Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


Ezilenlerin Marksist Devrimciliği Yolunda İşaretler

Yazan
 
Ezilenlerin Marksist Devrimciliği
Yolunda İşaretler
 
Vedat Tanzili
Devrimci hareketin saflarına az bir eğitimle katılmış, Marksizme dair bilgi birikimi bu konuda yayımlanmış el kitapçıklarıyla sınırlı olan bir militanın, Teori ve Politika’da kendisini ilgilendiren bir şeylerin olduğunu kabul etmesi kolay değil. Devrimci militan ile Teori ve Politika arasındaki mesafeyi ideolojik önyargılar oluşturuyor. Bu önyargılar alemine hakim olan Aydınlanma ideolojisidir. Aydınlanma ideolojisi içerisinde oluşan imge, Teori ve Politika’ya ilişkin gerçeği isabetli biçimde yansıttığı varsayımına dayanır. Oysa militanın, tamamen yanlış varsayıma dayanan bu yanılsamaya son verip, Teori ve Politika’da kendisini ilgilendiren ‘şey’i anlamlandırması için, eleştirel bir teorik sürecin içine girmesi gerekir.
Ancak bugün, Sol Aydınlanmacı ideoloji tarafından oluşturulup dayatılan devrimcilik kaygılarıyla hareket eden militanın maruz kaldığı önyargılar, eskisi gibi etkili değil. Bu ideolojik önyargılar her geçen gün biraz daha geçersiz hale gelip inandırıcılığını yitiriyor. 
İlk Karşılaşma: ‘İdeolojik ara bölge’
Daha önce, Teori ve Politika ile devrimci militan arasında etkileşim yok denecek kadar azdı. Şimdi ise ‘ideolojik ara bölge’ olarak tarif edebileceğimiz bir alanda karşı karşıya gelme söz konusudur. Ve bu karşılaşmayla birlikte yeni bir deneyim yaşanmaya başlıyor. Bu deneyim devrimci militanın önceden kabul ettiği ‘anlam düzeni’nin bozulmasına yol açmaya başlıyor. Bu, sadece bireysel etkilenmeyle sınırlı kalmayan etkiler yaratıyor. Pratik devrimciliğin koruyucu etkisinin azaldığı bir dönemde, pratik devrimcilik alanından ideolojik alana geçişin belirlenemezliği, yeni şekillenmeler ve yeni bakış açıları oluşturuyor.
Bu, kaçınılamayacak bir durum. “Zamanın ruhu”nu yakalamaya dönük her türlü hamle, bağlı bulunan geleneklerin içini oyup ezberleri bozucu bir rol oynuyor. Bozulan ezberi yeniden kurmak için öne doğru atılan her adım, geleneksel ifadelerin oluşturduğu sınırlara çarpıp geri dönüyor. Geleneksel ifadeler, gerçekte ne yaşanan olayların anlaşılmalarını sağlıyor, ne de onlarla pozitif bir ilişki kurmayı… Olayları tanımlamak için kullanılan geleneksel ifadeler, olayların anlaşılması için yeterli olmuyor; kendi sınırlılıkları içinde olayların bir kısmını açıkladığını kabul etsek bile, olaylar ve etkileri, mevcut sınırları aşıyor ve bu sınırların dışında yeni kavramsal çerçevelerin oluşmasına zemin oluşturuyor. Haliyle, bu durum sınırların dışına çıkmayı zorunlu bir hale getiriyor.
Bir anlayışı anlayış olarak temellendiren şey, bağlı bulunduğu sorunsalı uygun terimlerle ortaya koyması ve yaşanılanları bu çerçevede anlaşılır kılmasıdır. Onun için, bir anlayışa bağlı olmak, onu sınırlılıklarıyla birlikte benimsemek anlamına gelir. Devralınan kavramsal miras, anlayışı benimsemiş öznenin bilincini oluşturur. Bu özne, politik bir aktör olarak, bilincini, içinde bulunduğu her an yeniden oluşturmaya çalışır. Bir geleneğin taşıyıcısı olma iddiasında bulunduğunda da, kendisini, dışındakilere karşı yeniden kurmuş olur. Böylece, kendisini geleneksel ifadelerin sınırlarının içine yeniden hapsetmiş olur. Aynı şekilde, sınırlandırma işlemine dışındaki özneler de katılır. 
An’da mücadele yürüten politik bir özne, içinde bulunduğu toplumsal karmaşada yolunu bulmak için ideolojik bir haritaya ve ideolojik karakterlere ihtiyaç duyar. İdeolojik karakterler genellikle benimsenen düşünce geleneği tarafından önceden oluşturulmuştur. Bugün, an’daki politik öznenin önünde hazır halde bulduğu ideolojik karakterleri oluşturan önceliklerin koşulları değişmiştir. İşte Teori ve Politika, değişime uğrayan bu koşullar içinde ve farklı bir zeminde, ‘ideolojik ara bölge’ olarak tarif edebileceğimiz bir zeminde devrimci militanın karşısına çıkıyor.
Yeni zeminde yaşanan karşılaşma ile bir etkileşim kanalı da açılmış oluyor. Bu, her iki kesim için ‘hayırlı’ bir gelişmedir. Her iki tarafta yaşanan dönüşümün işaretleri olarak kabul edilmelidir. Bu olumlu gelişmeyle birlikte, Teori ve Politika’nın kendi nesnesini tanımlamakta kullandığı kavramlardan dolayı anlaşılmama sorunu da devam ediyor. 
Politik militanın o an’a kadar sahip olduğu Marksizm anlayışı ve kavramlarına karşılık, Teori ve Politika’nın yeni bir tarzda tanımlayıp yorumladığı ve kavramsallaştırdığı Marksizm anlayışı anlaşılır olmaktan uzaktır. İşin zorluğu şu ki, devrimci militanın ideolojik dünya görüşü olarak benimsediği Marksizmi Teori ve Politika, Aydınlanmacı, ilerlemeci, sınıfçı vb. şeklinde tanımlayıp, onun karşısında yer alıyor. Bu ideolojik karşı karşıya gelmede devrimci militanın, benimsediği Marksizm anlayışını değiştirmesi gerektiğine kendini inandırması kolay değil. Ancak, Teori ve Politika’nın sorunsalıyla karşılaşmadan kaçınmamışsa, Marksist olmak ve Marksist kalmak için bunun kaçınılmaz olduğunu kısa sürede görecektir militan.
Teori ve Politika, ‘ideolojik ara bölge’nin içinde devrimci hareketin mensuplarıyla daha fazla karşı karşıya geleceğini belirtiyordu. Karşılaşma, Teori ve Politika’yı, politik alanda politik tutum almak durumunda bırakıyor. Onun kendisini bu alanda açıklığa kavuşturma çabasını takip etmek, onun özgünlüğünü anlamak için önemlidir. Ama şunu da unutmamak gerekir; ister olumlayıcı kabullenmeden hareketle benimseyelim, ister eleştirel edinime tabi tutalım, isterse de reddedelim, her halükarda kendi belirlenimi içinde ideolojinin sınırları içinde kalacağız. Önemli olan “post-devrimcilik dönemi”ne son vermektir. Bu, yeni devrimcilik için olmazsa olmazdır. Yeni bir çıkış ve kuruluş öneren Teori ve Politika’nın önermelerinin göz ardı edilmemesi gerekir.
Biz burada, “post-devrimcilik dönemi” değerlendirmesinde geçen “Yeni devrimci örgütlenme, başka bir makasta, başka bir politika pratiği olarak ve başka bir teorik anlayışta oluşacaktır, oluşmalıdır”[1] ifadelerinin doğasıyla ilgilenmeye çalışacağız.
*
Devrimci hareketin mensupları tarafından Teori ve Politika’ya sıkça yöneltilen “teoriklik” suçlamasını aslında kendilerinin yapamadığını Teori ve Politika’nın başardığının itirafı olarak kabul etmek gerekiyor. Teorik düşünce geleneği bulunmayan, bu konuda oldukça kurak olan bu topraklarda Teori ve Politika, Marksist teorinin önemini kavrayıp hakkını veriyor. Hakkını verdiği için de sadece belirli bir kesim değil, bizzat ona bu eleştiriyi yöneltenler dahi, onun “belli bir düzey”i temsil ettiğini kabul ediyor. Tabii, Teori ve Politika’nın yarattığı etkinin nedeni, yazarlarının sadece iyi teorisyenler olması değil; onun etkili olmasının başlıca nedeni, kendine özgü bir Marksizm anlayışına sahip olmasıdır. Diğer nitelikler bundan sonra gelir ve buna bağlı bir anlam kazanır. Teori ve Politika yeni bir anlayışın başlangıç teorisini yapıyor. Yeni teorik söylemiyle de klasik söylemin tamamen dışında yer alıyor.
Teori ve Politika’nın getirdiği Marksizm anlayışının zaman içinde daha da belirginleştiğini ve kısmen daha yaygınlaştığını görüyoruz. Getirdiği yenilik, onunla ilk kez karşılaşanların yaşadığı şaşkınlığın geçip gitmesiyle birlikte sona erdi. Yenilik cazibesini kaybetti. Çünkü artık, onu tanıyanların kafasında ona dair olumlu ya da olumsuz bir imge oluştu. Tanımlanabilir bir şey olarak, artık herkesin kendine göre bir Teori ve Politika’sı var. Dolayısıyla, Teori ve Politika’nın getirdiği anlayış, “yeni” nitelemesini kaybetmiştir. Buna rağmen, onda kendini koruyan bir yenilik hâlâ var. Teori ve Politika, başlangıçta yaptığı şeyle birlikte var oldu.
Söz konusu başlangıcı şöyle ifade ediyor Teori ve Politika: “Teori ve Politika, yeni bir kavganın kışkırtıcısı olmayı önüne koymuştur. O, meseleleri tanımlama ve onlarla uğraşmada beliren bir yönelimin ifadesidir. (…) Teori ve Politika, Marksisttir ve sorunlarla bu doğrultuda ilgileniyor. Büyük ve gerçek bir kavganın hem kışkırtıcısı, hem de tarafı olmaya hazırlanıyor. Bizimki bir hesaplaşmadır; kendimizi bitirilmemiş bütün hesapların arkasına koyuyoruz. Bu kadar cüretkârız.[2]
Kimsenin yeni ve gerçek bir kavgayı başlatmak için bildiği yoldan gitmeyi bırakmayı, yeni patikalar keşfetmeyi göze alamadığı bir yerde, kışkırtıcı olmayı göze almak, geçmiş tarihin hesabını üstlenmekten daha cüretkâr bir girişimdir. Tabii bütün hesabı üzerine alınca geride kimseye bir şey kalmaz. Kimin Marksist olup olmadığından tutalım da, Marksizmin ne olduğuna kadar pek çok konuda söz söyleme hakkınız olur. Burada önemli olan, ilan edilen yeni başlangıcın taşıyıcısı olarak, söylenilenin yapılıp yapılmadığıdır.
Ortaya koyduğu pratiğe karşılık gelen bir ilgi görmese de Teori ve Politika, bu konuda söylediğini fazlasıyla yapıyor. Yeni beliren bir eğilimin ifadesi olarak, Marksizm adına yazılmış tarihin sorumluluğunu üzerine alıyor ve tartışmalı olan her konuda teorik kanıtlarıyla birlikte Marksizmi savunuyor. Tanımladığı her sorunla birlikte yeniden Marksist oluyor. Böylece Marksist kalmayı başarıyor. Teorilerini kavgaya sürmeyenlerin aksine kalemin kılıçtan keskin olduğu alanda kalemiyle dövüşmekten geri durmuyor. Ama gerçek savaşın kılıçlarla yapıldığını da bir an olsun unutmuyor. Bunları kendisi de söylediği için tekrarlamaya gerek yok.
Bu durumda Teori ve Politika’nın, yeni olarak neyi başlatmış olduğu önem kazanıyor. Yenileri ilk getiren Teori ve Politika değildi. Ancak, bunların ne olduğunu, nasıl anlaşılması gerektiğini ve nereye yerleştirilmesi gerektiğini bütünlüklü bir anlatıma kavuşturarak ilk ifade eden, kuşkusuz Teori ve Politika’dır.
Bu başlangıcın temelini şu ifadelerde aramak gerekiyor:
“Tarihte, ezilenler hep, olanın haksızlığına hükmetmişlerdir. Ezilenler, kendilerine, olanı kabul etmek gibi görünen ‘olan üzerine bilgi’yi reddederek eyleme yönelmişlerdir. Ezenlerse, ‘olan haklıdır’ demiş ve olan üzerine pozitif bilgiye sahip olmuşlardır. (…) Ezenler, ‘bilgi’lenmiş olarak kudretlidirler. Olan ile onun bilgisi ezilenlere özdeş görünmüştür; o halde, olanın reddine ilişkin bilinç de kendi nesnesiyle özdeştir, ve bilinç nesneyi yaratacaktır. Nesneyle ilişkilerinin dolaysız sonucu, birinde bilgilenme ihtiyacı, ötekinde bunun reddi olmuştur. Ezilenlerin, itildikleri aşağılatıcı konuma tepki duymaları ve insanlıktan çıkarıcı koşullarıyla ‘olan dünya’yı reddetmeleri, anlaşılır nitelikte ve haklıdır. Ancak, olan üzerine bilgiyi reddetmek, yapıcı ve kurucu olmayı da reddetmekle sonuçlanır. ‘Bilgi’siz ezilenlerin, kolayca yıkıcı olmalarının, konumlarının kendilerine sadece isyankâr / muhalif bir kimlik ve nitelik vermesinin nedeni budur. Olanın haksızlığı ve bilgilenmenin reddi, bir iktidarsızlık felsefesi yaratır. (…)
“Marksizmi felsefeyle temellendirenler, ezilenlerin tarih boyunca izlediği tarzı sürdürüyorlar: Olan haksızdır. (…)
“Politikanın reddi de burada başlar. Olanın haklılığının teslim edilmemesi, olanla olması gereken arasında bir ilkeler savaşı demektir… Olanla gerçek bir etkileşime girmeden politik yaklaşım mümkün olamaz.”[3]
Olanın, insan bilincinden bağımsız olduğunu söylemekte yeni bir yan yok. Bu, materyalizmin temel tezidir. Ancak bilincin önceliğini, bilincin kendi içinde reddetmek başka bir yaklaşım gerektirir. İnsanın, bilincine atfedilmiş öznelikle ele alınmasının reddedilmesi, onun bilinciyle özdeş ele alınmaması, kendisinden önce kurulmuş olan politikanın imgesel temsilinden ayrılmayı getirir.
Genel olarak, Marksizmin ezilenler hareketiyle bağ kurması önemsenmiştir. Ama bu onun ayırt edici özelliği değildir. Onun ayırt edici özelliği, ezilen hareketiyle teorik bir bağa sahip olması ve temelinde bir bilimin bulunmasıdır. Marksist teorin bilim bileşenine sahip olması onu hem çağdaşı teorik disiplinlerden, hem de ezilenlerin diğer teorilerinden ayırır.
Ezilenlerin teorik akımlarının, attıkları acı çığlığın ifadesi olmanın ötesine geçip, onları muktedir kılacak politika teorisi oluşturamamasının nedeni, egemen ideolojinin, kendisine karşı mücadele etmek isteyen fikirler üzerinde hiç fark ettirmeden hakimiyetini kurmasıyla ilgilidir.
Teori ve Politika, yerleştiği teorik konumda, bu alanda öne sürümüş idealist, hümanist, ampirist anlayışları mahkum ediyor. Başka bir teorik temel öneriyor. Epistemoloji ile ontoloji arasında kısa devre yapılmasına karşı çıkıyor. Bu söylenenler onun yeni ve kurucu olması, yeni bir başlangıç iddiası için yeterlidir. Yeniliğinin devam ediyor olmasının nedeni, bilgisinin sunduğu ve gelişmesine yardımcı olduğu politika pratiğinin sürekli dönüşüyor olmasından kaynaklanıyor.
*
Bu uzatmalı girişte bizim için önemli olan, Teori ve Politika’nın politika pratiğinin ortaya çıkardığı sonuca ulaşmaktır. “Bu ülkede başarıya ulaşacak ya da önemli bir eşiğe gelebilecek bir Marksist hareket, Marksizmin 20. yüzyılın ilk çeyreğinde girdiği devrimci ve muktedir yola benzer bir işlev üstlenmeye en yakın aday”[4] olmasıdır. Muhalefet değil, iktidar olmak için mücadele eden bir Marksist hareket, gerçekleştireceği yeni kuruluş ile ezilenlerin pratik devrimci birliğini sağlayacaktır. Bu yeniden kuruluş, “Burada dile getirilmeye çalışılacak bütünsellikle gerçekleşirse, Marksizm dünyanın dört bir yanında her an ve an bitimsiz mücadele yürüten ezilenlerin yeniden bayrağı; Marksist örgütler ezilenlerin kurmayı ve karargâhı; Marksist hareketler ezilenlerin ordusu olabilecektir.”[5]
Teori ve Politika’nın burada söz konusu ettiği şey, genel olarak bir politik sorun değil, tanımlanmış tikel bir politik sorundur. Amaçlanan, Marksist devrimci hareket aracılığıyla ezilenlerin birliğini sağlayıp, Marksizmi ezilenlerin devrimciliğinin bayrağı haline getirmektir. Bu, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde gerçekleşene benzeyeceği için bütünsel olmak zorundadır. Bütünsel kuruluşunun zorunluluğu, Marksizmin, içinde bulunduğu durumun çözümü olmasından kaynaklanmaktadır. Onun için de Teori ve Politika, sorunu genel terimlerle değil, sorunun dayattığı çözümü, devrimci bir görev haline getiren terimlerle ifade ediyor. Çünkü sorun, sorunun nesnel doğasıyla değil, fiili gerçekliğiyle ilgilidir.
‘Post-devrimcilik dönemi’ değerlendirmesi ve olanaklar
Marksist hareketin nesnel sürecinin ortaya çıkardığı bir sorun var ve bu, politik bir sorundur. Teori ve Politika, ‘post-devrimcilik dönemi’ değerlendirmesinde, bu politik sorun karşısında politik bir tavır alıyor. Politik tavrını programatik terimlerle ifade etmeyi uygun görüyor. ‘Post-devrimcilik dönemi’ değerlendirmesi teorik bir inceleme örneği sayılmaz. Çünkü, Teori ve Politika, sorunu bu şekilde ele alıp sunmuyor.
Bir çağrıyla başlıyor, namevcut bir partinin programı sayılacak bir metinle açıklamasını bitiriyor. Bu, sorunun teorik inceleme boyutunu ortadan kaldırmaz, ama Teori ve Politika’nın sorunla kurduğu ilişkinin niteliğini değiştirir. Teori ve Politika, sorunla teorik inceleme ilişkisi içine girmiyor. Onunla doğrudan politik bir ilişki içinde, bir taraf olarak ilişkileniyor. Kurduğu ilişki pratik-politik bir ilişki olmadığı için, teorik bir dille ifade etmesi kaçınılmazdır. Bu yeni ilişkilenme biçimi Teori ve Politika’nın meseleleri ele alırken kurduğu teorik politik ifadelendirmeyi, bu kez de politika pratiği bakış açısından ele alacak şekilde yeniden düzenlemeye tabi tutuyor. Bu aynı zamanda, Teori ve Politika’nın teori ve politikasının işletilmesinin pratiğini sunuyor. Böylece, üzerine düşünüp konuştuğu politika pratiğine bir müdahalede bulunmuş oluyor.
Teori ve Politika sorunsalı konumlandırıp, çözüm önerirken, teorik bir söylem kullanıyor. Bunun etki yaratmasını beklemesi kadar doğal bir şey olamaz. Onun kullandığı teorik söylemin yaratacağı etki ajitatif bir anlatımı benimsemiş değil, aksine o, son derece sakin konuşuyor ve tane tane anlatıyor. “Peki bu etki nereden kaynaklanıyor” diye sorabiliriz. Teori ve Politika, bir sorunu sadece teorik olarak ortaya koyan geleneksel anlayışın dışında, politik pratiğin bakış açısını da teorik söyleme dahil etmektedir. 
Teori ve Politika’nın teorik söyleminin politik soruna odaklanmasının nedeni, bizzat sorunun kendisinden kaynaklanıyor. Teori ve Politika, bu sorunu önce genel, sonra da özel bir sorun olarak teori alanında şöyle ortaya koyuyor: “Aydınlanmanın dışında bir Marksizmin sadece teorik öncüllerinin değil, politik temalarının da belireceği bir yükümlülükler döneminin öngünündeyiz.”[6]
Aydınlanmanın dışına çıkan yol, onun dışındaki yeni politika pratiğini belirginleştirerek açılabilir. Teori ve Politika, Aydınlanmanın dışında bir Marksizmin öncüllerini teorik olarak ifadeye kavuşturdu. Şimdi ise beliren politik temaları ele alıp işliyor. Kendi bütünselliği açısından da bunun zorunlu olduğu görülüyor.
Burada ilgi çekici olan, bunu, tam da benimsediği politik yaklaşımın pratiğini icra eder biçimde yapmış olmasıdır. Beliren politik temaları ele alıp işlemesi, elde ettiği sonucu politik alana sunma biçimi, bu alana yapılmış politik birer müdahale örneğidir. Teori ve Politika ‘Post-devrimcilik dönemi’ne son verme arayışında olan devrimcilere, alternatif bir ideo-politik anlayış sunuyor. Bu, aslında Teori ve Politika’nın etkide bulunacağı en önemli andır. Arayışta olanlar, kendi geçmiş pratiklerinin eleştirisinde bulunup çıkış yolu ararken yüzlerini Batılı Marksistlere değil de bugün bu coğrafyada özgün bir Marksizm anlayışını inşa etme iddiasında olan Teori ve Politika’ya dönmelidirler.
Teori ve Politika’nın ifade ettiği özgün ve politik temalar, bir gerçekleşmeyi, fiili durumun varlığını, önvarsayım olarak alıyor. Bir dizi kavram ve tanımlayıcı ifadelerle, durumu betimleyerek anlaşılmasını sağlamaya çalışıyor. Bunlar onun açısından apaçık şeyler, ama şimdi bunları politika pratiği için, politika pratiğinin bakış açısından anlaşılır kılmak durumunda. Nasıl gerçekleştiğini, onu tarihsel hareketin dönüşümüne bağlayarak açıklıyor. Yeni ortama uyumlu politika pratiği, kendisini politika alanına başka türlü sunamaz. Çünkü Aydınlanmanın dışında bir Marksizmin kuruluşu bir teori sorunu değil, Marksizmin, geniş anlamda dünyanın ontolojik zemininde yeniden kuruluşu, dar anlamda ‘Post-devrimcilik dönemi’ne son verme sorunudur.
Teori ve Politika’nın “bu bağlamda, bugün Türkiye’de içinde bulunduğumuz konjonktürde”[7] düşündüğü nedir? Teori ve Politika’nın bu iki kavramı eş anlamlı kullandığı gözleniyor. Bağlamın ifade ettiği şeye baktığımızda, karşımızda Marksist teorinin tanımlanıp yorumlanmasının yol açtığı karmaşa, devrimci hareketin sosyo-politik tarihinin bir özetini buluyoruz. Teori ve Politika bunların genel bir dökümünü yapmış durumda.
Buna iki örnek verebiliriz. Bir yandan Marksist teorinin ezilenler hareketiyle olan tarihsel bağının tartışmalı olması, diğer yanda kapitalist üretim tarzındaki canlı emek gücünün toplumsal karşılığı olan işçi sınıfı kavramının fabrikadaki işçileri betimleyen ampirist kavrayışın yol açtığı sorunun aşılması için kategorik bir ayrımla ampirist-pozitivist epistemolojinin reddedilmesi. Öte yandan, Marksizmin geçen yüzyılda kurduğu hegemonyanın etkisiyle kendini Marksist kabul eden öznelerin Marksizmin dışına düştüğü de izleniyor. Bağlam dolayımıyla belirlenen Marksizmin teorik, politik koordinatları, dökümü yapılan olguların bazılarının Aydınlanmanın dışında politik Marksist devrimciliğe uyum sağlamayıp engel haline gelmeleri nedeniyle hesaptan düşülüyor. Hesaptan düşülenlerin yerine, yenileri ekleniyor. Genelde Marksizmin, özelde devrimci hareketin yükselmesi ya da gerilemesinin; eylem sayı ve şiddeti, hapishanedeki tutsak sayısı, kitle tabanının sosyolojik analizi gibi parametreler üzerinden sunulmuş olduğu görülüyor. Toplumun bir dönemine uyumlu olan devrimcilik ve Aydınlanmacı Marksizm anlayışının, Marksizmle uyumlu olup olmamasından bağımsız olarak, döneme uyum göstermiş olduğu, fakat dönemle birlikte, sönümlemeye başladığı saptanıyor. Yeni döneme eklemlenmiş bir biçimde varlığını sürdürse de bu tür bir politika pratiğinden ve onun imgesel temsilinden kopmadan, yeni devrimcilik kurulamaz. Devrimci hareket bu haliyle yeni döneme uyumlu devrimciliğin gelişmesinin önünde engeldir.
Bu bağlamda, Teori ve Politika’nın, az önce saydığı olumsuzlukların karşısına, bu sefer, İslam ve Kürt dinamiğinde gelişen olumlulukları çıkardığı görülüyor.
Post-devrimcilik değerlendirmesi, ortaya koyduğu somut verilerle, en esaslı teorik incelemelere taş çıkartacak sağlam bir temele sahiptir. Ancak meseleyi yine de bu kapsamda ele almamak gerekiyor. Dökümü yapılan veriler, teorik bir incelemenin unsurları olarak değil, bağlamın konusunu belirlemek ve politik sorunu ortaya koymak amacıyla değerlendiriliyor. Bunu, Marksizmin parçalanan bütünlüğüne benzetebiliriz. Bütünlüğün parçalanması hem bir sorun hem de çözümdür. Bu çözüm de bütünlüğün yeniden inşasını bir görev olarak kendi içinde barındırır. Onun için konjonktür kavramını bağlam kavramından ayırıp, bu kavramın ikili işlevine sahip çıkmak gerekmektedir.
“Marksizmin gerçek kaderi politik alanda belirlenecektir. Bu, ‘dış dünya’ya ilişkin bir kudret edinimidir.”[8] Konjonktürde, politik Marksistlerin görevi, dışındaki güçlere karşı meşru gördükleri her türlü yol ve yöntemini kullanıp güç olmaktır. Yani kendilerini politik alanda etkin özne haline getirmektir. Politik aktör olarak, kendilerini ideolojinin dar sınırlarına sıkıştırmadan, hareket halindeki ezilen kesimlerini kapsamaları gerekmektedir. Ancak, politik konjonktürün dışında bir de teorik konjonktür bulunmaktadır.
“Marksizmin ‘iç dünyası’nda teori öne çıkmaktadır, ve burada Marksizmin ne olduğu belirlenecektir.”[9] Sosyo-politik konjonktür, örgütlenmenin öznel, nesnel imkanlarıyla sınırlanmış ‘somut durum’ olarak kabul edilmelidir. Teorik ideolojik konjonktür ise epistemolojik açıdan bilgi üretim süreci ile bilimsel pratiğin ayrılmasını gerektirir. “Marksist teorinin tanımlanması, Marksist teorinin ideolojik yorumlarına karşı mücadele olmadan olmaz. Ancak bu mücadele, sadece Marksizme dair Marksist ortamın dışında hüküm süren yorumlara, deformasyonlara karşı değil, aynı zamanda ulusal ve uluslararası Marksist ortam içinde hüküm süren Marksist teori yorumlarına, ideolojik deformasyonlara vb. karşı da olmalıdır.”[10] Marksist teoriyi bir insan felsefesi, Marksizmi teorik hümanizm olarak gösteren yorumlara veya öznel biçimde, ‘Marksist bütün’ anlayışını ‘Hegel’ci bütün’ anlayışına indirgeyen anlayışlara karşı, Marksist felsefe ile tarih bilimin birbirine karıştırılmasına karşı tarih bilimini savunmak ve Marksist teorinin ne işe yaradığını tanımlamak gerekir. Bu mücadelenin geride bıraktığı kazanım, Teori ve Politika külliyatının kendisidir.
Teori ve Politika’nın “iç” ve “dış dünya” şeklinde ifade ettiği her pratik için ayrı konjonktür yaklaşımını esas almak, Marksist teori bileşenlerinin maruz kaldığı saldırıları karşılamak için önemlidir. Sosyo-politik, teorik ideolojik konjonktürün bağlam içinde ne gibi sonuçlar barındırdığını ‘Marksizmin kaderi’yle ifade etmiş; Marksizm, dünyanın dört bir yanında ezilenlerin yeniden kurtuluş bayrağı olabileceği gibi, bir ölümlünün yaratımı olarak da ölebilir.
*
Burada önemli, olan iki ayrı konjonktürün bu bağlamda dayattığı sorun ve çözümüdür. Marksizmi, toplumların içine yeni girdikleri gelişmelere uyumlu hale getirecek şekilde yeniden kurmak gerekiyor. Bu, zorunlu olduğu kadar nesnel sürecin de ortaya çıkardığı bir görevdir. Bunun nesnel karşılığını oluşturmak gerekiyor. Aydınlanmanın dışına çıkmanın nesnel zemini belirmiştir. “Marksizmin Aydınlanmacılıktan kopuşu, hem toplumların içine girdiği yeni gelişmelere bir uyum, hem de bu ortamda bir devrimcilik için zorunlu görülmektedir.”[11] Devrimci hareketin gerileyip devrimcilik üretememesi ve Marksizmin Aydınlanmacılığın derinliklerine kadar çekilmesiyle, sorunların içeride yaşanmasının nedeni de belirmeye başlıyor.
Toplumların içine girdiği yeni duruma uyumlu bir devrimcilik için nesnel zemin, teorik ve politik temalar belirmiştir. Marksizm, bu yeni zemin üzerinde var olma imkanına kavuştuğu için, içeride bu türden sorunlar yaşanmaktadır. Kendi pratiklerini Aydınlanmacı Marksizm anlayışı içinde tanımlayan pratik-politik Marksistler, içinde eyledikleri dönemle birlikte sönümlenmeye başladılar. Sönümlenme sadece Türkiye’de değil, genel olarak dünyada cereyan ediyor; bu tür devrimcilik ve Marksizm anlayışının dönemi kapanıyor.
Durumu şöyle ifade edebiliriz: Eski toplumun içinde gelişen yeni dönem, içinde geliştiği toplumsal aşamanın egemenliği altındadır, fakat yine de ona karşı gelişiyordur. Bu, teorik politik olarak tanınmadan fiilen gerçekleşmiştir. Resmen tanındığında bile, egemen anlayışın belirlediği konumdadır ve onun egemenliğine tabidir. Ne zaman ki bu durum sürdürülemez bir hal aldı ve iç çatışmalar şekline büründü, yeni aşamaya uygun Marksizm anlayışı da, Marksist ortama hakim olmaya başladı.
Bu yorumu Engels’in şu ifadeleriyle destekleyebiliriz: “Her aşama zorunludur ve bu yüzden de çağına ve kökenini borçlu olduğu koşullara göre meşrudur, ama bu aşamanın kendi bazında yavaş yavaş gelişen daha üst düzeydeki yeni koşulların karşısında hükümsüz ve haksız olur. Daha üst düzeydeki bir aşamaya yer vermesi gerekir ki, bu aşamada sırası gelince gerileme ve ölme devresine girer… Bu felsefe, kendisi de bu sürecin düşünen beyindeki yansımasından başka bir şey olmadığı için, gerçek kavramları ve bu gerçeğe uygun düşen insanlığın mutlak durumları kavramlarını geçersizleştirir.” Devrimcilik, ifade edilen diyalektikten muaf değil. Yeni döneme uygun bir devrimci politika pratiğinin düşünen bilinçte yansımasını bulması kaçınılmazdır.
Teori ve Politika, bağlam ve konjonktür kavramıyla saptadığı politik hedefi pratik bir görev şeklinde sunuyor. Onun için de konjonktürün bütün unsurlarını, bu politik görevi yerine getirmeye yarayıp yaramadıklarına göre ele alıp değerlendiriyor. Konjonktürde bildiği gibi yapan özne, bilgisini konjonktürden dışlayamaz. Dolayısıyla konjonktürde mücadele araçlarının seçimini belirleyen, bilinç değil, mücadeledeki maddi güçler ilişkisidir. Maddi güçler, birbirlerini engellemek üzere harekete geçerler. Politik aktör olarak başarı ölçütü, karşıt güçleri geriletmek, kendi konumunu güçlendirmektir. Politik aktörün amacı doğrultusunda kullanacağı araç ve yöntemler, sonuç almak açısından önem kazanır. Önemli olan, nihai amacını gerçekleştirip iktidar olmak ve iktidarını sürdürmektir. Bu, somut durumda, ezilenlerin dinamik unsurlarını kendisine dahil eden ezilenlerin Marksist partisinin başarısı biçimini alır. Burada önemli olan, ezilenlerin toplumsal konumlarını değiştirmektir.
Anlatılan nedenlerle, yeni kuruluşun Aydınlanmanın dışında olmasına şaşırmamak gerekiyor. Çünkü, politik devrimci dinamikler başka bir bağlamda gerçekleşmektedir.
“Uygar ‘ilerici modernistler’i terk ve barbar ‘Anadolu gericileri’ne akın” değerlendirmesinde ifade edilen görüşler, göçün neden gerekli olduğunu ortaya koymaktadır.[12] Teori ve Politika, beklenen devrimci harekete yeni bir teorik ve ideolojik tarz önerirken, bu önerisini mevcut devrimci hareketin de dikkate almasını beklediğini belirliyor.
Önerme, yorum gerektirmeyecek kadar açıktır. Devrimci hareketin beslendiği toplumsal dinamikler kurumuştur ve artık devrimcilik üretecek durumda değildir. Devrimci hareket, bu dinamiklerin peşinden gittiği müddetçe, devrimci bir atılım yapamayacak ve legal alanda faaliyet yürütmekle sınırlı kalacaktır. Yeni toplumsal dinamiklere açılmak kaçınılmazdır. Fakat bu yeni toplumsal dinamiklere mevcut teorik ve ideolojik tarzla gidilirse ilişkilenilemez. Yeni dinamikleri edinmek için Aydınlanmacı anlayışın dışına çıkmak gerekiyor. Teorik ve ideolojik bir hazırlık yapmadan bu yönde atılacak adımlar, geri dönüşü olmayacak etkiler yaratacaktır.
Bu akıl yürütmenin ipuçlarını Marksizmin devrimci diyalektiğini takip ettiğimizde bulabiliriz. Lenin ve Mao, Marksizmi, Aydınlanmanın dışına çıkarmış, onu ezilen farklı toplumsal kesimlerin ideolojisi olarak biçimlendirmişlerdir. Ona aşağıdan devrimcilik ve evrensellik aşısı yapmışlardır. Lenin ve Mao’nun pratiği, sürdürülebilir devrimciliğin, Marksizmi, bugünün düşünce dünyasından yola çıkarak yeniden-üretmenin olanaklarını sunuyor. Onların pratiği, bugünün gerçeklerinden yola çıkmakla takip edilebilir ve bu yol, Aydınlanmanın dışına çıkar.
Aydınlanmacılığın reddi ve imgesel politik aktör olarak “Ezilenlerin Marksist partisi’
Bir çağrıyla başlayıp, programatik terimlerle biten değerlendirme, Aydınlanmanın dışındaki politik aktörü tanımlıyor. Artık sorun, pratik-politik bir niteliğe bürünüyor.
“Mücadelenin öznesi dışımızdaki bir varlık olamaz. Mücadelenin öznesi bizzat mücadelenin kendisi tarafından yaratılır… Ne ezilen işçiler, ne de öteki ezilenler kendinde özne niteliği taşır. Mücadele eden özne olur; ve devrimi yapar. Bu, Marksizmin Leninizm kategorik uğradığından geçen biri için ‘örgüt’tür. Bu bakımdan önemli olan, örgütü, mücadele verilen ölçekte bir özne haline getirmektir.”[13]
Bu uğrakta, tarihin bilgisi, söylemde yok olmuyor. Bu, “Tarih, öznesiz, ereksiz bir süreçtir” diye anılıyor. Ancak, az önce alıntılanan ifadeler de dahil olmak üzere, bütün bilimsel söylemler, bu uğrakta dönüşüme uğramıştır. Bunlar artık gerçeklerin bilimsel ifadeleri olmaktan çıkmış, ideolojik mücadelede kullanılan birer ideolojik silah halini almışlardır. Çünkü, bu söylemler, konjonktürde başka söylemlere karşı çıkarılmaktadır. Dolayısıyla, kendi söylemini meşrulaştırmaktan, onlardan güç almaktan başka bir işleve sahip değiller. Konjonktürde, başka bir zaman sahip oldukları anlamlardan başka bir şeyi ifade ediyorlar.
Bu önermeler, kendi alanlarında başka bir anlama sahiptir. Ama onların politik alanda bir değer ifade etmeleri için, anlam değiştirmeleri gerekiyor. Teori alanında öznenin olmamasına karşılık, politika alanı öznesiyle bir anlama sahiptir. Bizim örneğimizde, bu özne, politik bir aktör olarak ‘Ezilenlerin Marksist partisi’dir. Ama bu parti, bir imgeden ibarettir. Gerçek karşılığı bulunmamaktadır. Namevcutluğuna rağmen, diğer politik aktörlerle birlikte politika pratiği alanında yer alıyor. Onun diğerlerinden farkı, ancak bu alanın analizi ile kavranabilir: Analizin kendisinde, beklenen devrimci hareketin yeri boştur. Devrimci hareket, kendisinden beklenen görevi yerine getirmek için ve tanımlanan yeri doldurmak için var olmalıdır. Şöyle de diyebiliriz: Aydınlanmacı olmayan Marksizm anlayışının öznesel karşılığı yoktur. Teori alanında bu yokluk bir boşluk doğurur. Bir imge bu boşluğu gerçek anlamda dolduramaz. İmgesel temsile kavuşturulmuş bir öznenin sergilemeyeceği tutum ve tavırları, verili gerçek öznelerin bazıları sergileseler de, bunlar beklenen özne olamazlar. Çünkü beklenen özne olmak için sadece pratik politik anlayışı değil, karşılığını tam olarak bulması için teorik boyutunu da kapsaması, yani tam bir kopuş gerçekleştirmesi gerekmektedir.
Teori ve Politika’nın belirlediği görevi, teorik belirlemeler yerine getiremez. Belirlemeler ne kadar doğru olursa olsun, belirlenen görevin öznesi olamazlar. Bu görevi sadece bir özne, politik aktör olarak yerine getirebilir. İmgenin, politika anlamında somut bir çağrışımda bulunması için, ifade, ‘Ezilenlerin Marksist Partisi’ şekline bürünüyor. Hâlâ bir imgedir. Ama artık imgesel bir çağrışımdan ibaret değildir ve başka türlü bir çağrışıma sahiptir.
‘Ezilenlerin Marksist Partisi’ nasıl imgesel bir varoluşa sahipse, politika alanı da mecazi anlamda bir alandır. Politika alanı diye sabit bir yer yoktur. Politik özneye, politika alanında önerilen yer sabit değil, çatışmalı ve belirsizdir. Her özne, politik aktör olarak bu alanda kendisine yer edinmeye, bu mücadele alanında kendisini mücadele eden öznelerden biri haline getirmeye çabalar.
Teori ve Politika, teori ile politika alanının birbirinden ayrı olduğunu ve aralarındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu ortaya koyuyor. Bu modelde politika, teori ile pratik arasındaki ilişkinin kurucusudur. Politika, teori alanında pratik politikayı, pratik politika alanında ise teoriyi temsil ediyor. Bu temsil ilişkisinde, politika teorik politika işlevi görüyor. Temsiliyet ilişkisinde dolayım öğesi olan politikanın gerçekle ilişkisi ise dolayımsızdır. İdeolojinin buradaki işlevi, pratik politika pratiğinin aktarılıp anlamlandırıldığı alanı oluşturmaktır.
İfade edilen görüşler, pratik politikayla doğrudan ilişki içindedir. Bu ilişkide Teori ve Politika kendisine misyon ifade etse de ‘Post-devrimcilik değerlendirmesi’nde nesne edindiği kendi pratiği değildir. Kendi durumunu, krizini anlatırken bile söz konusu ettiği ne kendi pratiğidir, ne de devrimci hareketin pratiği… Onun söz konusu ettiği, beklenen devrimci hareketin pratiğidir. Mevcut devrimci harekete, tüm pratiğini aktarıp anlamlandıracağı bir teorik ve ideolojik tarz öneriyor. Yeni kimlik kazanacak olan öznenin pratiğini yazarak belirliyor, belirlenmiş olanı yazarak anlamlandırıyor.
Söz uçar, yazı kalır misali, Teori ve Politika, kendi Marksizm anlayışının öznesel karşılığa kavuşması için, politika pratiğine programatik terimlerle sunum yapıyor.
Buna rağmen, Teori ve Politika’nın teorik söylemi, politika pratiğinin dışında kalıyormuş gibi, dışarıdan, kendisinin dışında bulunduğu bir alan üzerine konuşuyor gibi gelebilir. Ancak Teori ve Politika, bunun Aydınlanma felsefesiyle bağının farkındadır ve bunu, Aydınlanma felsefesinin tezi olarak reddediyor. Eleştirel bir biçimde sunulduğu için karıştırmak mümkün. Teori ve Politika, bunu başkası için değil, kendisi için reddediyor. “Gelecekte yapılacak olanları Kartezyen bir öznenin ardışık algısı bağlamında değil, geleceğe ilişkin olanın da şimdide, bir konjonktür içinde somutlanacağı şeklinde algılamak kast edilmektedir. Geleceğin senedi de şimdiden kesilecektir.”[14]
Geleceğin faturasını şimdide ödemeyi iki türde anlayabiliriz. Bunlardan ilki şöyle anlatılıyor: “Günümüz koşullarında, pratik-politik varoluş tarzlarının teorik yoksunluğunun politik etkileri daha belirgin olacaktır. Çünkü, pratik devrimciliğin kesin bir ağırlık olarak etkisinin azaldığı ve koruyucu işlevini yitirmekte olduğu koşullardayız. Teorik bir kuruculuk, giderek daha da yakıcılaşan bir gereksinim haline geliyor, zira, başka bir tür Marksizm anlayışı, geri dönüşsüz etkiler doğuracak şekilde kendini gösteriyor. Marksizmin, bu türden bir Marksizm olarak ve bu türden Marksistler elinde kaybolup gitmesine izin verilmemelidir.”[15] Kendi pratiklerini teori alanında tanımlamayan Marksistler, Marksizmi teorik olarak da savunacak durumda değiller.
İkincisinin anlatımı şöyle: “Marksist bir politik örgütün izleyeceği politikanın tek sağlaması örgüt olarak güç ve kudret edinmek ve iktidar olmaktır… Politikanın yapıldığı konjonktür yapısı gereği öznel dışlamaya kategorik olarak kapalıdır. Bu anlamda konjonktürle bilgi ilişkisi kurulamaz. Sol harekette yaygın bir akademik sapma olarak her özgül olayın ‘teorik arka planını’ çıkarmak ve öylece taktik izlemek tipik Aydınlanmacı özne anlayışının bir tezahürüdür ve Teori ve Politika, Aydınlanmacılığa bu bakımdan da uzaktır. Bilen özne, bilgisine uygun şekilde uygular. Aklını kullanıp aydınlanmış, amacına vakıf, eylemin sonuçlarını öngörebilen özne anlayışının mahkum edilmesi, öznenin eylemi dışında olmayacağının yolunu açar. Teorik arka planı çözüp taktik belirlemek, politikayı bilimin hizmetine vermek anlamına gelir ve bu politik olmayı reddetmektir. Politiker, politikanın yapıldığı alanın içinde yer alır. İçinde yer aldığı konjonktüre dışarıdan bir şey enjekte edemez.”
Bunu ‘Post-devrimcilik değerlendirmesi için şöyle anlayabiliriz: Teori ve Politika, bir eğilimi ifade etmek için teorik bir konuma yerleşiyor ve taraf seçiyor. Bunu kendisi de ilan ediyor. Teori ve Politika, elbette Marksisttir ama hangi Marksizm sorusunun da cevabının olması gerekiyor. Onun ifade ettiği Marksizmi, genel anlamda Marksizm olarak anlamamak gerekiyor. Teori ve Politika, Aydınlanmacı olmayan teorik-politik bir Marksizm anlayışını teorik ifadeye kavuşturmuştur. Şimdi bunun politikada karşılığını oluşturuyor. “Teori ve Politika, önüne, kendi Marksizm anlayışını daha tok sesle ortaya koymayı, onun politik karşılıklarını daha enerjik ve amaca yoğunlaşmış tarzda aramayı ve yaratmayı koymuştur.”[16] Teori ve Politika, mücadelede kendi Marksizm anlayışının diğerlerinden farklı olduğunu göstermesi bakımından meseleleri yeni bir biçimde ele alıyor. Teori alanında kavramsal ifadelere kavuşturup kategorik farklılığıyla ortaya koyduğu Marksizm anlayışını, ideolojik tarz halinde politika literatürü alanına yerleştiriyor. Onun buradaki yerinin diğerlerinden farklı olduğunu anlamak için mahkum ettiklerine bakmak yeterlidir.
Teori ve Politika’nın kullandığı dilden dolayı anlaşılmadığını ifade eden eleştirel serzenişler de bu alanda anlam kazanırlar. Onun, geleneksel literatürün dışında bir literatüre sahip olduğu apaçık ortadadır. O, yeni bir Marksizm anlayışını temsil ediyor ve bunu yeni bir edebi biçimde yazıyor. Eski biçimde yeni anlayışı yazamazdı. Yazmaya çalışsaydı, onlardan biri olurdu. Onlardan olmadığını, eski olmadığını her şeyiyle yeni olduğunu, yeni bir edebi biçim kullanarak ortaya koyuyor. Bu durumda, eski anlayışı benimsemeye devam edip Teori ve Politika’nın dilini anlamaya çalışmak, yabancı bir dilde söylenenleri, ana diline çevirerek anlamaya benzer.
Örneğin, politik bir olay karşısında alınan politik tutumu, “bilime aykırı” olmakla eleştiren, bunun kendi meşruluğunun dayanağı haline geldiğini kabul etmeyen, gerçekten bilime uygun davrandığını sanan ve adımlarını bilime uydurmaya çalışan birinin, bilim ve politikanın nesnelerinin ayrı olduğunu kategorik ayrımlar temelinde savunan, onda bilimsel bilginin aranamayacağını, onun bilime kategorik olarak kapalı olduğunu ifade eden Teori ve Politika’yı anlaması beklenemez. Sorunsal değiştirmeden Teori ve Politika’nın dilini ve farkını anlamak pek mümkün görünmüyor. Çünkü o, meseleleri, benimsediği sorunsala uygun düşen terimlerle düşünüyor.
Teori ve Politika, her an taraftır ve taraf olarak yazıyor. Benimsediği Marksizm anlayışına taraftar kazandırmaya ve Marksizm anlayışını politik alana hakim kılmaya çalışıyor. Bu mücadelesinde teorik söylemin gücünü etkili bir biçimde kullanıyor.
Kendi Marksizm anlayışının öznesinin ideolojik mücadelede kullanacağı araçların teorisini sunuyor. Bunu programatik terimlerle ifade ettiği anda, bu sefer de kendi Marksizm anlayışını ideolojik mücadelede edinime tabi tutarak, politika pratiği alanına yerleştirip, taraf haline getiriyor. Bu andan itibaren ‘Post-devrimcilik değerlendirmesi’, Aydınlanmacı Marksizm ile Aydınlanmadan teorik politik olarak kopan Marksist anlayış arasındaki ideolojik mücadelenin bir aracı haline geliyor. Söylenenler her ne kadar, teorik bir konumdan dile getirilse de, artık, seslendikleri yer pratik-politika alanıdır ve bu alanda yer alan öznenin bakış açısını yansıtırlar.
İdeolojik ve politik alanın ayrı olması, politika pratiğinin aktarılıp anlamlandırılacağı bir alanın varlığına işaret eder. Önemli olan, bu iki alanın ayrı olması değil, bu iki alanın karşı karşıya getirilmesinin ne gibi sonuçlar ortaya çıkardığını saptamaktır. Althusser’in deyimiyle, “Bir pratik, ancak bir ideoloji aracılığıyla var olabilir”. Bu pratik, Teori ve Politika’nın devrimci yoludur.
Söylenenlerin namevcut bir partinin bakış açısından ifade edildiğini söylediğimizde gerçeğin bir yönünü ifade etmiş oluruz, ama tamamını değil. Çünkü Teori ve Politika devrimci olmadığını söylüyor ve bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da varlığını devrimci oluşumlara bağlayacağını açıklıyor. Beklediği devrimci harekete yeni teorik ve ideolojik tarz önerdiğinde, politika alanının dışında olduğunu da ifade etmiş oluyor. Bunları söylemesi önemlidir. Çünkü onun pratik politikada tuttuğu yeri gösteren etmen söylemidir.
“Bu yazı” diyor Teori ve Politika, değerlendirmesine başlarken, “dağlarda ve kentlerde dövüşenler üzerinedir. Ancak onlara hitap etmemektedir”.
Eleştiri silahı ile silahların eleştirisini birbirine karıştıranlar da çağrıda bulundukları arasında değil. Muhatap olmadıklarını belirledikten sonra, bu sefer de kimlere seslendiğini belirtiyor. Geriye kalanları şöyle tanımlıyor. “Eleştirinin silahının, silahın eleştirisi olmadığının anbean ayırdında olanlar, şu veya bu sebeple dövüşün dışına düşmüşse de, devrimci mücadelenin çağrısına kulağını kapatmamış, ya da yarınki dövüşün öznelerinden biri olmaya aday konumunda olanlara hitap etmeyi yeğlemektedir. Bu yazının çağrısı, bu benzeri çağrıları henüz hiç duymamış olanlaradır. Bu anlamda, bu yazı, çağrısına kulak vereni yaratmayı öngörmektedir.”[17]
Bu çağrıya kulak veren, çağrılanın kendisi olduğunu kabul eden, dönüp baktığında çağrının sahibi olarak kimi görmelidir? Çağrı bir derginin sayfalarından yapılıyor olsa da, dönüp bakıldığında görülecek olan Teori ve Politika değildir. Görülmesi gereken özne, gerçekte değil ama imgesel olarak hazır bir şekilde bulunan, ‘Ezilenlerin Marksist Partisidir’. Çağrıyı yapan Teori ve Politika, çağrılanı “Ezilenlerin Marksist devrimci akıncıları” şeklinde tanımlıyor. Çağrılanın çağrısını kabul edeceği özne, politik aktör olarak ‘Ezilenlerin Marksist Partisidir’. Teori ve Politika sadece çağrıyı tebliğ edip ona ulaşmasını sağlıyor. Onun rolü, çağıran ile çağrılan arasında iletişimi sağlamak. Çağrılanın çağıranı, çağıranın da çağırdığını tanıyacağı anlatımı oluşturmaktır. Çağıran, bulunmaları gereken yeri gösteriyor. Gösterilen yerde konumlananları tanıyacağı gibi, onlar da çağıranı tanımış, onun öznesi olmuş olacaktır.
Burada şunu belirtmek gerekiyor; Teori ve Politika’nın teorik söyleminin öznesi, Marksist teorinin bakış açısıdır. Devrimci bir öznenin Marksist olup olmadığı, sadece Marksist teorik bakış açısından bilinebilir. Özne bildiğini yapar, ama kendini bilemez. Kendi bilgisini kendine nesne edinemez. Onun bilgisini de nesne edinip, hangi değirmene su taşıdığını saptayacak olan, teorik konumdur.
Ayrıca, Teori ve Politika tek bir devrimcilikten değil, devrimciliklerden söz ediyor. “Biz” diyor, “öznelliğimiz gereği bu ‘iş’i Marksist olarak yapmak istiyoruz”. Yani, devrimci olmak için Marksist olmaya gerek yok. Bir toplumsal formasyondaki çelişkiler, o toplumsal formasyonda taşıyıcılık işlevi gören insan bireylerinin bilincine yansır ve onlardan bazılarını mevcut toplumsal formasyonu dönüştürmeye, devlete karşı mücadeleye sevk eder. Bu insanlar da öznelliğin gereği kendi pratiklerine birtakım anlamlar atfedeceklerdir.
Teori ve Politika, ezilenlerin devrimcilerini sahipleniyor. Marksizm, farklı yerlerde, farklı ezilen kesimlerin ideolojisi olarak belirebilir. Marksizm, ideoloji olarak, bir din gibi kapsayıcıdır. O, ezilenlerin kurtuluş ideolojisi olarak şekillenmiştir. Marksizm, ezilenleri, kendiliğinden ideolojileriyle birlikte kapsayıp, kendi devrimciliklerini ifade edebileceği bir üst-belirleyendir. Anlaşılacağı üzere, Teori ve Politika’nın peşinde olduğu, genel olarak devrimciler değil, bu genelin içinde, Marksist devrimcilerdir.
Ezilenlerin, devlete karşı devrimciliğini kategorik olarak sahiplenen Teori ve Politika, kendi Marksizm anlayışını, programatik terimlerle ifade etmekten ne ummuştur? Çağrısını ütopik bir çağrı olmaktan çıkaran ne olabilir? Değerlendirmede ifade edilen görüşleri, olmayan bir parti için yazmadığı gibi, Teori ve Politika devrimcilere de seslenmiyor. Devrimcilerin oluşturduğu kitlelere sesleniyor. Bunlar, genel olarak devrimci değil, bu genelin içinde yer alan, sayısı az, ama “kafaca” Teori ve Politikacı olanlardır. Teori ve Politika’yı, Marksist teorinin selameti için düşünme zahmetine katlanmış, onun bakış açısının doğruluğuna ikna olmuş, kendisini Teori ve Politika’yla özdeşleştirenlerin oluşturduğu kesimlerdir. Bunlar sayıca az olsalar da Teori ve Politika, bir araya getirip politik bir güç olmalarını sağlamak için onlara sesleniyor. Kabaca şöyle ifade edebiliriz:
‘Ezilenlerin Marksist devrimci akıncıları’; Marksizm geri dönüşü olmayan bir yola girdi, Marksizmi sözde Marksistlerin elinde yok olup gitmekten kurtarmak için, kalelerinizden dışarı çıkın. Onu, toplumların içine girdiği yeni gelişmelere ve ortama uyumlu bir devrimcilik için yeniden kurun. Marksizmin kaderi bir tek sizin çabalarınıza bağlı!
Teori ve Politika, “kafaca” Teori ve Politikacı olanlara, politika pratiğinin özneleri olarak, bulunmaları gereken yerden seslenerek onları pratikte sınıyor. Aydınlanmacı olmayan, yeni oluşumlara dikkate kesilmiş, ezilenlerin Marksizmini benimsemiş akıncıları pratiğe çağırıyor. Teori ve Politika, doğrudan onlara sesleniyor. ‘Ezilenlerin Marksist devrimci akıncıları’ neredesiniz?
Bundan dolayı, Teori ve Politika, bir yolu daha en başından kapatıyor: “Bu yazı, kendini Türkiye devrimci hareketinin eleştirisine bırakmış bir öznel sürecin sonunda ortaya çıkmıştır. Nesnel oluş, yazının Türkiye devrimci hareketinin pratik eleştirisine, yani pratikte geçersiz kılınmasına dairdir. Ancak, bu hareketin, sözlü eleştirisinin hükmünün, buradaki sözden fazla olmayacağı şeklinde bir yaklaşım yerinde olsa gerek. Devrimci hareketin bu yazıyı yazıyla eleştireceği bir şey bulunmuyor; mesele, bu yazının pratikte eylemli olarak önermeleri ve iddialarıyla geçersiz kılınmasıdır.”[18]
Son cümleyi alıp şöyle çevirelim: ‘Ezilenlerin Marksist devrimci akıncıları’nın bu yazıyı olumlayacakları bir şey bulunmuyor. Mesele, bu yazının pratikte eylemli olarak önermeleri ve iddialarıyla geçerli kılınmasıdır. Pratiğe, eylemli varoluşa odaklanmıştır. “Ezilenlerin Marksist Devrimci Partisi’nin politik ayağının bir temel bileşenini artık, beklenen politik girişim oluşturacaktır. Ufkumuz, beklentimiz ve dikkatimiz bu türden inisiyatiflere de yoğunlaşacaktır.”[19] Yeni inisiyatif başka bir politika pratiği ve teorik anlayışta olacaktır. Teori ve Politika, bunu teorik ve ideolojik tarz olarak sundu.
Bütün büyük davalar, üç-beş kişiyle başladı, yeni inisiyatif de bir yerden başlamalıdır. Teori ve Politika, bunun nasıl olması gerektiğini ortaya koydu. Bütün mesele, onu alıp uygulamada düğümleniyor. Onu eylemsel varoluşa kavuşturmadan da bu düğüm çözülmeyecektir.
Bekletmeyelim…

[1] Melik Kara, “Post-Devrimcilik Dönemi - 2”, Teori ve Politika 47-48, s. 40

[2] “Başlarken”, Teori ve Politika 1, Kış 1996, s.3

[3] Metin Kayaoğlu, “Marksizmin Ayıraçlarına Doğru”; Melik Kara. İ.Mert, S.Sahra, Bütünsel Marksist Oluşum Yolunda Bir Girişim İçin Genel Çerçeve Taslağı içinde, Ankara 1995, s.18-19.

[4] Melik Kara, “Post-Devrimcilik Dönemi – 2”, Teori ve Politika 47-48, s. 2.

[5] A.g.e., s. 2

[6] A.g.e., s.2

[7] A.g.e., s.4

[8] A.g.e., s.34

[9] A.g.e., s.34

[10] L. Althusser, Felsefi ve Siyasi Yazılar, Çev. Yağmur Ceylan Uslu, İthaki Yay., s.151

[11] Melik Kara, “Post-Devrimcilik Dönemi – 2”, Teori ve Politika 47-48, s.2

[12] Melik Kara, “Uygar ‘İlerici Modernistler’i Terk ve Barbar ‘Anadolu Gericileri’ne Akın”, Teori ve Politika 54, ss. 5-35.

[13] Melik Kara, “Post-Devrimcilik Dönemi – 2”, Teori ve Politika 47-48, s.7

[14] A.g.e., s.2 

[15] A.g.e., s. 18

[16] A.g.e., s.4

[17] Melik Kara, “Post-Devrimcilik Dönemi”, Teori ve Politika 46, s.6

[18] A.g.e., s. 6-7

[19] Melik Kara, “Post-Devrimcilik Dönemi – 2”, Teori ve Politika 47-48, s.40

Okunma 979 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.