Dergimizin tüm sayılarını https://www.babil.com/yayinevi/teori-ve-politika-dergisi-yayinlari adresinden temin edebilirsiniz.


Pazar, 06 Aralık 2020 13:28

Kültür Piyasası ve Örgütlenme Üzerine: Yeni bir Avangard

Yazan

Para piyasalarının hızı her şeyi silip süpüren sahte bir ilerleme görüntüsü çizer. Her şey sözgelimi "yenilenirken" aslında olan tek şey piyasanın etkinliğine başka bir görüntü bulmak, kapitalin birikimi için farklı rotalar kat etmek, tur atmaktır. Sermaye piyasası fahiş fiyatlarla mübadele ettiği sanatçı bedenlerin (ve o bedenlerin uzantısı olan eserlerin –ki aslında bunların ne aktardığıyla pek de ilgilenmez) bu yönde bir değişim değeri olduğunu 1960’ların sonuna doğru farketmiştir.

 

Günümüzde sanat piyasası genelevlerin en rezili, kumarhanelerin en düşkünüdür. Belden aşağı sohbetlerin en kibar diyaloglar halinde yürüdüğü, kazanmak için çürüyeceğini bile bile bedenleri mübadele masasına yatırdığınız şamatalı bir orji! Bir sanatçının (ve eserlerinin) uzun süreden beri gerçekliğinin, orijinalitesinin zaten ispatlanabilir olmadığına ikna olmuş gibidir sanat piyasası. Mesele buysa bir öykü uydurulur, imaj pazarlanır. İşin enteresanı, beklenti de bu yönde biçimlendirilmiştir. Sanatsal ifade özgürlüğü, galeri mukavelesi imzalandıktan sonra ısmarlama bir kölelikle takas edilir. Sahicilik, bir sahicilik etkisinden mülhemdir ve bu bedenlere dokunurken herkes bunu bilir.

 

Sanat piyasası karşı-devrimci bir ayartı makinesidir. Baudrillard’ın belirttiği gibi “ayartılmak, rıza göstermektir”.

 

Öyleyse sanat, öncü ve devrimci sanat günümüzde geçmişin direnişi ve melankolisini de sahiplenmeli. Badiou'nun söylediği gibi bugün yeniyi keşfetmek istiyorsak öncelikle piyasanın vazettiği "yeni takıntısından kurtulmalıyız".

 

Peki bu sözleri Maoist yönetmen Godard'ın Dziga Vertov döneminde kaleme aldığı manifestosundaki (1970) "sınıf savaşımı, yeni ve eskinin savaşımıdır" seklindeki sözleriyle birlikte nasıl okumalı? “Yüreğimizde büyüyen o yeni dünya”nın (Durruti) sanatsal ifadeleri bugün Romantik birer karikatürden mi ibaret?

 

Durum aynıdır, yalnız günümüzde yeninin sözcüsü işçi sınıfı değil, sermayedardır. İşçi sınıfının organik entelektüelleri bu konudaki söylemi sermaye sınıfının ellerine teslim etti. Bugün “yeni” kavramı altında toplanan tanım kümesi son derece güncel ve farazi eşleşmelerle kuruluyor. Değişim, eğer piyasanın işleyişi için daha geçerli bir model sunuyorsa, yeni addediliyor.

 

O gün ise yeni olarak anlaşılan şey, gelecekteki dünyanın birleşmiş görüntüsü idi. Sermayenin bugün yenilik yaratma tarzı ise birleşmiş bir dünyanın geleceğe yansıtılmış görüntüsünü her fırsatta parçalayarak ortaya attığı imajlar katalogudur. Sermaye dünyayı Gerçek'te değil ancak İmgesel'de bütünleştirmeye çalışır. Dolayısıyla arkasında çokça sömürülmüş ve travmatik özne bırakır. Bu açıdan bakıldığında sanatı bir kendinde-şey olarak ‘iyi’ kategorisi altında toplamanın pek de mümkünatı yok.

 

Sermaye dünyanın görüntüsünü toplumsal üretim ilişkilerinde değil, bu ilişkilerden temellük edilmiş imgelerin sanal bir imaj katalogunda birleştirmeye gayret ederken, üretim ilişkilerine dayalı insan ilişkilerini 'salt çıkar ilişkisi' diyerek boğar, her türlü sahici ilişkinin, bütünlüğün sermayenin görüntüsünde gerçekleşeceğini ima eder. Sermayedar bu iş için mübadele değeri ile kullanım değeri arasındaki çatlağa kendi reklam imgelerini yığarak rüyaları fantazmagorik bir içerikle doldurur.

 

Bu aslında 1945 sonrası gelişen neo-liberal kontrol toplumlarında faşizmin söyleminin devralındığı anlamına geliyor. Faşizm de kendi imgesinde, Alman, Fransız, İspanyol ya da İtalyan, sermayenin büyük güçlerini birleştirerek uyumlu ve yekpare bir dünya yaratmaya çabalıyordu. Neo-liberal küreselleşmenin artığı dijital endüstriyel kapitalizm ise sonsuz bir vitalizm (dirimselcilik) ideolojisiyle görüntü havuzundaki öznelerini “tüketmeye” çağırıyor. İktidarını bu imaj katalogunun sahte birleşmiş, yekpare insanlık görüntüsünden devralıyor ve “gösteri devam ettikçe” makarayı sarmaya devam ediyor. Halbuki bu dünyaya yekparelik görüntüsünü, tutarlılığını veren tek şey meta piyasası. Şunu giymek, bunu almak değil yalnızca, beden-imgelerin de mübadele değerinin olduğu devasa bir çark.

 

Bu sanal, Platonik mağaranın insanlarının ekoloji gündemiyle hemhal olmalarını beklemek için, önce bu gölge tiyatrosunu taşlamak, suyu bulandırmak ve gün ışığını –ve elbette bununla birlikte mağaranın karanlığını göstermek gerekiyor.

 

Öyleyse gerçek anlamıyla yeni, üretim ilişkilerinin nesnel zemininde birleşmekte-olan bir dünya arzusu, sermayenin paravan ettiği yenilik simulasyonuna direnen her şeyin içerisinde kendi yuvasını ve direnecek özgücünü bulur. Şiddet ise bu yeni dünyanın doğum izi olacaktır.

 

Emekçi sınıfların mücadelesi, o halde bir yanıyla zamansal, bir yanıyla mekansal denklemi ağırlığıyla büken, zamanı ve uzayı gerçekleştirme iradesiyle ölçülen bir mücadeledir; kapanmak üzere olan çay bahçesinin kafe ve bistro tekellerine karşı verdiği mücadele olduğu kadar, işgal edilen fabrikalarda ve sömürgeleştirilen topraklardaki mücadeledir. Bu “geri kalmışların” mücadelesi birleşik ve yaralı bir dünyanın var kalmak için verdiği mücadele, aynı zamanda “eski” dünyanın ileriye doğru sıçrama tahtası haline gelir.

 

Bu anlamda değişime direnen, uyumsuz görünen her türlü güç Mao'nun tabiriyle "ileriye doğru büyük sıçrama"yı yapmak ve Kültür Devrimini gerçekleştirmek üzere birleşebilir, aralarındaki çatışmalar tâlidir (görüntüdedir). Sosyal Darvinizmin “uyum sağla ya da öl” ırkçılığına karşı sınıf mücadelesini büyütmek gerekir. Yaşam tarzları arasındaki bütün çatışmalar görüntüdedir, sermaye susarak yarattığı bu ‘fark’ı izlerken, çıkar çatışmasının evrensel hareketine ve işçi sınıfına karşı hissedilen endişeden büyük bir zevk duyar.

 

Bu tâli ayrışmaların üstesinden gelebilmek için sermayeyle ortak olmamış, sermayeyle ortaklıklarına son vermiş, ya da buna göre hareket etmekte zorlanan sanatçılarla harekete geçilmeli, başka bir dünyanın, nesnel birleşik görüntüsü önündeki engeller hem yıkılmalı, hem de yeni bir gökyüzü bina edilmelidir.

 

Ekolojik yıkımın tahripkâr ve distopik görüntüsünü ancak parlak bir gökyüzü için verilen sınıf mücadelesi silebilir.

Okunma 1087 kez

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.