karşın Sovyet tarihçilerden Rjazanov, Gottscalk’ı bir “devrimci” olarak değerlendirir (Rjazanov 1973, s. 73). Keza Czobel de bir yandan Doğu Alman tarihçilerin söylediklerini tekrar ederken, diğer yandan Gottschalk ve Willich’in Komünistler Birliği üyesi devrimciler olduklarını ve Doğu Alman tarihçiler için tabu olan birçok durumu belirtmekten çekinmez. Sovyet araştırmacıların 1848 devriminde Marx/Engels’in politik konumu üzerine yaptıkları çalışmalarda yan yana duran uyumsuzluk, dolayısıyla çelişki göze batar; okuyucu bunu görmeden edemez. Doğu Alman tarihçilerin 1848 devriminde Marx/Engels’in politik konumu yahut Köln İşçi Derneği üzerine yazdıkları tarih yazımında ise çelişki yoktur; burada her şey kitaba uygun gelişmiştir. Sovyet tarihçilerle Doğu Alman tarihçilerin tarih yazımları arasındaki farkı, Schraepler örneğinde olduğu gibi, burjuva tarih yazıcıları da görür ve bu tuhaf durumla kendi meşreplerince dalga geçerler (Schraepler 1972, s. 243).

[15] Bu çalışma tarzına karşıt bir model olarak, Berlin’de ekonomist/sendikalist çalışmayı örgütleyen ve oldukça popüler hale gelen Stephan Born örnek olarak verilebilir. Born, Marx’a yazdığı 11 Mayıs 1848 tarihli bir mektupta, kendisini Berlin’deki “gereksiz çatışmalardan” uzak tuttuğunu ama buna karşın “bölük pörçük haldeki işçileri, kuvvetli bir güç” haline getirdiğini, kendisinin “arabuluculuk yeteneğine” güvenen burjuvazinin ise, onun şehir dışına sürülmesini engellediğini belirtir. Marx’a, kendisinin işçi parlamentosunda vekil olduğu bilgisini veren Born, ticaret bakanının kendileriyle kontak kurduğunu, burjuvazinin son dönemlerde ilerici adımlar attığını ve insanların “Söz Cumhuriyeti”nden (Worte Republik) artık eskisi kadar çekinmediklerini yazar (BdK 1 1970, ss. 783-784).

[16] Çalışma içindeki vurgular yazara aittir.

[17] Tam da bu tartışmaların göbeğinde Anneke Köln’de, Marx’ın başkanlığını yaptığı Demokratik Toplum Derneği’nin bir toplantısında, Güney Almanya’da silahlı ayaklanma girişiminin başarısızlığa uğramasıyla Fransa’ya kaçan Willich ve yoldaşları için maddi destek talep eder. Anneke’nin bu isteği, “devrimci/ komplocu suçlamasına uğramamak için”, dernek yönetimi tarafından reddedilir. Bu olaydan sonra, her iki derneğe de üye olan Komünistler Birliği üyesi Anneke, “işçi derneğini hakir gören ve ona karşı düşmanca bir tutum sergileyen” Demokratik Toplum Derneği’nden istifa eder ve Gottschalk’la birlikte 4 Haziran 1848’de, açlık ve yokluk içinde yaşayan Willich ve 320 yoldaşı için politik bir kampanya düzenler. Bu olay, zaten açık olan Marx ve Gottschalk’ın arasını daha da açar (Stein 1921, s. 44).

[18] BdK yazı kuruluna göre de Gottschalk, Marx’ın işçilerin burjuva seçimlerine katılma ve burjuvaları seçme taktiğine, “sözde radikal safsatalarla” süslediği kendi “sekter taktiğiyle” karşı çıkar ve böylece “bir çok meselede takındığı oportünist tavırlarıyla, Köln’deki pratik politikayı felce uğratır”. Yazı kuruluna göre Gottschalk, dernekte uyguladığı siyasetle, Komünistler Birliği’nin “politik çizgisine” ve dolayısıyla da “parti disiplinine” ters tutumlar içine girmiştir (BdK 1 1970, s. 1108). Doğu Alman tarih yazıcısı Becker ise Gottschalk’ı, salt Marx’la politik olarak çatıştığından ötürü, “işçi sınıfına ihanet etmek”, “sınıf işbirlikçiliği” ve “burjuvaziyle uzlaşmak”la itham eder (Becker 1963, s. 91). Becker’in Gottschalk’la ilgili özet değerlendirmesi şöyledir: “Gottschalk, işçi sınıfının devrimdeki politik ödevleri, işçilerin sınıf mücadelesindeki rolü, örgütsel yapılarının yaratılması ve bunun mahiyeti üzerine tamamen yanlış, anti-marksist (...) yaklaşımların temsilcisidir. Gottschalk (...) küçük burjuva oportünizminin işçi sınıfı içindeki temsilcisidir” (a.g.e., s. 43).

[19] Puro işçisi Peter Gerhard Röser 1817’de dokumacı bir ailede dünyaya gelir. Röser ilkokulu bitirdikten sonra evden ayrılarak, gittiği çeşitli şehirlerde puro, sigara atölyelerinde çalışır ve meslek öğrenir. Daha sonra evlenen Röser, kayınbabasının ölümü üzerine, eşine kalan mirasla 1842’de Köln’de bir sigara atölyesi açsa da, 1849’da yaşanan ekonomik krizde iflas eder. 1848 yılında Röser sırasıyla önce Demokratik Toplum Derneği üyesi, sonra İşçi ve İşverenler Derneği üyesi ve daha sonra da, Moll’un Köln İşçi Derneği başkanlığını yürüttüğü dönemde, Köln İşçi Derneği üyesi olur. Röser Eylül 1848’e gelindiğinde bu derneğin 25 kişilik yürütme komitesi içinde yer alır. 25 Eylül 1848 sonrası Moll’un illegale düşmesi ve Schapper’in tutuklanması üzerine, Eylül 1848’de geçici olarak Köln İşçi Derneği’nin başkanlığını yürütür, 15 Ekim 1848’de ise başkanlığı Marx’a devreder. Röser aynı zamanda Puro İşçileri Birliği’nin temsili başkanıdır ve burada canlı bir ajitasyon ve propaganda faaliyetinde bulunur. 1849’da örgütün yeniden yapılandırılmasıyla birlikte, Komünistler Birliği’nin Köln teşkilatından sorumlu olan Röser, 1853’te Komünistler Birliği Davası’nda 6 yıla mahkum olur. Mahkeme heyeti, yargılananlar içinde en “kötü emelleri taşıyan” kişinin Röser olduğunu, çünkü onun “1848’den itibaren aralıksız olarak kendini teşkilatın hedeflerini gerçekleştirme faaliyetlerine” adadığını ve bu işi “sebat ve enerjiyle” yaptığını belirtir. Tarihçi Blumenberg, Röser’in bu özelliklerinin kendi verdiği ifadelerce de doğrulandığını, fakat onun dışarda gösterdiği “sebat ve enerjiyi” içerde göstermeyerek, birinci yılın sonunda itiraflarda bulunduğunu ve “hain” duruma düştüğünü yazar. Polis şefi Hinkelkey Röser’e, Komünistler Birliği hakkında bütün bildiklerini söylerse, bunun karşılığında 800-1200 Taler arasında bir toplu para, hapiste kaldığı sürece 15 Taler aylık, cezasında indirim ve Amerika’ya gönderme sözü verir. Röser ifadesinde kendisinin “vatana ihanet komplosu” ile ilgili bir şey anlatmayacağını, çünkü içinde bulunduğu örgütün eğiliminin “her türlü komployu” dışladığını, bunun dışında polis şefinin söz verdiklerini yazılı olarak teyit etmesi karşılığında, örgütle ilgili bildiklerini anlatacağını söyler. Röser polis şefine daha sonraları yazdığı bir mektupta, kendisinden istenileni yaptığı halde, “verilen “sözün” neden tutulmadığını sorar. Evet; Röser’e verilen söz tutulmaz, çünkü polis şefi ondan, silahlı külahlı eylemler duyacağını düşünür. Bunlar gerçekleşmeyince, Röser’in verdiği diğer bilgiler esas olarak ona önemsiz gelir ve söz verdiği ödemeyi yapmaz (Blumenberg 1964, s. 84).  

[20] 1955 yılında yayımladığı Komünistler Birliği Tarihi adlı çalışmasında Obermann, gerçi Röser’den bahseder ama onun poliste verdiği ifadelerinin içeriğine girmez (Obermann 1955, s. 47).

[21] Tarihçi Nicolaewski ve Kandel arasında yaşanan tartışmada Blumenberg’in aktardığına göre Nicolaewski, “materyallere ilişkin kapsamlı bilgisine dayanarak” ilk olarak 1933 yılında “Röser’in ifadeleri her açıdan güvenilir görünüyor” diye yazar. Nicolaewski’nin bu düşüncesine karşı Kandel, “Marx/Engels’in proletarya partisi mücadele tarihini, bazı sağ-sosyalist tarihçiler yaptıkları çalışmalarda çarpıtıyorlar” diyerek karşı çıkar. Bunun üzerine Nicolaewski Tarihi Kim Çarpıtıyor adlı yeni bir makale kaleme alır (Blumenberg 1964, s. 85). 

[22] BdK yazı kurulu burada bir dipnot düşerek bu bilgilerin “yanlış” olduğunu söylese de, örgütün tasfiye edildiği düşüncesi, bir çok yazar tarafından paylaşılır; yürüyen tartışma daha çok, bu tasfiyenin merkezi mi yahut Köln bölgesiyle sınırlı lokal bir tasfiye mi olduğu üzerinedir (BdK 1 1970, s. 969).

[25] Gazetenin redaksiyonunda yer alanlardan Ernst Dronke, Prusya devletine hakaretten iki yıla mahkum olan bir gazetecidir. Dronke 1847 yılında hapisteyken Komünistler Birliği üyesi Willich onunla irtibat kurar (BdK 1 1970, ss. 1101-1102); Wiilich ve arkadaşları tarafından Komünistler Birliği’ne alınan Dronke, Brüksel’e geçince burada Marx’la tanışır ve 1848’de birlikte Paris’e geçerler. 1848 yenilgisinden sonra Almanya’yı terk eden Dronke 1849’da önce İsviçre’ye daha sonra da Londra’ya geçer. Dronke “çok alçakgönüllü” ve “itaatkar” olduğu için Engels tarafından övülür (MEW 27, s. 122). 1852’den sonra politikayla ilişkisini kesen Dronke ticarete atılarak bir bakır madeni işletmesinin acenteliğini alır. Bu arada Marx ve Engels’le politik olmasa da yakın sosyal ilişkilerini devam ettiren Dronke, 1891 yılında ölür (Akopjan 1965, ss. 367-391).

[26] Gazetenin redaksiyonunda sonradan yer alanlardan Georg Weerth 1822’de doğar. Ticaret lisesini okurken, babasının ölümüyle birlikte öğrenimi yarım kalır. Ticaret sektöründe iş bulup çalışan Weerth, öğrendiği İngilizce ve Fransızcanın yardımıyla yabancı dilde ticari haberleri Almancaya çevirir; bu dönemde şair ve edebiyatçılarla da tanışır ve şiir denemelerine girişir. Londra’da bir yün fabrikasının pazarlama bölümünde çalışırken Engels’le tanışan Weerth, 1845 yılında onunla birlikte Brüksel’e giderek Marx’la tanışır ve böylece önce Komünist İrtibat Komitesi’nde, daha sonra ise Komünistler Birliği’nde yer alır. İşi gereği yaptığı ticari seyahatlerin yanında şiir de yazan Weerth’i Engels, “Alman proletaryasının ilk ve en önemli şairi” olarak ilan eder (MEW 21, s. 6). Şiirlerinde, bizzat kendi deneyimlerinden bildiği ticari dünyanın acımasızlıklarını işleyen Weerth’in “dünyada, düşmanını ısırmaktan daha güzel bir şey yoktur” dizelerini Marx sık sık ve severek alıntılar. Şubat 1848 devriminin patlak vermesiyle birlikte Paris’e giden Weerth, daha sonra Marx ve Engels’le birlikte Köln’e gelerek gazetede onlarla birlikte çalışır. Yazdığı bir şiir içinde, ölülere hakaret ettiği iddiasıyla hakkında dava açılan Weerth, 1850’de üç ay hapis cezasına mahkum olur. Mahkumiyet sonrası edebiyat ve şiirle uğraşmaktan vaz geçer; ticari işlerine ağırlık vererek tüccar olur. Önce Avrupa içi ticari seyahatlere çıkan Weerth, kendi firmasının iflas etmesiyle birlikte uluslararası ticaret yapan bir firmanın temsilciliğini alarak Aralık 1852’de Karibik adalarına gider. Buradan ABD, Meksika, Brezilya ve Küba’ya “ticari temsilci” olarak iş seyahatleri yapar. Bu seyahatlerin birinde Havana’da malaryaya yakalanır ve 1856 yılında, 34 yaşındayken ölür (Kotschetkowa 1965, ss. 298-338).

[27] Gazetenin redaksiyonuna sonradan dahil olan şair Ferdinand Freiligrath 1810 yılında Detmold’da doğar. Okulunu maddi imkansızlık yüzünden yarım bırakan Freiligrath, Amsterdam’da bir firmada alım satım işlerinde çalışırken şiirle de uğraşmaya başlar. Önce romantik-hümanist şiirler yazan Freiligrath 1844 yılıyla birlikte politik şiirler yazmaya başlar. 1845’te Marx’la tanışır. 1846’da Londra’ya geçerek bir yandan şiir yazıp bir yandan da geçimini sağlayacak işler yapmaya çalışan Freiligrath bu arada “Hakiki” sosyalistlerle ilişkilendiğinden, Engels tarafından 1847’de eleştirilir. 1848 yılı başında Amerika’ya göç ederse de devrimin patlamasıyla birlikte Mayıs 1848’de Köln’e, “devrimin şairi” olarak geri döner. Burada “Demokrasi Hareketine” katılan Freiligrath Ekim 1848’de Marx’ın önerisiyle Yeni Ren Gazetesi yazı kuruluna girer; böylece gazetede bir çok şiiri yayımlanır. Komünistler Birliği’nin 1850 bölünmesi sonrasında Marx’ın Köln’de oluşturduğu grup içinde yer alan Freiligrath’ı Marx, bu fraksiyonun merkez komitesine alır (Krylow 1965, ss. 339-366). 1851 yılında Londra’ya geçen Freiligrath, ilk yıllarda Marx/Engels’le birlikte hareket ederse de daha sonra onlardan uzaklaşır. 1868’de Almanya’ya dönen şair, burada İsviçre bankalarından birinin Almanya temsilciliğini yapar; 1876’da ölür (Friedenthal 1990, s. 381).

[28] Fakat Mehring kendisine daha yakın gördüğü İşçi Kardeşliği hareketinin kurucusu Stephan Born’u, Engels’in yıllar geçtikten sonra 1848 dönemiyle ilgili olarak sert şekilde eleştirmesine, içerler. Mehring bu meselede Engels’in ifadelerine değil, Born’un, 1848/49’lu yıllarda Marx/Engels’in kendisini “tek bir sözcükle dahi olsa” eleştirmedikleri biçimindeki beyanına hak verir (Mehring 1979, s. 192).

[29] 1848/48 yıllarında burjuvazinin siyasal temsilcileri ile ezilenlerin siyasal temsilcileri arasında gerçekte bir “ittifak” durumu söz konusu değildir.

[31] Marx’ın makalelerini yayımlayan The Free Press gazetesinin yöneticisi David Urquhart, 1827’de Oxford’taki eğitimini tamamladıktan sonra, Yunanistan’a giderek bir süre orada kalan; daha sonra İstanbul’a geçen ve 1829’da İngiltere’ye dönerek, hazırladığı Avrupa Türkiye’si Üzerine İncelemeler adlı seyahat raporunda, Rusya’nın Ortadoğu politikasının İngiltere’nin çıkarlarını tehlikeye düşürdüğünü savunan, bir İngiliz diplomatı ve gazetecisidir; ona göre Osmanlı İmparatorluğu’nun olduğu gibi kalması, Batılı devletlerin ve özellikle de Britanya’nın bölgedeki ticari ilişkilerinin yararınadır. Urquhart yönetimindeki gazete, Rusya karşıtı kampanyasında bazen kendi hazırladığı sahte dokümanları, Rus resmi dokümanları olarak yayımlamasıyla da tanınır.

[32] Marx’ın bu çalışması 1956’da Rusça ve Almanca basılan bütün toplu eserlerinin (MEW) içine bilinçli olarak, alınmaz.

[34] Marx/Engels’in çıkardığı Yeni Ren Gazetesi’nin dilinin anlaşılmazlığının yanında fiyatı da, şehirde Anneke ve arkadaşının çıkardığı günlük Yeni Köln Gazetesi’ne göre oldukça pahalıdır. Örneğin Yeni Ren Gazetesi’nin 3 aylık aboneliği 1 Taler 15 kuruşken, Yeni Köln Gazetesi’nin 3 aylık abonelik ücreti sadece 22,5 kuruştur (Schraepler 1972, s. 257).

[35] Marx, Brüksel’de ikamet ederken bürokratik nedenlerden ötürü Prusya vatandaşlığından kendi isteğiyle çıktığından, Köln’de Yeni Ren Gazetesi’ni bir yıl boyunca bir yabancı olarak çıkarmıştır. Prusya devleti, kendi toprakları içinde yer alan Köln’de, kendi vatandaşı olmayan Marx’ın gazete çıkarmasına, buradaki liberal hükümetin de etkisiyle, bir yıl müsaade ettikten sonra, ona, ülke vatandaşlarının sahip olduğu haklara sahip olmadığını bildirir. Marx, durumu bildiğinden Köln’de vatandaşlık için başvursa da, onun bu başvurusu kabul edilmez. Prusya devleti, Marx’ın yabancı haklarını ihlal ederek gazete çıkardığına karar vererek, onu bir yıl sonra sınır dışı etmeye karar verir (Friedenthal 1990, s. 366). Yeni Ren Gazetesi, 18 Mayıs 1849 tarihli son sayısında ilk sayfayı sadece kızıl renkte basar ve kendini “çalışan sınıfların özgürlüğüne” adadığını belirtir (MEW 6, s. 519).

[36] Demokratlar, Marx’ı sözlerini geri almaya zorlarlar. Marx da, 4 Ağustos 1848’de yapılan Köln Demokratlar Kongresinde, “Paris’te Haziran ayaklanmasının kanlı bitmesine” tarafların “birbirinin görüşlerini dikkate almaması, karşılıklı olarak taviz vermenin reddedilmesi” sebep oldu diyerek, daha önce sarf etmiş olduğu sözlerini, 4 Ağustos 1848’deki kongrede geri çekecektir (BdK 1 1970, s. 827).

[37] 26. 08. 1848’de esas olarak gazeteye para bulmak için Doğu Avrupa’ya doğru bir yolculuğa çıkan Marx, Viyana’da Demokratik Toplum Derneği yöneticileriyle görüşür ve gazete için maddi destek isterken bu arada İşçi Derneği’nde de Viyana’daki ayaklanma üzerine bir sunum yapar. Eylül olaylarının baş göstermesi üzerine Köln’e dönüş kararı alan Marx, dönüş yolunda Berlin’e de uğrar ve burada Demokratik Toplum Derneği yetkilileriyle görüşür, Prusya Ulusal Parlamentosu’nun bir oturumuna katılır ve Polonyalı Demokratik Toplum Derneği ileri gelenlerinden gazete için 2.000 Taler maddi destek alır. Marx, 11 Eylül’de Köln’e geri döner (MEW 5, s. 572).

[38] Tarihçi Mayer, Marx/Engels’in 1848/49 yıllarında ezilen ve işçi hareketi ile ilişkisini “devrim yılları içinde Alman işçi hareketi o denli geriydi ki, onlar, bu hareketin eylemsel olarak içinde olmak şöyle dursun, bu hareket onların güçlü bir biçimde ilgisini bile çekmedi” biçiminde temellendirir (Mayer 1920, s. 320). Mehring de, Marx/Engels’in 1848/49’daki faaliyetleri üzerine yazarken sadece Yeni Ren Gazetesi’ndeki yazınsal çalışmalarından söz eder. Czobel bu iki yazarı da eleştirerek, Marx’ın Köln İşçi Derneği başkanlığını örnek göstererek, onun, “Ren bölgesindeki işçi hareketine aktif biçimde” katıldığını söyler (Czobel 1928, s. 437).

[40] 20 Aralık 1848’de, Temmuz başından beri hapiste tutulan Gottschalk, Anneke, ve Esser’in davası sıkı güvenlik önlemleri altında görülür. Ordu önlem olarak üç bölük askeri, mahkemenin kapısında konuşlandırır. Mahkeme sonunda üç tutuklu da serbest bırakılırlar. 23 Aralık 1848’de Gottschalk, Anneke, Esser’in serbest bırakılmasını Köln işçileri büyük bir gösteriyle selamlamak isterlerse de ordu yetkilileri, serbest bırakılanların kendilerinin gözünde suçlu olmaya devam ettiklerini söyleyerek, gösteriye izin vermezler (Schreapler 1972, s. 325). Yerel gazeteler, “halk yığınları bir sokaktan diğerine bir lav gibi kabararak akıyor” diye yazarlar (Obermann 1953, s. 324).

[41] Prinz yönetimindeki Özgürlük Emek gazetesi yayın çizgisinde genel olarak, halk egemenliğinin temelinin, ezilenlerin maddi gereksinimlerinin giderilmesine dayanması gerektiğini; halkın kendi kendini yönetmek için olgun olmadığını söyleyenlerin politik olarak ikiyüzlü olduklarını; özgürlüğün, sokaklara yapıştırılan afişler üzerindeki yazılar değil, yaşayan dinamik bir güç olduğunu savunur.

[42] Marx/Engels, “Mart 1848 Alman devriminin” yenilgisini, burjuvazinin tarihsel misyonunu yerine getirmeyerek, yıkması gereken feodallerle anlaşmaya girmesinde ve ittifak ettiği köylülüğe ihanet etmesinde görür; oysaki onların kendilerine örnek aldıkları “1789 devriminde Fransız burjuvazisi ittifak ettiği köylüleri bir saniye de olsa zorda bırakmamış, kendi hallerine terk etmemiş”, tarihsel görevini layıkıyla yerine getirmiştir; bun karşın Alman burjuvazisi 1848’de, kendilerinin “en doğal müttefiki” olan köylülere ihanet etmiş, bu yüzden de feodal soyluluğun karşısında güçsüz kalarak, yenilgisini kendi elleriyle hazırlamıştır (MEW 5, s. 155). 

[43]Gottschalk’ın “sürekli devrim” kavramını kullanması, bu kavramın devrim yıllarında, komünistler arasında sıkça kullanıldığını gösterir. Rjazanov, Marx’ın “sürekli devrim” kavramını 1848/49 devrimlerini, özellikle de Fransa’daki gelişmelerin nesnel tarihsel koşullarını analiz için, sonradan Blanqui’den ödünç aldığına ve ona dayanarak kullandığına dikkat çeker (Rjazanov 1973, s. 6).

[45] Gottschalk’ın Marx eleştirisine Yeni Ren Gazetesi yanıt vermezken Köln İşçi Derneği gazetesi 22 Nisan 1849’da Gottschalk’ın “şöhret peşinde” koştuğunu ve başka niyetlerle makaleyi kaleme aldığını yazar. Gazetede çıkan yazıda Gottschalk’ın “kişisel hırs” sahibi ve kendini beğenmiş bir “gizli krallık destekçisi” olduğu, bu haliyle de “gericilerden daha tehlikeli” olduğu iddia edilir (BdK 1 1970, ss. 931-933). Fakat şurası da bir gerçektir ki, Prusya kolluk kuvvetleri o kritik aylarda Gottschalk’ı, 6 ay boyunca kendi “taktik uzlaşma politikasını” ilan eden, bu süre içinde Prusya vatandaşı olmamasına rağmen gazete çıkaran ve bu durum, devlet tarafından bilinmesine rağmen rahat bırakılan Marx’tan çok daha tehlikeli gördüğü içindir ki, hapiste tutar. Gottschalk kendisine yönelik suçlamalara 27 Nisan 1849’da kaleme aldığı bir makalede cevap verir; O, davranışlarını belirleyen faktörün “şöhret tutkusu” olmadığını, çünkü kendisinin dernek başkanlığı döneminde gerçekleşen Mayıs 1848 seçimlerinde de derneğin, seçimleri boykot taktiği uyguladığını belirtir. Nisan 1849 sonuna gelindiğinde, 10 ay önce binlerce üyeye sahip olan dernek, sayısal olarak erimiş ve bu haliyle ikiye bölünmüştür. Gottschalk’a yönelik iddiaların gazete sayfalarına yansımasından sonra dernekten kopuşlar hızlanarak devam eder. Haziran 1849’da bir grup işçi, dernek gazetesi sayfalarında Gottschalk’a yönelik saldırıların devam etmesi nedeniyle, dernekten ayrıldıklarını ve yeni bir dernek kuracaklarını açıklarlar (Freiheit, Arbeit 1972, ss. 112-114).

[46] Prusya ordusu, gazeteye karşı ilk olarak polis müdürü aracılığıyla, 17 Şubat 1849’da, Marx’ın Prusya vatandaşı olmayan bir “yabancı” olduğu halde, aylardır şehrin havasını, çıkardığı gazeteyle zehirlemesine artık müsaade edilmemesini, çünkü bunu halihazırda yapan yeteri kadar vatandaşa sahip olduklarını söyleyerek, sınırdışı talebiyle dava açar (Dowe 1971, s. 229). Bunun üzerine polis müdürü, bölge hükümetinin içişleri bakanına durumu bildirir. İçişleri bakanı, Marx’ın son dönemlerde gazetede “vatana ihanet” ve ülkeye karşı “tehlikeli işler” çevirdiği kuşkusunu kendi üzerine çektiğini teşhis etmekle beraber, buna yönelik somut bir delil bulunamadığına karar verir (Wermuth/Stieber 1853, ss. 44-52). 

Okunma 1368 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.